Örtülü sermayenin varlığında izaha davet

Dr. Veysi Seviğ

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 04 Eylül 2017 Pazartesi
AA + -

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesi uyarınca kurumların, ortaklarından veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin ederek işletmede kullandıkları her türlü borcun, hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı, ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye sayılmıyor.

Yasal düzenleme gereği işletmede kullanılan borçların örtülü sermaye sayılabilmesi için;

  • Doğrudan veya dolaylı olarak ortak veya ortakla ilişkili kişiden temin edilmesi,
  • İşletmede kullanılması,
  • Bu şekilde kullanılan borcun hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşması gerekiyor.
  • Örtülü sermaye uygulamasında ortakla ilişkili kişi;
  • Ortağın, doğrudan veya dolaylı olarak en az yüzde 10 oranında ortağı olduğu veya en az yüzde 10 oranında oy veya kâr payı hakkına sahip olduğu bir kurumu ya da
  • Doğrudan veya dolaylı olarak ortağın veya ortakla ilişkili bu kurumun sermayesinin, oy veya kâr payı hakkına sahip hisselerinin en az yüzde 10’unu elinde bulunduran bir gerçek kişi veya kurumu ifade ediyor.

Borcu kullanan kurumun, borcu ortaklık ilişkisi olan bir kurumdan veya ortakları ile ilişkili bir başka kurumdan doğrudan temin etmemesi örtülü sermayenin mevcut olmayacağı anlamına gelmiyor.

Söz konusu borcun, ortak veya ortakla ilişkili kişiden ancak üçüncü kişi üzerinden dolaylı olarak temin edilmesi durumunda da örtülü sermayenin varlığından bahsetmek mümkün. Bir başka anlatımla dolaylı olarak temin edilen borçlanmalarda araya birden fazla kurumun girmesi söz konusu olabilir. Bu durumda da örtülü sermayenin varlığından bahsetmek mümkün.

Örtülü sermayenin varlığından söz edilebilmesi için borcu kullanan (alan) kurumun bu borcu işletme veya yatırım harcamalarında kullanması gerekiyor. Bu bağlamda borcun aynı koşullarla bir başka kuruma aktarılması halinde işletmede kullanılan bir borçtan bahsetmek mümkün değil.

Ancak borcu kullanan kurumun aynı zamanda borç kullandığı ortak veya ortakla ilişkili kişiden alacağının olması durumunda örtülü sermayenin varlığının tespitinde bu kurumdan olan alacağının söz konusu kuruma olan borca mahsup edilmek suretiyle hesaplama ve bu yönteme dayalı değerleme yapılamayacak.
Örtülü sermayede kural olarak ortak veya ortakla ilişkili kişilerden yapılan borçlanmalarda, bu kişilerden alınan borçların toplamının hesap dönemi başındaki öz sermayenin üç katı ile karşılaştırılması ve oranı aşan borç tutarlarının oranı aştıkları sürece ilgili hesap dönemi için örtülü sermaye olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Yabancı para üzerinden yapılan borçlanmalara ilişkin borç/öz sermaye hesabında her bir borcun alındığı tarihte geçerli olan döviz kuru esas alınmıyor. Yabancı para üzerinden alınan borcun vadesinin izleyen yıla sarkması halinde, izleyen yıl için söz konusu hesaplama, borcun ödenmeyen tutarının bilanço günü itibarıyla Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre değerlenmiş tutarı esas alınmak suretiyle yapılacak.
Yasal düzenleme gereği yapılan borçlanmanın hesap dönemi içinde herhangi bir tarihte kurumun öz sermayesinin üç katını aşan kısmı örtülü sermaye olarak kabul edildiğinden, bu miktarı aşan kısma isabet eden faiz, kur farkı ve benzeri giderlerin geçici vergi dönemleri de dahil olmak üzere vergi matrahından indirilmesi mümkün olmayacak.

Uygulamada vergi idaresi, ortaklardan veya ortaklarla ilişkili olan kişilerden doğrudan veya dolaylı olarak temin edilerek işletmede kullanılan borçları ve bu borçların öz sermayenin üç katını aşan kısmını tespit edebiliyor ve izleyebiliyor. Bu nedenle söz konusu mükellefler hakkında yapılan öz tespitlere dayalı olarak izaha davet edilmeleri konuya ilişkin olarak Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan 482 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ çerçevesinde mümkün.

Bilindiği üzere izaha davet müessesesi, verginin ziyaa uğradığına delalet eden emarelerin varlığı halinde, yapılan değerlendirmelere dayalı olarak mükellefleri ileride daha ağır müeyyidelerden korumaya yönelik bir uyum müessesesi olarak uygulamaya konuldu.