Piyasada farklı yönden esen rüzgarlar

Cüneyt Başaran

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 28 Kasım 2017 Salı
AA + -

Yabancı yatırımcı tarafından gelen döviz talebi, yerli yatırımcının sınırlı da olsa döviz satışı ile karşılanmaya çalışılıyor. Diğer yandan Merkez Bankası da özellikle Londra üzerinden gelen spekülatif atağın şiddetini azaltmak için manevralar yapmaya çalışıyor.

Bu çerçevede Merkez Bankası’nın, piyasaya verdiği bütün likiditenin faizini yüzde 12.25’e yükseltmek suretiyle kurun değer kaybını yavaşlatmaya çalıştığını görüyoruz. Yine Merkez Bankası’nın yıl sonuna kadar 3.6 milyar dolara tekabül edecek anapara değişimi olmaksızın vadeli dolar satımına başladığını ve bu stratejiyle bir nebze olsa da spekülatif döviz talebinin önüne geçmeye çalıştığı da bu haftaki gözlemlerim arasında. Bunların hepsi iyi niyetle yapılmış dengeleyici hamleler.

Bütün bu önlemlere rağmen kurun rekor tazelediğini görüyoruz.

ÖNLEMLER ETKİSİZ Mİ KALIYOR?

Hayır kalmıyor, ancak etkisi son derece kısıtlı oluyor.

Merkez Bankası şu ana kadar “yangın söndürme talimatı”nı uyguladı. Bu şartnameden eksik kalan birkaç hamle kaldı. Muhtemelen onları da yapar. Ancak bu prosedürleri uyguladıktan sonra “gerekmesi halinde camı kırınız ve kullanınız” ibaresi ile duvara asılmış olan düğmeye yani “faiz artırımına” gidebilecek mi? Bilmiyoruz. Yılbaşında benzer bir durumla baş başa kaldığında sert bir faiz artırımıyla TL spekülatif işlemlerin karşısında son kertede durabilmişti. Benim beklentim, bu sefer de eğer şartlar oraya gelirse aynı refleksi gösterebileceği yönündeydi. “Di”li geçmiş zaman kullanıyorum; çünkü son bir haftadır siyaset tarafından gelen açıklamalar Merkez Bankası’nın benzer bir hamle yapmasının hoş karşılanmayacağı yönünde. İşte bu noktada da “TL, negatif spekülasyon yapanlar” için uygun saha ve zemin şartları oluşuyor.

Ancak Türk Lirası’nın ya da Türk tahvil faizlerinin negatif ayrışmasının tek sebebi, Merkez Bankası’nın alabildiği ya da alamadığı önlemlerle sınırlı değil...

Şu anki fiyatların üzerinde çok ciddi bir ekopolitik risk primi var.

Bunun içerisinde neler mi var?
ABD ile ilişkiler ve bu çerçevede orada görülmekte olan Zarrab davası. Bu konuyu en iyi ifade edecek açıklama Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’dan geldi: “Zarrab davası, Türkiye’ye yönelik bir kumpastır, siyasi bir davadır.”

Diğer konu NATO ve Türkiye ilişkileri. Darbe girişimi sonrasında zaten NATO ile Türkiye’nin arası gerilmişti. Geçen hafta NATO’da yaşanan skandalın ardından bu gerginlik iyice belirginleşti. Ancak bu konuda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “İlişkileri kesmeyi düşünmüyoruz. Türkiye NATO’nun önemli bir müttefikidir” dedi.

Diğer bir konu ise Almanya üzerinden ilerleyen ve AB ile ilişkilerimizi negatif bir konuma çeken gerilim. Burada en son gelinen nokta, Türkiye’ye akan sınırlı sayıdaki AB fonunun kesilmesi oldu. Ancak Almanya’da Merkel’in hükümet kuramamış olması ve yeniden seçime gidilebilecek olması bizim için umut verici bir gelişme.

Son konu ise Suriye’deki gelişmeler ve Rusya üzerinden devam eden konuya dahil tüm unsurların bir araya geleceği “barış görüşmeleri”. Türkiye sandalyesini çekmiş ve masaya oturmuş durumda. Ancak masadaki muhataplarımız belli değil ve bu noktada bizim sinir uçlarımıza dokunulmak isteniyor. Bu süreci ne kadar diplomatik götüreceğimiz de önemli olacak.

İş sadece Merkez ile bitmiyor. Bunların hepsinin cevaplarını görmemiz lazım.