2019’da 5 kritik küresel risk

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 24 Aralık 2018 Pazartesi
AA + -

Dünyanın saygın düşünce kuruluşları, tanınmış ekonomi ve siyaset uzmanları, 2019 için küresel ekonomi-politiğin yakın ve orta vadeli geleceğini etkileyecek 5 temel riske odaklanmış durumda.

TİCARET SAVAŞI

Birinci risk, ABD ile Çin arasında tırmanacağına kesin gözüyle bakılan ‘ticaret savaşı’. Bilhassa, bu savaşın tırmanmasının sebep olacağı küresel ticarette ‘yarılma’nın, yeni bir ‘ekonomi-politik düzen’in habercisi olduğunu ifade ediyorlar. ABD ile Çin arasındaki gerginlik, bir cephede, dünyanın ‘çok kutuplu’ bir sürece yöneldiği yorumlarına sebep olurken, bir başka cephede de ‘kutupsuzlaşma’, ‘manyetiksizleşme’ olarak da öngörülüyor. ABD’nin ‘Çin politikası’nın kalıcı hale geleceği ve ülkelerin artık ‘küresel ticaret’in bu iki güç merkezi arasındaki gerginliğe dayalı olarak şekilleneceğini kabullenmeleri gerektiği önemli bir tespit.

VERİ MADENCİLİĞİ

İkinci temel küresel risk, kişisel verilerin geleceği ve gizliliği. ‘Veri madenciliği’ ve ‘büyük veri’ üzerinden yeniden şekillenen, dijitalleşen yerel ve küresel ticarette, Çin’in ‘aşırı’ veri kontrolü, AB’nin ‘aşırı’ veri gizliliği ile ABD’nin ‘veriyi ticarileştirme’ eğilimleri arasında ciddi bir çatışma bekleniyor. Bu çatışma da, siber saldırı ve siber güvenlik konularını 2019’da daha da öne çıkaracak.

TRUMP SİYASETİ

Üçüncü küresel temel risk, Trump’ın ABD siyasetinde sebep olduğu tıkanma. Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında ABD Kongresi’nde tırmanacak gerginlik, ABD ekonomisinin ihtiyaç duyduğu karar ve reformları geciktirdiği gibi Trump’ın sebep olduğu travma, küresel ekonomi-politik açısından ‘belirsizliği’ ve ‘karmaşa’yı daha da tırmandıracak.

DOĞAL AFETLER

Dördüncü küresel temel risk, küresel terör tehdidinin de ötesinde olağanüstü doğal afetlerin sebep olacağı devasa insan kaybı ve ekonomik tahribat olarak tanımlanıyor. Devasa orman yangınları, sel baskınları, fırtına ve kuraklığın üretim, ticaret, ulaştırma, lojistik başta olmak üzere küresel ekonomiye vereceği zararın 2019’da yeni bir rekora ulaşmasından endişe ediliyor.

KORUMACILIK BASKISI

Beşinci ve son küresel temel risk ise ABD, Fransa gibi ülkelerin kendi uluslarüstü şirketleri üzerinde ciddi manada artıracakları ‘korumacılık’ ve ‘ülkeye geri dönme’ baskısı.
Bu nedenle bu tür şirketlerin iyice ‘vatansızlaşma’, ‘uluslaşsızlaşma’ sendromu yaşayacakları konuşuluyor. Türkiye’nin de tüm bu küresel riskleri gözeterek, 2019’u ‘ihracat bazlı büyüme’ ile yönetmesi gerekecek.

İRAN’A ‘AVRASYA’NIN GELECEĞİ İÇİN ÇAĞRI

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, büyük bir kararlılık, çok katmanlı ve çok yönlü bir vizyonla yürüttüğü ‘medeniyet diplomasisi’, Avrasya’yı önümüzdeki 50 yılın bir numaralı ‘üretim ve ticaret’ koridoruna dönüştürmek üzere başta Rusya ve İran, bölgedeki tüm önde gelen aktörleri heyecanlandıran, daha fazla işbirliği için çaba sarf etmeye odaklandıkları bir sürece kilitlemiş durumda. Erdoğan’ın büyük bir samimiyetle tüm bölge ülkelerini ‘kazan-kazan’ modeli üzerinden birlikteliğe davet ettiği bu süreç, başarıya ulaşması adına, Rusya ve İran’ın geçmişten kalan ‘bagajları’, geçmişten kalan ‘refleksleri’ bir kenara bırakarak, Türkiye ile daha köklü, daha derinlikli bir işbirliği seti oluşturmalarını gerektiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ortaya koyduğu samimiyetin en temel göstergesi olarak, ABD’nin yaptırım kararının Türkiye ve İran’ı, ‘refaha kavuşmuş, kalkınmış’ bir Avrasya hedefine ulaşmaktan alıkoymasını engellemek mecburiyetinde olduklarını hatırlatıyor. ABD’nin tek taraflı ve uluslararası diplomasiye aykırı yaptırımlarına Türkiye’nin nasıl karşı çıktığını, söz konusu yaptırımların İran halkını cezalandırmak anlamına geldiğini her platformda açıkça ifade ettiklerinin altını çiziyor. Erdoğan’ın çağrısı net: “İnsanlık barışa muhtaç, savaşa değil.”

Hiçbir ülke ve gücün Türkiye’nin İran ile ticari ilişkilerimizi sonlandıracağını düşünmemesi gerektiğini tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran’ın da artık alışılagelmiş korumacı refleksleri geride bırakması ve ticaretin mantığına uygun şekilde sürecin yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak bu şekilde ikili ticaretimizde hedeflediğimiz seviyeleri yakalayabiliriz. Türkiye’nin ve İran’ın birlikte hızlandıracağı adımlar, ‘Avrasya’nın geleceği’ ve ‘ekonomi ve ticaret diplomasisi’ adına tarihi bir süreci de tetikleyecek.