Artık her şey küresel

İletişim teknolojileri başta olmak üzere dijital çağın sağladığı olanaklar, insanların kendi coğrafyalarının sınırları içine hapsolmadan çalışmasına ve toplumsal yapılara dahil olmasına olanak tanıyor.

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 29 Mayıs 2019 Çarşamba
AA + -

HABER: ZEYNEP DERELİ

İletişim teknolojileri başta olmak üzere dijital çağın sağladığı olanaklar, insanların kendi coğrafyalarının sınırları içine hapsolmadan çalışmasına ve toplumsal yapılara dahil olmasına olanak tanıyor. Bunu yapmak için çözüm odaklı, çevreye duyarlı, egosundan arınmış, platform ve ekosistem içinde yer almayı bilen yeni bir insan tipine dahil olmak gerekiyor.

Ortaya çıkan bu yeni insan tipi, dünyanın her yerindeki ihtiyaçlara hitap eden küresel bir sistemin parçası olma şansına sahip oluyor ve bunu yaptığı zaman değer kazanıyor. İkamet edilen ve çalışılan şehrin ya da ülkenin birbirinden farklı olmasının gündeme geleceği bir dünyada yaşıyor olacağız ve bu çok daha büyük işlere imza atmayı kolaylaştıracak. 

Bu büyüklük bir yandan daha yüksek pazar büyüklüklerine, nüfusa, ekonomiye hitap etmek anlamına gelirken, diğer yandan çok gelişmiş ve çeşitlenmiş servisleri sunan büyük yapılar içinde gelişmişlik düzeyi yüksek operasyonların parçası olmak anlamına geliyor. Her iki biçimde de büyük resimden pay almak anlamına gelecek şekilde küreselleşmenin parçası olmak, günümüzün en önemli ekonomi ve uluslararası ilişkiler konularından biri.

Bu nedenle giderek artan biçimde uluslararası ticaret hacimleri, ticaret savaşları ve ihracattan bahsediyoruz. Yine aynı nedenle son dönemde yazılım ihracatı, servis ihracatı gibi konular ürün ihracatı kadar ve hatta daha fazla tartışılıyor. Bunların hepsi bir birikim oluşturmaya ve kendi alanında marka olmaya dayanıyor. Eğitim, oluşmasına katkıda bulunduğu yetenek havuzu kadar eğitim ekonomisi olarak ele aldığımızda da bize bu tablo hakkında fikir veriyor.

100 MİLYAR DOLAR GELİR

Eğitimin kendisine baktığımızda küresellik özellikleri sergilediğini ve kendi başına da önemli bir iş büyüklüğü oluşturduğunu görüyoruz. Uluslararası eğitim her yıl 100 milyar doların üzerinde gelir oluşturuyor. Türkiye, son yıllarda yapılan yatırımlarla OECD ülkelerinin eğitim sektöründeki payını yüzde 1’e çıkarmış olsa da dünyadaki eğitim pastasından henüz yeterli pay alamıyor. Dünyada 5.5 milyondan fazla öğrencinin kendi ülkesinin dışında eğitim aldığı tahmin ediliyor ve Türkiye’de şu anda şu anda öğrenim gören uluslararası öğrenci sayısı için verilen rakam 125 bin. OECD verileri, bu rakamın 2025 yılında 8 milyona ulaşmasını öngörüyor. Sadece pazar olarak bakıldığında bile, bu dönemdeki yüzde 50’ye yakın büyüme tahmini önemli bir iş fırsatını ortaya çıkarıyor. Ancak eğitim ve öğretim, sadece pazar olarak değerlendirilecek kadar basit bir konu değil.

Bunun nedeni insan ile ilgili olması. Her şeyin ötesinde geleceğin düzenini ve mutluluğunu yaratacak bilgili ve yetenekli bir insan topluluğu ortaya çıkaracak eğitimi sunmak gerekiyor. Bu açıdan bakınca, yurtdışında okumanın başka coğrafyaları ve insanları tanıma; onlarla birlikte yaşama ve iş yapma kültürü yaratma; bunun sonucunda çatışma kültürünün yerine bu etkenlere dayanan paylaşım kültürünü oluşturma konuları, asıl önemli başlıklar haline geliyor. Ancak evrensel değerleri kucaklayarak ortaya çıkan yeni dünya ile uyumlu yaşayacak ve hatta ona yön verecek çocukları yetiştirmek de, bu amaçlara başka bir ülkede okumak kadar etkili bir yanıt vermeyi sağlayabilir.

HİZMET İHRACATINA ODAKLANALIM

Bu oyun sahasında etkin bir oyuncu olabilmek için yeni özelliklere sahip olmak ve küresel talebe hitap edebilmek gerekiyor. Beklentilerin büyüklüğü düşünüldüğünde bu alana odaklanmak gerektiğini görüyoruz. Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan cari açığını kapatmak için son dönemde hizmet ihracatını artırmaya odaklanması ve en önemli döviz gelir kalemleri olan turizm, taşımacılık, eğitim, sağlık gibi alanların yanına hizmeti de ekleme niyetini ortaya koyması, bu bakış açımızı destekliyor.

Hizmet ihracatı, geçmişte yurtdışına çağrı merkezleri üzerinden destek sağlanması ile gündeme gelmişti. Bu dönemde bunun düşük nitelikli bir iş olduğu yönündeki eleştiriler ile karşılaşılırken, sonrasında Türkiye’den doğuya kayan bu işlerin ne kadar önemli bir ekonomi yarattığını gözlemlemekle yetinmiştik. Bugün gelişen teknoloji, çok daha yüksek katma değerli işleri uzaktan yani coğrafi sınırlamaların etkisi altından kalmadan sunmaya olanak tanıyor.

BULUT EKONOMİSİ

Bulut teknolojisi ve her şeyin servis olarak sunulmasına olanak veren XaaS yöntemi şimdiden dünyanın herhangi bir yerinden diğer yerlerine ulaşıp ekonomik değeri olan işler yapmaya olanak tanıyor. Eskiden çok büyük yatırımlarla kurulan teknolojik altyapılar üzerinden kendi çevrelerindeki sınırlı bir kitleye hizmet veren şirketler, şu anda bulut üzerinde ister platformu ister yazılımı isterlerse de bütün altyapıyı servis olarak kullanarak kendi işlerini yayabildikleri gibi yepyeni işleri de başlatabiliyor. Aynı zamanda şirketler kendi geliştirdikleri uygulamaları aynı sistem üzerinden başka şirketlerin kullanımına açabiliyor.

Bu yeni dünyada önemli olan, sunulması kolaylaşan bu servisleri almak için farklı olduğunuza inanarak sizi tercih eden bir kitleye sahip olmanız. Bu da doğrudan doğruya sizin sunduğunuz müşteri deneyiminiz ve marka değeriniz ile bağlantılı.

Günümüzde bu önerme sadece şirketler için değil, insanlar için de geçerli olmaya başladı. Bir dijital projenin geliştirilmesinde çalışacak kişiler artık uzakta olsalar da sisteme bağlanarak işlerini yapabiliyorlar. Bunun yarattığı değişim muazzam ve dijital yeteneklerin dünya üzerindeki yayılma biçimi ile başarılı dijital projelerin ortaya çıktığı ülkeler arasındaki ayrımı ortadan kaldırıyor.

Burada dikkat çekici olan sadece teknolojiden anlayan ve anlamlandıran insanların küresel olarak kabul gören ürünler geliştirmeleri değil. Aynı derecede dikkat çekici olan nokta, yaşanmakta olan sorunun farkında olup bu soruna yaratıcı bir çözüm geliştirmek. Farkındalık dinleme, düşünme, görme ve harekete geçme boyutları ile bu tür başarılı örnekleri geliştirme yeteneğini birden çok açıdan destekliyor. Çözüm odaklılık ise, farkındalık desteği ile birlikte özgün tasarımlara giden yolu açıyor.

Bunlar, işletmelerin asıl faaliyet alanlarındaki süreçlerini karlı kârlı bir biçimde sürdürürken çevrelerine de faydalı olmasını sağlayan yaratıcı çözümler. Bu çözümlerin dünyamızın geleceğine katkıda bulunduğunu görmek zor değil.
Z kuşağı ile birlikte dünyanın kaynaklarının daha sağlıklı biçimde kullanılmasına ve paylaşılmasına yönelik duyarlılığın artması, bulut ekonomisi ile birlikte düşünüldüğünde şimdiye kadar alışık olmadığımız yeni ekonomik modellerin ortaya çıkmasını sağlayacak.