Yatırımcı algısı

Cüneyt Başaran

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 14 Mayıs 2018 Pazartesi
AA + -

Türk Lirası’nda değer kaybı devam ediyor. Yılbaşından beri yüzde 11 değer kaybetmiş bir kurdan bahsediyoruz. TL’deki değer kaybı bununla da sınırlı değil. Türk Lirası son 5 yılda her sene ABD Doları’na karşı değer kaybetmiş durumda. 2013 yılının başında 1 ABD Doları 1.75 Türk Lirası’na tekabül ediyormuş. ABD Dolar Endeksi ise aynı tarihte 80 seviyesindeymiş.
Bugüne geldiğimizde ABD Dolar Endeksi’nin yüzde 15 yükselerek 92’ye geldiğini görüyoruz. Bloomberg’in gelişen ülke kurlarının yaptığı kur sepetinin ise aynı tarihte kabaca yüzde 30 değer kaybettiğini hesaplıyoruz.
Şimdi gelelim Türk Lirası’na. 2013 başından bugüne TL, ABD Doları’na karşı yüzde 60 değer kaybetmiş durumda (2013’te 1 TL 0.57 dolar iken, bugün 1 TL 0.23 dolara geriledi).
2013 başından bugüne baktığımızda ABD Doları’na karşı TL’den daha fazla değer kaybeden birkaç kur var. Örnekse Venezuela Bolivarı, Arjantin Pezosu, Ukrayna Grivnası.

Görüldüğü gibi Türk Lirası’ndaki değer kaybı bu sene ya da son bir iki senede olup bitenle sınırlı değil. 

DÖVİZ PİYASASINI ETKİLEYENLER

Şimdi bu tarihte döviz piyasasını etkileyecek neler olmuş, ona bakalım.

TCMB’nin 2013 sonunda piyasayı fonladığı ortalama faiz oranı yüzde 6’lar seviyesindeymiş. Bugün gelinen noktada aynı faiz yüzde 13.50’ye çıkmış durumda. 2013 sonunda Türk Lirası’nda daha fazla faiz ödeyen birçok kur varmış. Rus Rublesi’nin ortalama faizi yüzde 6.75 imiş. Hint Rupisi yüzde 8.7, Arjantin Pezosu yüzde 15 faiz ödüyormuş. 2018 yılına geldiğimizde ise Türk Lirası yüzde 13.50’li faizi ile Arjantin Pezosu’ndan sonra en yüksek faizi ödeyen kur olmuş.

Kısaca Türk Lirası’nda son 5 yılda iki katına çıkardığımız faize rağmen bu, paramızın ABD Doları karşısında en fazla değer kaybeden kurlar arasında olmasını engelleyememiş.

EĞER KONU FAİZ DEĞİLSE NE?

Türkiye’nin müzmin sorunları var: Cari açık, enflasyon, tasarrufların yetersiz oluşu gibi. Bunun yanında göreceli olarak iyi olduğu taraflar var: Düşük kamu borcu, düşük bütçe açığı gibi. Bonus olarak da son zamanlarda gölgesini üzerinde net hissettiğimiz son 5 yılda çok hızlı artan reel sektörün döviz borcu.

Türkiye yukarıda saydığım dengeyi uzun süredir yönetiyor. Yıllardır GSYH’nin yüzde 18-20 arası bir rakamı cari açık finansmanı ve tasarruf eksikliği dolayısıyla yurtdışından getiriyor. Son 10 yıldır zaten ortalama yüzde 5 civarında bir cari açıkla yola devam ediyor. Yine son 10 yıldır yüzde 9 civarında bir enflasyonla mücadele ediyor. 

YATIRIMCI ALGISINI DÜZELTMEMİZ LAZIM

Son birkaç yıldır değişen birkaç şey var: İçeride yüksek büyüme adında mali disiplini zorlamaya başladık. Yatırımcı tarafında Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü bu süreçte artık zorlanacağı şeklinde bir algı oluştu. İşte bozulan bu algıyı biz yeniden düzeltmeden ya da yatırımcıya “İşte bu yol haritamız, bizi izlemeye devam edin” deyip onları ikna edemeden kalıcı bir düzelme zor gözüküyor.