Tabiata müdahaleler yeni salgınları getiriyor

İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oya Dağlar Macar, modernleşme ve teknolojik gelişme uğruna insanın tabiata müdahalesinin yeni bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasını kaçınılmaz kıldığını söyledi. Prof. Dr. Dağlar Macar, “Covid-19 salgınını sadece bir felaket olarak görmek yerine bu hastalıktan dersler çıkarmak hepimizin sorumluluğu” dedi.

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 07 Mayıs 2020 Perşembe
AA + -

HABER: HAMİT KARDAŞ

İstanbul Ticaret Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oya Dağlar Macar, 25 bin yıl önce, henüz mikrobun bile keşfedilmediği tarihlerde insanoğlunun hastalıkların gücünü keşfederek, mikroorganizmaları biyolojik silah olarak kullandığını söyledi.

Tarihteki önemli salgınları değerlendiren Prof. Dr. Dağlar Macar, M.Ö. 598’de Atinalı Solon’un Krissa kenti kuşatması sırasında ishal yapıcı bir bitkiyi su depolarını zehirlemek için kullandığını hatırlatarak, “Kırım Tatarları, 1346’da Ceneviz kuşatması sırasında vebadan ölmüş ve parçalanmış insan cesetlerini mancınıklarla şehre attı ve büyük bir veba salgını başlatarak, şehri kolayca ele geçirdi. Bu olay, Avrupa tarihinin en büyük pandemisi olan veba salgınını başlatan en yaygın iddia” dedi.

AVRUPA’NIN KARA ÖLÜMÜ

Prof. Dr. Dağlar Macar, 14. yüzyıldaki bu veba salgınının 25 milyon kişinin ölümüne yol açtığını, böylece Avrupa nüfusunun üçte birini yok ettiğini söyledi. Vebanın Avrupa’da kara ölüm diye adlandırıldığını ifade eden Prof. Dr. Dağlar Macar, şöyle konuştu: “Vebanın yarattığı tahribat, Avrupa’da siyasi, ekonomik ve toplumsal birçok dönüşüme neden oldu. Veba, bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nu da etkiledi. Osmanlı’da ‘taun’ olarak bilinen veba, Allah’ın günahkâr kullarına cezası olarak görüldü, hastalığa karşı muskalar yazıldı, tütsüler yakıldı ve yatsı ezanından önce minarelerden Ahkaf suresi okutuldu. Veba, 18. yüzyılda yeniden nüksederek, büyük çapta ölümlere neden oldu. Ancak antibiyotiğin bulunmasıyla sona erdi.”

İNSANLIĞIN KORKULU RÜYASI

Salgın hastalıkların bilimsel gelişmeler ve yaygın aşılama sayesinde 20. yüzyılda büyük oranda etkisini yitirdiğini dile getiren Prof. Dr. Oya Dağlar Macar, “Ancak salgın hastalıklar modern dünyada başka formlarda insanlığın hâlâ korkulu rüyası olmaya devam ediyor” dedi.

Kentleşme, yol yapımı ve tarım için yaban hayvanlarının yaşam alanlarının yok edilmesi, vahşi hayvan ticareti ya da evcilleştirmesi gibi müdahalelerin bilinmeyen birçok virüs ve bakterinin hayvandan insana geçerek salgın hastalıklara dönüşmesine neden olduğunun altını çizen Prof. Dr. Dağlar Macar, sözlerini şöyle tamamladı: “Yapılan araştırmalara göre, 1940’lardan sonra ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların yüzde 60’ı, hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar. Son yıllarda meydan gelen HIV, Ebola, Batı Nil virüsü, SARS, kuş gribi, domuz gribi ve son olarak Covid-19 salgını bunlara örnek gösterilebilir. Dolayısıyla bulaşıcı hastalıklar ile mücadele, tarihin tozlu sayfalarında kalmayıp, dünyanın en önemli gündemlerinden biri haline geliyor. Bu yüzden Covid-19 salgınını sadece bir felaket olarak görmek yerine, geçmişe dönüp bir durum değerlendirmesi yapmak ve bu hastalıktan dersler çıkarmak hepimizin sorumluluğu.”

KOLERA VE KARANTİNAYA İSYANLAR

Salgınhastalık tarihinde koleranın da önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Oya Dağlar Macar, bu hastalığın 1817’de Hindistan’da başlayıp tüm Asya’yı sararak Avrupa kıtasına ulaştığını ve pandemi halini aldığını kaydetti. Koleranın 1831’de Osmanlı Devleti’nde de görüldüğünü, hastalığın önlenmesi için ilk kez karantina tedbirlerinin uygulandığını ifade eden Prof. Dr. Dağlar Macar, “Dönemin padişahı II. Mahmud, Avrupa’daki karantina uygulamalarını inceleterek bir risale hazırlattı. Ayrıca halkın tepkisini önlemek için Şeyhülislam’dan karantinanın şeriata uygun olduğuna dair bir fetva aldı. Buna rağmen karantina uygulamaları halkın tepkisini çekti ve imparatorluğun pek çok yerinde karantina isyanları çıktı” dedi.

SAVAŞ DEĞİL, SALGIN ÖLDÜRDÜ

Bulaşıcı hastalıkların özellikle savaş dönemlerinde büyük çapta ölümlere yol açtığına dikkat çeken Prof. Dr. Oya Dağlar Macar, şunları söyledi: “Cephede ölen asker sayısından daha fazla insanın salgın hastalıklardan dolayı yaşamını yitirdiği bir gerçek. Örneğin Balkan Savaşı sırasında görülen kolera salgınında askerlerin büyük çoğunluğu savaş yaralanmalarından değil, başta kolera olmak üzere salgın hastalıklardan hayatını kaybetti. Birinci Dünya Savaşı’na tifüs damgasını vurdu; Avrupa ve Asya'da 25 milyon kişi hastalandı. Savaşın sonunda korkunç bir yıkıma yol açan ve 20. yüzyıla damgasını vuran hastalık ise İspanyol gribi oldu. 1918 yılında ABD’de ortaya çıkan bu salgın, çok büyük bir hızla tüm dünyaya yayıldı ve 50-100 milyon insanın ölümüne yol açarak, insanlık tarihinin bilinen en büyük salgını oldu. Milli Mücadele’de de salgın hastalıklar Türk askerinin yakasını bırakmadı. 9 bin 167 asker cephede yaralanarak, 22 bin 690 asker ise hastalıklardan dolayı yaşamını kaybetti.”