2019’un bagajı hayli yüklü

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 14 Ocak 2019 Pazartesi
AA + -

Yeni yılın ilk çalışma gününe damgasını vuran gelişme, Çin Merkez Bankası’nın yayınladığı China Finance dergisinde, Çin’in GSYH büyümesinin 2018’in son çeyreğinde yüzde 6.5’in altında kalacağı tespitiydi. ABD’li şirketlerin, Çin piyasasındaki satışlarının daralacağı öngörüsüyle 2019 1. çeyrek satış ve kar beklentilerini aşağı çekmeleri, pek çok gelişmekte olan ülke para biriminde kısa süreli çalkantıya sebep olan bir tablo oluşturdu.

Görünen o ki, ekonomi çevreleri ve finans piyasaları 2019 için her türlü kötü habere anında pozisyon almaya hazır. OPEC üyesi ve üye olmayan ülkeler üretimi kıssalar da, petrol talebindeki daralma beklentisinin daha yüksek olduğundan, fiyattaki zayıflama devam ediyor.

ABD, yılın ilk günlerinde 2019 ham petrol fiyat tahminini 61 dolara çekti. Türkiye’nin Rusya, Katar gibi ekonomilere ciddi ihracat yapan bir ülke olduğunu dikkate aldığımızda, küresel emtia fiyatlarındaki gerilemenin Türkiye’nin ihracat performansını etkilememesi adına, hedef pazar çeşitlendirmemizi güçlü tutmamız gerekiyor. 2019, başta ABD-Çin ticaret savaşı, 250 trilyon doları geçen küresel borç sorunu, merkez bankalarının para politikası tercihleri, Suriye üzerinden yürüyen küresel-bölgesel politik gerginlik ve belirsizlikler nedeniyle, ‘bagajı yüklü’ bir yıl.

Bir de, AB’de Brexit, mayıs ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimleri, sorunlu İtalyan ekonomisi ve Avrupa Merkez Bankası’na yeni başkan seçimini, AB ekonomileriyle ilgili resesyon riskini de katalım. Hindistan, Tayland, Arjantin ve Güney Afrika’daki seçimleri de unutmayalım. Türkiye Ekonomisi açısından, bu derece ‘bagajı yüklü’ bir 2019 için, para, maliye ve direkt kontrol politikalarını, hayli ince ayarla, hayli özenli ve büyük bir dirayetle yönetmemiz gerekecek. Ekonomi yönetimimiz kararlılıkla 2019’un ilk yarısını etkili yönetip, 2019’un ikinci yarısında ekonomiyi düzlüğe çıkarmaya odaklanmış durumda.

EKONOMİYİ ‘SIRTLAYAN’ İL İSTANBUL

2015-2017 dönemini kapsayan veriler, ülkenin milli gelirinin üretilmesinde, İstanbul’un tek başına yüzde 31.2’lik bir payı olduğuna işaret ediyor. Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu Derneği (URAK) çatısı altında, uzunca bir süredir hesap ettiğimiz ‘İller Arası Rekabet Endeksi’, Türkiye’nin küresel rekabet açısından en rekabetçi ilinin 76.1 puanla İstanbul olduğuna işaret ediyor. Bu durumda, İstanbul’un tek başına neredeyse Türkiye’nin katma değerinin üçte birini üretiyor olmasına çok mu şaşırmalıyız?

Bu tablo, aynı zamanda, İstanbul’un neden bu kadar nüfus çektiğini; aslında 10 milyon seviyesinde olması gerekirken, İstanbul’un neden 15 milyonu aştığını da açıklıyor. İstanbul’dan sonra İller Arası Rekabet sıralamasında Ankara 42 puan, İzmir 31 puan, Bursa 29 puan ve Kocaeli 25.8 puanla sıralanmakta. İstanbul tek başına 970 milyar TL milli gelir üretirken, yüzde 61.4’ü hizmetler sektöründen. Ankara, 281 milyar lira 2. sırada geliyor ve Türkiye’nin toplam milli gelirinde sadece yüzde 9’luk payı var. 3. sıradaki İzmir 192 milyar TL ile sadece yüzde 6.2’lik paya sahip. İstanbul, tek başına neredeyse 3.5 Ankara, 5 İzmir ediyor. Bursa, 128 milyar TL ile, Kocaeli ise 120 milyar TL ile hemen arkalarından geliyor. İstanbul 7.5 Bursa, 8 Kocaeli ediyor.

Bu tablo, 2023, 2053 ve 2071 Türkiye’si için, İstanbul’un üzerinden bu yükü alıp, en az 10 ili daha katma değer üretiminde, milli gelir üretiminde çok daha üst basamaklara taşımamız gerektiğine, daha iddialı bir konuma getirmemiz gerektiğine işaret ediyor.

Kişi başına GSYH üretiminde ise, İstanbul 18 bin dolar ile yine ilk sırada yer alırken, bu sefer 17 bin 800 dolarla Kocaeli 2. sıraya yükseliyor. Kocaeli nüfus başına önemli bir üretkenlik başarısı ortaya koyuyor. Ankara, Tekirdağ, İzmir, Bursa, Bilecik ve Yalova ise ilk ikiyi takip ediyor. İllerin performansını arttıracak projelere odaklanmalıyız.