Aile şirketlerinde altın kural: İş ve aile sınırları karıştırılmamalı

Aile şirketlerinde anlaşmazlıkların çoğu ticari alandan değil, duygusal sebeplerden çıkıyor. Aile işletmelerinde doğru bir ilişki yönetimi için ailenin sınırları ile işletmenin sınırlarının birbirinden ayrıştırılması gerekiyor.

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 20 Haziran 2022 Pazartesi
AA + -

HABER: ŞEREF KILIÇLI
 
Türkiye’de şirketlerin yüzde 95’ini aile şirketleri oluşturuyor. İstihdam, vergi, üretim ve dış ticaret alanları başta olmak üzere ülke kalkınmasına da büyük katkı sağlayan aile şirketleri, milli gelirin ise yaklaşık yüzde 90’ını üretiyor.
 
Bununla birlikte, aile şirketlerinin yüzde 30’u ikinci, yüzde 12’si üçüncü ve sadece yüzde 3’ü dördüncü kuşağa ulaşabiliyor. Türkiye’de aile şirketlerinin ortalama ömrünün 25-30 yıl olduğu da göz önüne alındığında, bu şirketlerin karşı karşıya oldukları en önemli zorlukların başında, kuşaktan kuşağa geçişi başarmak ve aile-şirket ilişkilerinin çağdaş bir düzene oturtulması geliyor.
 
İLİŞKİ YÖNETİMİ
 
Aile şirketlerinin sürdürülebilir olmasını da üyelerinin gündemine taşıyan İstanbul Ticaret Odası, ‘Aile İşletmelerinde İlişki Yönetimi’ konulu webinar düzenledi. Oda’nın youtube kanalından canlı olarak yayınlanan ve moderatörlüğünü İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Nihat Alayoğlu’nun yürüttüğü webinarda, ‘Aile İşletmelerinde İlişki Yönetimi’ kitabının yazarı İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hüseyin Çırpan sunum yaptı. Webinarda ayrıca, aile içindeki ilişkilerin işletme içine nasıl aktarıldığı, bunun beraberinde getirdiği problemler, aile içi ilişkiler ile işletme içi ilişkilerin nasıl ayrıştırılabileceği konuları hakkında bilgi verildi.
 
EKONOMİK AĞIRLIK
 
Aile işletmelerinin bundan sonra da çok tartışılan konular arasında olmaya devam edeceğini belirten İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Nihat Alayoğlu, şöyle konuştu: “Aile işletmelerinin çok tartışılmasının temelinde ekonomik ağırlıkları var. Ülkemizde var olan işletmelerin yaklaşık yüzde 95’inin aile işletmesi statüsüne sahip olduğuna dair yaygın bir kabul var. Buradan hareketle aile işletmeleri varlığını sürdürdükçe, değişen şartlara ve ekonomik koşullara, demografik ve kültürel değişimlere bağlı olarak tartışmaların da odağında yer alacaktır.”
 
DUYGUSAL ALAN
 
Hiçbir aile şirketinin birbirine benzemediğini ve her şirketin nevi şahsına münhasır olduğunu kaydeden Dr. Hüseyin Çırpan ise en fazla çatışma konularının duygusal alandan geldiğini söyledi. Şirketin ikinci kuşağa geçmeden kurucu girişimcinin çatışma tohumlarını ekmeye başladığını belirten Çırpan, şöyle devam etti: “Problem, çocukların yetişme biçimleriyle başlıyor. Çocuklar şirkette çalışmaya başlayınca, ‘Sen haksızsın, ben haklıyım’ tartışmaları devreye giriyor. Sorunlardan biri de kurucunun işletme ile ilişkisi. Kurucu girişimci, işletmesine adeta kendi bebeği muamelesi yapıyor. O bağ bazen öyle önemli hale geliyor ki, ‘Ailem şirketimden önce gelir’ mottosu çoktan unutuluyor. Şirketi, ikinci kuşağa devretme vakti gelince kendini işletmeden rahatlıkla ayrıştıramıyor.”
 
BİREYİ BİREY GÖRÜN
 
Sınırlar doğru tanımlanmazsa ‘Aile eşittir işletme’ anlayışının geçerli olduğuna dikkat çeken Dr. Hüseyin Çırpan, “İşletme büyüdükçe ve işletmeye katılan bireyler arttıkça ailenin sınırları ile işletmenin sınırlarının birbirinden ayrıştırılması gerektiği de ortaya çıkmaya başlıyor. Sınırları gözetme, çocuğunuz da olsa bireyi birey olarak görmekle mümkün. Karşınızdakini birey olarak gördüğünüzde görüşlerine ve alanına saygı gösteriyorsunuz” dedi. Çırpan, girişimcinin çocuğunun aile şirketinde mi çalışmak istediği, yoksa başka bir işle mi uğraşmayı tercih ettiği konusunun da ilişki yönetiminde önemli olduğunu kaydetti.
 
DOĞRU İLİŞKİ İÇİN TÜYOLAR
 
Dr. Hüseyin Çırpan, aile şirketlerinde ilişki yönetimi konusunda girişimcilere şu önerilerde bulundu:
 
* Hiçbir ilişki çantada keklik değildir. Onlar sizin çocuklarınız bile olsa ilişkilerde özen ve emek gösterin.
 
* Çocuğunuzu birey olarak kabul edin. Onları kendi hayallerimizi gerçekleştireceğiniz bir araç gibi görmek yerine kendi hayalleri olan biricik varlıklar olarak kabullenin.
 
* Şirket bir amaç değil, araçtır. Bu araç aslında ailenin birliğini, refahını, hayallerini gerçekleştirmeye hizmet eder. Amaç ve aracı karıştırmak, işletme için hastalık üretir.
 
* Aile ile işletme arasındaki sınırların çizilmesi için birtakım çalışmalar yapmalısınız. Bu noktada kurulların oluşturulması, aile sözleşmesinin yapılması gerekiyor.
 
* Aile, hissedarlık ve şirket içinde çalışıyor olmayı birbiriyle karıştırmayın. Üçü farklı kavramlar. Bu kavramlarda sınırları çok iyi çizmeye ihtiyacınız var.
 
* Adalet konusunun, aile işletmelerinde de merkeze konulması gereken değerler arasında olduğunu unutmayın.
 
* İlişkide merkeze konması gereken haklı olmak değil, mutlu olmaktır. Aile şirketindeki ilişkilerde genellikle haklılık konusu çok merkeze alınıyor ve bu yaklaşım sorunlara sebep oluyor.