İhracatçı imalat sanayinin açmazı

Cüneyt Başaran

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 19 Kasım 2018 Pazartesi
AA + -

Türk Lirası major kurlara karşı son iki yıldır düzenli olarak değer kaybediyor. 2017 başından bugüne kadar kabaca geçen iki yılda TL’nin ABD Doları’na karşı değer kaybı yüzde 40, Euro’ya karşı ise yüzde 43’ü oldu.

Yani eğer maliyetleriniz TL üzerinden ve satışınız Euro ya da dolar bazlı olarak ihracat ise son iki yılda büyük bir fırsat yakalamış olmanız lazım.

MALİYET ARTIŞI

Ancak tabii bir de işin maliyet tarafı var.

TÜİK’in hesapladığı “ülke sınırları içinde üretim yapılarak yurt dışına ihraç edilen malların maliyetlerindeki değişimini” ölçen bir endeks var; “Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi”. Bu endeks 2017 yılında yüzde 19.75, 2018 yılının 10. ayına kadar olan bölümünde ise yüzde 60 artmış.

Peki üreticinin maliyetini ne artırmış?

Yukarıda manşet rakamını verdiğim endeksi ana maliyetler olarak ayırdığımızda; enerji sınıfındaki maliyetlerin bir yıl öncesine göre yüzde 129, makina teçhizat gibi sermaye mallarını ifade eden grubun ise son bir yılda yüzde 76 arttığını görüyoruz.

HANGİ SEKTÖRLER

İhracatçı olsa da hangi sektörler maliyet artışını en yüksek hissetmiş? 

Türkiye’de imalat sanayinde en büyük payı alan sektörler, TÜİK’in hesaplamasına göre şu şekilde sıralanıyor:

Yüzde 15 ile motorlu kara taşıtları, yüzde 14 ile giyim eşyası, yüzde 13 ile ana metaller ve yüzde 7 ile gıda geliyor.

TÜİK hesaplarına göre motorlu kara taşıtı üretimi yapan ihracatçı şirketlerin maliyetleri son 12 ayda yüzde 77, giyim eşyası ihracatçılarının maliyetleri yüzde 59, gıda ürünleri ihracatçılarının maliyetleri de yüzde 67 artmış.

BU RESİM BİZE NE DİYOR?

Yıllık 170 milyar dolarlık ihracat rakamını yakalamak küçümsenecek bir konu değil. 2019 GSYH’miz 760 milyar dolar olarak hesaplansa, yıllık ihracatımız GSYH’mizin yüzde 20’sini geçmiş olacak.

Bu oran, yıllık 170-180 milyar dolar borç çevirmek (reel sektör + bankacılık sektörü+ kamu + cari açık), bir ülke için oldukça önemli bir silah. Bunu not etmek gerekir.

Ancak şirketler bazında olayın gidişatı, aynı pozitif havayı vermiyor. Yüksek ithal girdisi ve enerji bağımlılığı olan Türk imalat sektörü, özellikle de ihracat bacağında artık kurun yükselişinden eskisi kadar nemalanamıyor.

Maliyetler hızlı artıyor ve kurun yükselişi bir süre sonra destek olmaktan ziyade sektöre köstek oluyor. Nitekim ihracatçı son iki senedir döviz kurundan rekabetçilik anlamında ciddi destek alsa da, 2017 ve 2018’de yıllık ihracat artışı ancak yüzde 10’lar seviyesinde kalıyor.

UZUN VADELİ DÖVİZ KREDİSİNE İHTİYAÇ VAR

İmalat sanayinin ihtiyacı olan şey “uzun vadeli döviz kredisi”.
Bu krediyi bulamadan makina parkını da genişletemiyor, hammadde de alamıyor. Bu sebeple içeride döviz kuru şiddetli değer kaybettiğinde, imalat sanayi ihracatçı da olsa zorlanıyor. 

Para politikası ve mali politikalar planlanırken bu gerçeği unutmamak lazım.