Dünyanın ve Türkiye’nin rızık kapısı

Hüseyin Öztürk

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 26 Kasım 2018 Pazartesi
AA + -

Üsküdar, bir ulu rüyayı görenler şehri!
Seni gıptayla hatırlar vatanın her şehri,
Hepsi der: “Hangi şehir görmüş onun gördüğünü?
Bizim İstanbul’u fethettiğimiz mutlu günü!”
                                                                    Yahya Kemal

İstanbul, bilinen tarihi itibariyle 8 bin 500 yıldır, tahmin edilen tarihiyle de 12 bin yıldır her devrin ticaret merkezi oldu.

İstanbul bütün dünyanın “ticaret şehri” markası olarak tüm zamanların başkenti olma özelliğini ve önemini asla yitirmedi. Bu önemi günümüzde daha da arttı.

Sadece ticaret mi? Elbette değil! Tarih, kültür, sanat, siyaset, ekonomi ve insanlığın maddi-manevi olarak ilgilendiği her sahanın da başşehri oldu ve halen de öyledir.

TİCARET VE KÜLTÜR İKİZ KARDEŞ

Ticaret elbet, erbaplarının da bildiği gibi sadece emtia alıp satma olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda ve daha da kuvvetli olarak tarih-kültür taşımacılığı yapar.

Dünyadaki kültürel ve inanç yelpazelerine baktığımızda hemen hepsinin ticari yollarla birbirine taşındığını, benimsendiğini yahut reddedildiğini görürüz.

Ticaret ve kültür ikiz kardeştir. Birbirlerinden ayrılmaları imkânsızdır. Her alış verişte, alanın ve satanın sahip olduğu kültürel, sosyal ve ekonomik değerler de alınıp satılır.
İstanbul işte bu yönüyle bugün bütün dünyanın ulaşmak istediği, görmek istediği, misafir olmak yahut yerleşmek istediği emsalsiz bir şehirdir.

EFSANELER PAYİTAHTI

Sözü bu noktada biraz gerilere götürerek, İstanbul’un son yüzyılda nasıl görüldüğüne bakalım:

İstanbul’u bize en güzide ve en yüksek manalarla ifade eden isimlerden biri de yazının başlığına dörtlüğünü aldığımız Yahya Kemal Beyatlı’dır.
İstanbul üzerine yazdığı yazılarından birinde şöyle der:

“Varlık ne kadar enfûsî! Ne zamandan beri etrafıma bakarken diyordum, toprağın en güzel beldesinde yaşıyoruz. Karşıdan bin bir kubbesiyle yükselen bu efsaneler payitahtı”…

TOPRAKLA SEMA ARASINDAKİ EN GÜZEL HAT

İstanbul sadece bizim şiir, sanat, edebiyat, tarih üstatlarımızın gördüğü şehir değildir. Yabancı seyyahlar başta olmak üzere tarihçiler, edebiyatçılar, şairler de bir benzerini bir başka şehre yazmadıkları, söylemedikleri sözlerini İstanbul’a hasretmişlerdir.
Yine onlardan biri olan Theophile Gautler’in, “Toprakla sema arasında dalgalanan en güzel hat dediği Boğaziçi” ifadesini aktararak Beyatlı’nın sözlerine yol verelim:

“Bu sahil saraylar, bu Osmanlı yalıları… Bu harap bahçeler… Kuytu Haliç ve müntehasında eski Sadâbâd… Surlar ve ölümün servileri… Şehri çepeçevre kuşatan bu surlar… Bu beyaz Anadolu sahili… Karşısında siyah adalar, acaba bu bir rüya mı?

Çünkü bu iklim o kadar seyyal ki (akıcı). Hayali pek fazla zorlamadan içinde başka bir devri, başka bir beldeyi, başka bir hayatı tenasüh (canlandırma) ettirebiliyoruz.
Akşam, Haliç kıpkırmızı bir Venedik kesiliyor… Bir uçtan bir uca göl göl giden Boğaziçi aynıyla İsviçre, Marmara’nın Anadolu sahili de havasında musiki titreyen bir İtalya değil mi? Ne kadar seyyal (akıcı) bir belde.

YEDİ TEPE ÜZERİNE KURULAN TEK ŞEHİR

Evet, yerkürede “yedi tepe” üzerine kurulmuş bir başka şehir yoktur. Yine dünya üzerinde İstanbul kadar sahip olunmak istenen başka bir şehir de yoktur. Üzerine romanlar, hikâyeler, şiirler, filmler, diziler, şarkılar, türküler yakılmış bir şehir de yoktur.

Merhum şairimiz Nedim boşuna dememiş:

“Bu şehr-i Stanbul ki bî misl ü bahâdır/bir sengine yekpâre acem mülkü fedadır”.