Reform mu dediniz?

Cüneyt Başaran

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 04 Haziran 2018 Pazartesi
AA + -

Avrupa’nın 3. büyük ekonomisi İtalya’nın başı yeniden dertte. 2011-2012 yılları arasında Avrupa’yı kasıp kavuran “Yunanistan krizi” sırasında İtalyan ekonomisinin kötü ününü çok duymuştuk. O dönemde aslında herkesin kaygısı ne 350 milyar Euro’luk kurtarma paketi alan Yunanistan ne de kurtarılan Portekiz’di. Aslında herkesin korktuğu, devasa borcu ve büyümeyen ekonomisiyle İtalya’ydı. İtalya bütün yatırımcıların en büyük karın ağrısıydı. İtalya’nın dertleri bununla da sınırlı değildi. Bankacılık sektöründe çok yüksek bir batık kredi sorunu vardı ve bankacılık sektörü kâr elde edemez hale gelmişti.

İtalya ve benzer ekonomik zorlukları yaşayan İspanya’nın yardımına Avrupa Merkez Bankası (ECB) koştu. ECB’nin katı ve tutucu başkanı Trichet’nin görev süresi dolduktan sonra başa geçen eski İtalya Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi aslında bu iki Akdeniz ülkesinin kaderini değiştirdi. Yeni ECB başkanı adının daha sonra kurtarıcı mealinde “Süper Mario” olarak anılacağı bir para politikası izledi. Faizleri sıfıra, hatta eksiye düşürdü ve kendisine bağlı ama ayrı bir mekanizmada oluşturduğu fonla bu iki ülkenin (ve diğer AB üyelerinin) devlet ve şirket tahvillerini satın almaya başladı. Piyasadan tahvil toplanırken uyulacak kriter, ülkelerin ekonomik olarak büyüklükleri olduğu için İtalya ve İspanya 4 yıldır süren bu işten oldukça kârlı çıktılar.

SORUNLAR HALININ ALTINA SÜPÜRÜLÜRKEN

ECB bu operasyonu yaparken önce iki ana kriter üzerinde duruyordu: Ülkelerin borçlanma maliyetleri düşecek ve bankalar ellerindeki değersiz tahvillerden kurtulup nakite döneceklerdi. ECB’nin beklentisi, bu sırada sorunlu ülkeler yapmaları gereken ekonomik reformları tamamlarken bankaların da ellerindeki nakdi kredi olarak dağıtmasıydı!

Tabii “reform” beklentisi özellikle bahsi geçen AB üyesi Akdeniz ülkesi için biraz(!) iddialı kelimeler. Bu arada İspanya işsizlik oranını yüzde 25’lerden yüzde 15’lere düşürmüş, ekonomisini daralmadan yüzde 2.5’lerin üzerinde büyümeye taşımış olsa da aslında beklenen reformları yaptığı söylenemez. Özellikle bankacılık sektöründe.

Diğer yandan İtalya’da durum ise geçen 4-5 yılda daha ağır aksak işledi. İtalyan ekonomisi de 2012’de girdiği daralmadan çıktı, ancak son 4 yıllık büyüme ortalama sadece yüzde 1. AB’de genç nüfus işsizliğin yüzde 37 ile en yüksek olduğu yer de İtalya. Borç sorununda da herhangi bir gelişme yok. Krizin en yoğun hissedildiği 2012’de İtalya’nın Borç/GSYH oranı yüzde 120 iken bugün yüzde 130’a ulaşmış durumda. İtalya’nın en zayıf yeri olan bankacılık sektörü ECB’nin yoğun tahvil alımları sonrasında hâlâ yüzde 12-13’lük batık kredi oranıyla faaliyet gösteriyor.

Bütün sorunlar halının altına süpürülürken ve ECB’nin bitmeyen teşvikleri ile mutlu mesut yaşanırken İtalya’da 2 ay önce yapılan seçim sonrası ancak kurulma noktasına gelen hükümet, herkesi bu derin uykudan uyandırdı! “anti Brüksel ve anti kemer sıkma” politikalarını benimseyen 2 parti, oyların yüzde 50’sinden fazlasını alıp koalisyon kurmak için anlaştılar. Ancak İtalyan Cumhurbaşkanı Mattarella, bu iki partinin kabinesinı onaylamadı! Hem de “Brüksel ile sıkıntı olur” gerekçesiyle!

Şimdi İtalyada teknokrat hükümet kuruluyor ve 3 aya yeniden seçime gidiliyor!

Reform mu demiştiniz?