Merkez bankalarının başaramadığı şey...

Cüneyt Başaran

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 18 Eylül 2017 Pazartesi
AA + -

“Enflasyon diye bir şey var mı?” Biliyorum, Türkiye’de biz yüzde 11’lere yaklaşan tüketici enflasyonuyla mücadele ederken bu soru kulağa biraz garip geliyor. Ama dünyanın geri kalanında yıllardır Godot’u bekler gibi beklenen ve hâlâ bir ses seda duyulamayan enflasyon sorunsalı var.

Bloomberg’in takip ettiği ülkelerin ekonomik büyüklükleriyle normalize edilmiş “Küresel Enflasyon Endeksi” yüzde 3.5 seviyesinde duruyor. Bu oran 2015 başında yüzde 3.2 imiş, 2016’da en fazla yüzde 4’ü görmüş ve bugün ise yeniden yüzde 3.5’e geri dönmüş vaziyette. Ne Fed’in 2015 yılına kadar yarattığı ekstra 3 trilyon dolar, ne de Avrupa Merkez Bankası’nın 2015’ten bugüne kadar sisteme soktuğu 2.5 milyar Euro, enflasyon yaratma konusunda başarılı olabilmiş değil.

ABD ekonomisi son çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3 büyümüş ki, bu oran 2015’ten beri en yüksek rakam. Avrupa’da 2017 büyümesi yüzde 2.2, ki bu oran 2011’den beri en yüksek seviye. Benzer bir durumda Japonya’da bile yüzde 2.5 yıllık büyümeyle son 2.5 yılın en yüksek büyüme oranı kaydedildi. Ancak enflasyon hiçbir yerde yok! ABD’de TÜFE yüzde 1.7, Euro bölgesinde yüzde 1.5, Japonya’da ise sadece yüzde 0.4.

Ortada şöyle bir garip durum var: Yaratılan likidite ve piyasaya sürülen para özellikle gelişmiş ülkelerde büyüme oranlarını ciddi oranda yerinden oynatmış durumda. İstihdam dünyanın her yerinde toparlıyor. Likiditenin dünyaya yayılmasıyla hisse senetleri rekor kırdı, varlık fiyatları aldı başını gitti. İşte sorun da tam bu noktada ortaya çıkıyor: “Likidite enjeksiyonu bütün sorunları çözmüş gibi görünüyor, enflasyon hariç!”

 Merkez bankalarının yıllardır piyasaya likidite verirken arkasında durdukları argüman neydi?

“Kredi muslukları merkez bankaları tarafından yaratılan likiditeyle canlanacak, ekonomik aktivite ve beraberinde istihdam artacak. En nihayetinde de enflasyon gelecek.”

Tablo bu! Son 8 yılda dünyada toplam GSMH’sinin yüzde 17-18’i kadar likiditeyi küresel piyasalara sokan merkez bankaları (Fed, ECB, BOE, BOJ) birçok şeyi başardı, ama enflasyon cephesinde ses yok.

SORUN KÜRESELLEŞME Mİ?

Yukarıda saydığım sorun her yerde tartışılıyor. Akademisyenlerin bu konuda birçok açıklaması var. Enerji piyasasında kaya gazı teknolojisi sonrası yaşanan fiyatlarda sert gerileme, emtia fiyatlarında 2009 krizi sonrası yaşanan çöküşün sınırlı toparlama yapması, oluşturduğu taleple küresel ölçekte enflasyon yaratabilen Çin’in eskiye nazaran çok daha düşük büyüyor olması, akla gelen ilk açıklamalar. Ancak bunların yanında benim dikkatimi çeken iki izahat var ki (teknoloji ve üretimin yer değiştirmesi) sanırım yakın vadede üzerine çok konuşacağımız konular.

Teknolojiden kasıt, gündelik hayatımıza giren teknoloji sayesinde çok daha az aracısız ve fiyat karşılaştırması yaparak ürünlere ulaşabiliyor olmamız. Bu sayede üreticinin fiyatlara zam yapması rekabet açısından kolay olmuyor. Örneğin, Amazon’un herhangi bir pazara girdikten sonra çok geniş ürün gamı ve iddialı fiyatları o piyasadaki diğer üreticilerin fiyatları için bir indikatör oluşturuyor. Diğer yandan herhangi bir coğrafyada gerek işçilik maliyetlerinin gerekse enerji maliyetlerinin artması eğer ürünün fiyatını artırıyorsa küresel devler rahatlıkla üretimi daha avantajlı bir bölgeye kaydırabiliyor.

Fiyat verimliliği adı verilen bu süreçte artan maliyetlerin ürünün fiyatını etkilemesi yerine üretimin (dolayısıyla istihdamın) başka yere kaymasına neden oluyor. Yani küreselleşme, fiyat rekabeti ve kâr maksimizasyonu sebebiyle fiyatlara dokunmuyor. Onun yerine hesabı ya çalışana (üretimi bir başka yere taşıyarak) ya da vergi yoluyla devletlere (vergi indirimleri alarak) kesiyor.

Durum bu...

Sanırım şu an piyasaların çok hoşuna giden, “Büyüme var ama enflasyon yok” şekerlemesi yakında tadı bir anda acıyan ve hepimizi üzen bir hale gelecek. Çünkü düşük enflasyon uğruna aslında kısa çöpü çalışan kesim çekiyor.