108 yıllık tecrübeyle sabit: Milli savunmaya yerli çözüm şart

Proje ortaklarından olduğumuz F-35’lerin teslimatından kaçınılırken, S-400 gibi parasını ödediğimiz füzeler için de çeşitli engeller çıkarıldı. 108 yıl önce de sipariş edip parasını verdiğimiz savaş gemileri teslim edilmemişti. Tüm bu tecrübeler milli savunmanın yerli çözümlere bağlı olduğunu gösteriyor.

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 16 Temmuz 2019 Salı
AA + -

HABER: Barış CABACI - Nazlıcan TAVŞANCI - Ayşenur KAVASÇİNAY

Proje ortaklarından olduğumuz F-35’lerin teslimatından kaçınılırken, S-400 gibi parasını ödediğimiz füzeler için de çeşitli engeller çıkarıldı. 108 yıl önce de sipariş edip parasını verdiğimiz savaş gemileri teslim edilmemişti. Tüm bu tecrübeler milli savunmanın yerli çözümlere bağlı olduğunu gösteriyor.

Son yıllarda savunmaya yönelik projeler, ekonominin hatta genel gündemin birinci sırasına oturmuş durumda. Fakat maliyet yönüyle değil, bölgesel etkileri bahane edilerek çıkarılan engeller bakımından… Bir taraftan F-35 gibi üretiminde yer aldığımız uçakların teslimatından kaçınılırken, diğer yandan da S-400 gibi parasını ödediğimiz füzeleri almamıza engeller çıkarılıyor. Aslında bunlar yeni değil, 108 yıl önce de benzerleri vardı. 108 yıllık tecrübeler de gösteriyor ki, milli savunmayı ithal silahlarla yapmak mümkün değil. Milli savunma için milli savunma sanayi şart! Bunun gerekliliği için dünden bugüne yaşananları hatırlamakta fayda var: 

Parası ödenen gemiler verilmedi

Yıl 1911…

Osmanlı Devleti, 108 yıl önce donanma gücünü geliştirmek için Britanya Hükümeti’ne iki gemi siparişi verdi. İlk sipariş, 1911’de Vickers şirketine verildi. 2 milyon 500 bin sterlin ödenen bu savaş gemisine dönemin Osmanlı padişahına ithafen ‘Reşadiye’ ismi verildi. Balkan harbinden mağlup çıkan Osmanlı Devleti, ikinci bir savaş gemisi için tekrar İngilizlerin kapısını çaldı. Brezilya’nın sipariş verip teslim almaktan vazgeçtiği ‘Rio De Janeiro’ isimli zırhlıya, Osmanlı Devleti talip oldu. Osmanlı Hükümeti, o dönem 4 milyon sterlin tutarında paranın tamamının ödeyerek satın aldığı geminin ismini ‘Sultan Osman’ olarak değiştirdi. Komutanlığına da Rauf Orbay’ı atadı. Fakat her geçen gün başka bahaneler üreterek teslimat tarihini geciktiren İngilizler, I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle kesin bir tavır aldı. Dönemin İngiliz Bahriye Nazırı Winston Churchill’in emriyle gemilerimize el konuldu. Sultan Osman isimli geminin adı HMS Agincourt, Reşadiye zırhlısının adı ise HMS Erin olarak değiştirildi ve İngiliz donanmasına katıldı. Sonuçta ne gemiler geldi ne de parası iade edildi. Acı bir tecrübe olarak kayıtlara geçti.

 

Ortaklaşa ürettiğimiz uçaklar teslim edilmiyor!

Yıl 2002…

ABD, İngiltere, Danimarka, İtalya, Hollanda, Kanada, Norveç, Avustralya ve Türkiye geleceğin uçağını üretmek üzere ortak çalışmaya başladı. F-35 adı verilen uçak için her bir katılımcı ülke bir parça üretmek üzere yola çıktı. Uçakların toplam 937 parçası Türkiye’de üretildi. Sonuç itibariyle ürün ortaya çıktı ve F-35’ler havalandı. Katılımcı ülkelere siparişlerin teslimi gündeme geldiğinde Türkiye için sıkıntılı süreç yine kendini gösterdi. Türkiye’ye üretiminde de yer aldığı uçakların teslim edilmemesi için engel üzerine engel çıkarılmaya başlandı. Türkiye projeye katılım bedelini de ödediği uçakları almak için mücadelesini sürdürüyor.

2.5 milyar dolar ödenen füzelerin teslimi engellenmeye çalışıldı

Yıl 2010…

‘Arap Baharı’ adıyla Kuzey Afrika’da yaşananlar Suriye’ye ulaştığında iç savaşa dönüştü. Bu gelişme Türkiye’yi savunma tedbiri almaya yöneltti. 2012’de NATO üyelerince Suriye’den gelecek tehlikelere karşı iki ülke sınırına Patriot füze savunma sistemi kurulması kabul edildi. 2013’te Türkiye’ye bataryalar gönderildi. Fakat sonrasında Patriotlar geri çekildi. Türkiye’nin satın alma taleplerine de olumlu karşılık verilmedi. Bunun üzerine Türkiye 2017’de hava savunma ihtiyacını gidermek üzere Rus yapımı S-400’lere yöneldi ve anlaşmalar yapıldı. Fakat bu sefer de 2.5 milyar dolar ödenen S-400’lerin Türkiye’ye teslimine engeller çıkarılmaya çalışıldı.

Milli projeler bir bir gökyüzünde

Savunma satın almalarında yaşanan 108 yıllık olumsuz tecrübelerin de etkisiyle Türkiye milli savunma sanayini geliştirmeye yönelik adımlarını hızlı atmayı sürdürüyor. Eğitim uçağından taarruz helikopterine, silahlı İHA’lardan uydulara kadar birçok havacılık ve uzay sanayisi ürünü envantere girdi. Projeleri yürütülen sıradaki ürünler de ilk uçuşlarına gün sayıyor. Prof. Temel Kotil’in twitter mesajıyla birlikte paylaştığı grafikte TUSAŞ’ın şu projeleri yer aldı:

* HÜRJET (Jet eğitim ve hafif taarruz uçağı):
Maketi Paris’te sergilenen uçağın 2022’de uçması planlanıyor.
* HÜRKUŞ (Gelişmiş eğitim uçağı):
Gökyüzüyle buluşan uçak daha da geliştiriliyor.
* HÜRKUŞ-C:
Hürkuş’un silahlı versiyonu Hürkuş-C, 1.5 ton faydalı yük taşıyabiliyor.
* MMU (Milli muharip uçak):
Prototip öncesi maketi Paris’te sergilendi. MMU, 2030’lu yıllarda F-16’ların yerini alacak.
* GÖKBEY (Genel maksat helikopteri):
İlk sertifikasyon uçuşunu yaptı.
* T129 ATAK (Taarruz ve taktik keşif helikopteri):
Terörle mücadelede önemli bir güç olarak kullanılıyor.
* ANKA (Orta irtifa uzun havada kalışlı İHA sistemi):
Sınıfında en iyiler arasında.
* AKSUNGUR (Yüksek faydalı yük kapasiteli İHA sistemi):
İlk uçuşunu yaptı.