Dünyanın en büyük armatür müzesi

İş insanı Gökhan Turhan ve kardeşi Göksel Turhan, Selimpaşa’daki gaz armatür fabrikasını adeta bir saray müzesine çevirdi. Müzede Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait armatür ve yemek araç gereçleri yer alıyor.

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 05 Nisan 2021 Pazartesi
AA + -

* İş insanı Gökhan Turhan ve kardeşi Göksel Turhan, Selimpaşa’daki gaz armatür fabrikasını adeta bir saray müzesine çevirdi. Müzede Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait armatür ve yemek araç gereçleri yer alıyor.
 
* Müzeyi gezenler, geçmiş dönemlerden 5 bini aşkın eserle zaman yolculuğuna çıkıyor. Müzenin en ilginç yönü ise bin 500’den fazla musluğun sergilenmesi. Bu da müzeyi dünyanın en büyük armatür müzesi konumuna taşıyor.
 
HABER: BARIŞ CABACI
 
Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli mirasından biri de eşsiz mutfak kültürü. Pişirme, sunum, yeme içme alışkanlıkları, gelenek ve görenekler, Osmanlı kültürünün mihenk taşlarını oluşturuyor. Osmanlı döneminde tombak ile yapılan yemek kapları, fincanlar, cezveler, lengerler, ibrikler, buhurdanlar, gülabdanlar, el fenerleri, şamdanlar ve Anadolu-Rumeli yemek kültürü, yeniçeriler ve saray mutfağı araç gereçlerini bir araya getirerek müzeye dönüştüren Turaş Yönetim Kurulu Başkanı ve Armatür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan ile kardeşi Göksel Turhan, müzeyi günden güne büyütüyor.
 
KOLEKSİYONER KARDEŞLER
 
2006 yılında koleksiyoner unvanı kazanan kardeşler, oluşturdukları müzenin daha başında olduklarını söyleseler de müze, bin 500’ü aşkın armatür ile dünyanın en büyük armatür müzesi unvanına sahip. Turhan kardeşler, oluşturdukları koleksiyonları sergiledikleri Selimpaşa’daki fabrika içindeki müzenin kapılarını, İstanbul Ticaret’e açtı.
 
TOPLAYICILIKTAN MÜZEYE
 
Koleksiyonculuğa ilkokul yıllarında pul ile başladığını belirten Gökhan Turhan, armatür ürünlerine mesleki olarak ilgi duyduğunu da vurguladı. Müze açmadan önce toplayıcılık rolünü üstlendiğini anlatan Turhan, ilk koleksiyon ürününü ise Kaş’ta tatildeyken satın aldığını ifade etti. Turhan, armatür koleksiyonuna ilgisini de şöyle anlattı: “El Cezire’nin dünyanın ilk mühendislik kitabında bir çizim fark ettim. Bu çizim, o gün bizim ürettiğimiz gaz armatürler gibi konik bir yapıya sahipti ve ilgimi çekti. Bununla beraber koleksiyoner yolculuğum da başlamış oldu.”
 

II. Abdülhamid dönemi duvar tabağı

 

İLK ADIM KAŞ’TAN
 
Kaş’ta aldıkları ilk ürün ile koleksiyonerliğe adım atan Turhan kardeşler, daha sonra Kapalıçarşı’da topladıkları eserlerin sayısının artmasıyla Kültür Bakanlığı’na başvurup koleksiyoner oldular. Fakat biriktirilen ürünlerin bir gün dünyanın en büyük armatür müzesi olacağından habersizdiler.
 
SANAYİCİLER UZAK DURUYOR
 
Türkiye’de müzeciliğe birkaç ailenin tapulu malı gibi bakıldığına, sanayicilerin ise hep uzak durduğuna dikkat çeken Turhan, “Sanayiciler belki imkânsızlıklardan belki bilmedikleri için müzeciliğe yönelmiyorlar ama koleksiyonerlik dünyada her ticaret insanının yaptığı bir hobi, bir kültürel sorumluluk” dedi. İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerde armatür müzelerinin bulunduğunu söyleyen Turhan, şöyle konuştu: “Birçok ülkede armatür koleksiyonu var. Ülkemizde köklü bir armatür firmasının da yaklaşık 400 adet armatür envanterinin olduğunu biliyorum. Fakat dünyada Turhan Müzesi’nde olduğu kadar musluk envanteri yok.”
 
KÜLTÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKTIK
 

20. yüzyıl ibrik

Üretim kültürüne sahip çıkan firmaların daha sağlam ayakta durduğunu vurgulayan Turhan, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye’ye gelen uluslararası müşteriler şunu demeli: ‘Ülke bu konuda deneyimli ve köklü bir geçmişe sahip.’
 
Bu anlayış topraklarımızda üretim yapan her sektörde geçerli olmalı. Firmamızın ikinci kuşak temsilcisiyim. Köklü bir tarihimiz olmasa da armatürün bu topraklarda köklü tarihi var. Biz de bu yüzden armatür müzesine yönelerek köklü tarihimize sahip çıktık, çıkıyoruz.”

Meydanlardaki çeşme armatürlerinin kaybolduğuna dikkat çeken Turhan, tarihi Ayasofya Camii şadırvan musluklarından birinin de müzenin envanteri arasında olduğunu söyledi.
 
ESERLERİMİZ DIŞARI GİTMESİN!
 
Yemek araç ve gereçleri bulunan müzede, tombak sanatı ile altın kaplanan birçok farklı eser sergileniyor. Göksel Turhan, ağabeyiyle beraber gittiği Kapalıçarşı’dan satın aldıklarıyla tombak biriktirmeye başlamış. Bugüne kadar birçok fedakârlıkla biriktirmeye çalıştığı eserlerin devamını getirerek müze oluşum evresini tamamlamak istediklerini söyleyen Turhan, “Bu topraklarda doğan eserler, yine bu topraklarda sergilenmeli. Yani yurt dışına kaçırılmaması için sıkı önlemler alınmalı” dedi.
 

Kahve soğutucusu (20. yy)

KAHVE KOLEKSİYONLARI
 
Gökhan Turhan, ilk madenlerin Mezopotamya’da keşfedildiğini hatırlatarak, “Bu topraklarda işlenen madenlerle ilk yemek ve pişirme kapları, yemek ve kahve pişirme yöntemleri ortaya çıktı. Etiyopya’da bulunan kahve, Osmanlı’daki öğütme ve pişirme yöntemleriyle meşhur oldu. Kahve, Osmanlı yemek kültüründe olmazsa olmaz. Müzemizde, armatürlerin yanısıra padişahların, şehzadelerin ve devlet adamlarının kullandığı yemek araç ve gereçleri, kahve fincanları, zarfları, soğutucuları ve öğütücüleri de sergileniyor. Ayrıca İstanbul Ticaret Odası’nın kurucusu olan Abdülhamid Han’ın kullandığı kahve fincanı da müzemizde yer alıyor” diye konuştu.
 
KOLEKSİYONERE DEVLET YOL GÖSTERMELİ
 
“Armatür müzesini Tarihi Yarımada sınırlarında daha çok insan görmeli” diyen Gökhan Turhan, devletin bu tür girişimlere öncü olması gerektiğini savundu. Turhan, şunları söyledi: “Turhan Müzesi gibi koleksiyon müzeleri, devletin yol göstermesiyle Tarihi Yarımada’da kültür yoluna dahil edilmeli. Tarihi Yarımada’da müze açmanın maliyeti büyük. Bizler bu bütçeyi oraya ayırırsak, eserlerimize bütçe kalmayacak.”