Salgınların tanığı edebi eserler

Gerek dünya gerekse Türkiye tarih boyunca birçok salgına tanıklık etti. Hayatın her alanını etkileyen bu salgınların toplumların hafızasında bıraktığı iz, edebi eserlerin sayfalarında da yer aldı. Veba, Veba Yılı Günlüğü, Hakka Sığındık gibi pek çok kitapta salgın hastalıkların izini sürmek hem de bu tecrübelerden ders çıkarmak mümkün.

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 08 Nisan 2020 Çarşamba
AA + -

HABER: SÜMEYRA YARIŞ TOPAL

Dışarı çıkıp özgürce dolaşmaktan market alışverişi yapmaya, dostlarla bir araya gelip keyifli vakit geçirmekten işe gidebilmeye kadar hayatın her alanını etkileyen koronavirüs, dünyanın her yerinde insanlara zorlu günler yaşatıyor. İnsanlık tarihi geçmişte de buna benzer salgın hastalıkları göğüslemek zorunda kalmıştı. Hayatın her alanını kendi düzenine uymaya zorlayan salgın hastalıklardan edebiyat da nasibini almıştı. Dünya edebiyatına en çok konu olan tatsız konuların başında ise veba hastalığı geliyor.

KLASİKLERİ ETKİLEDİ

Ortaya çıktığı 14. yüzyılda Avrupa’da 200 milyon kişinin ölümüne neden olan veba, bir diğer adıyla kara ölüm, son bulduğu 19. yüzyıla kadar edebiyatı en çok etkileyen salgınlardan biri oldu. Klasiklerin yazıldığı dönemin korkulan rüyası olan kara ölüm, Daniel Defoe’nin kaleminden ‘Veba Yılı Günlüğü’ olarak dökülüp kayıtlara düştü. Kitapta 1665 yılında Londra’da veba salgını sırasında yaşanan olaylar tarihe not bırakılıyor. Kitapla birlikte bir yıl içinde 100 bin insanın kara ölüme kurban verildiği Londra’nın ekonomi tarihinin de izlerini sürmek mümkün.

CAMUS’UN KALEMİNDEN

Avrupa’yı 19. yüzyılda terk eden veba, Albert Camus’un kaleminden 20. yüzyılda tekrar kara yüzünü gösterir. Cezayir’deki Oran şehrinde ortaya çıkan veba, o yıllarda da toplu ölümlere yol açar. Günde 500 kişinin ölümüne sebebiyet veren vebayı bu kadar korkunç boyutlara taşıyan ise insanların umursamazlığı olur. Zira insanlar vebanın Avrupa’dan çoktan çekilip gittiğini düşünerek ölenlerin asla vebadan öldüğünü düşünmez ve vebayı kendilerine konduramazlar. Bu sebeple de normal hayatlarından taviz vermek istemezler.

100 YIL SONRAYI ANLATTI

Vebanın konu edindiği bir başka kitap ise Jack London tarafından 1912’de kaleme alınmış. Kızıl Veba adını taşıyan kitapta kurgusallık hakim. Yazıldığı yıldan bir asır sonraki dönemi ele alan kitap, bir dede ile üç torunu arasında geçen macera temelli bir roman olma özelliği taşıyor. 2073 yılında üç torununa 2013 yılında başlayan ve insanlığın tamamını yok eden kızıl vebanın öyküsünü anlatıyor.

HAFTADA 400 KİŞİ

Edebiyata tüm gerçekliği ile konu olan hastalıklardan biri de İspanyol nezlesidir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 1918 yılında ortaya çıkan ve Avrupa’da 20 milyon insanın ölümüne yol açan İspanyol nezlesi, İstanbul’da da istenmeyen bir misafir gibi iki yıl kalır. İlk başta haftada 400 kişinin ölümü ile sonuçlanan grip neticesinde 1918 yılında 5 bin kişi hayatını kaybeder. Tam da bu yıllarda yaşan Hüseyin Rahmi Gürpınar, ‘Hakk’a Sığındık’ isimli kitabında bu ölüm davetçisini ele alır. Kitapta bir yanda halk salgınla boğuşurken bir yanda da açgözlü insanların servet toplama hırsı anlatılır.

BULAŞICI KÖRLÜK

Gerçek salgınların yanı sıra kurgusal salgınlar da edebiyatın konukları arasında yer almış. Nobel Edebiyat Ödüllü Jose Saramago tarafından kaleme alınan kitapta ise salgın hastalık olarak körlük, insanlığı tehdit ediyor. Aynı zamanda sinema uyarlaması da olan başyapıta göre bu hastalığa yakalananlar etrafı süt gibi bembeyaz görmeye başlıyor. Kısa sürede şehirde pek çok kişiyi etkisi altına alan hastalıkla beraber bir kargaşa da yaşanmaya başlıyor. Beyaz körler sağlıksız şartlar altında karantinaya alınırken, bu durum insanlığın kendini de sorgulamasına neden oluyor. 

YAN KARAKTERLER 

Bazıkitaplarda salgın baş karakter olarak yer almasa da ölümlerin nedeni olarak kısaca romanlara konuk oluyor. Klasik Türk edebiyatında ölümler genellikle salgın hastalıklar nedeniyle gerçekleşiyor. Buna göre Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat da (Şemseddin Sami) Talat sıtmadan, Müşâhedât’ta (Ahmed Mithat Efendi) Antuvan Kolariyo hummadan, İffet’te (Hüseyin Rahmi Gürpınar) Sadık Bey kuşpalazından, Mev’ud Hüküm’de (Halide Edip Adıvar) Hayri tifodan, İstanbul’un Bir Yüzü’nde (Halit Karay) Fikri Paşa zatürreden, Çalıkuşu’nda (Peyami Safa) Munise’nin ablası kuşpalazından hayata gözerini yumuyor.