Enflasyon-durgunluk uyuşmazlığı

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 08 Nisan 2019 Pazartesi
AA + -

Aklı selim ekonomistler, 2019 için çeşitli uluslararası kurumlar tarafından dile getirilen GSYH büyümesinde daralmanın yılsonunda yüzde 2.5’i bulabileceği yönündeki değerlendirmeleri aşırı kötümser bulmaktalar. Bu nedenle, bitirdiğimiz mart ayından başlayarak, hele ki 31 Mart seçimlerinin de geride bırakılmasına bağlı olarak, ekonomide giderek hızlanmasına şahit olunacak canlanma, bilhassa 2019’un 2. yarısında pozitif büyüme trendinin daha güçlü bir şekilde hissedilmesini sağlayacak. Ekonominin kimi ekonomistlerin ve çevrelerin iddia ettikleri gibi ağır bir durgunluk içerisinde olmadığının pek çok emaresi var. İmalat sanayi kapasite kullanım oranındaki toparlanmadan, tüketici güveni ile birlikte, reel sektörün güven endekslerinin birlikte hesap edildiği ekonomik güven endeksindeki toparlanmaya kadar uzayan bir dizi gösterge ortada.

Bu nedenle, şubat sonu itibariyle, dört ayda 5.5 puan gerileyen yıllıklandırılmış TÜFE artış oranının, mart ayında sınırlı ölçüde de olsa bir artış göstermiş olması şaşırtıcı olmamalı. Bu nedenle, nisandan haziran sonuna kadar ‘yapışkanlık’ etkisi noktasında direnç göstermesi beklenen enflasyonun, haziran sonuna yüzde 17-19 bandında girip, yılın 3. çeyreğinde yüzde 15-17 bandını görmesi bekleniyor. Son çeyrekte ise küresel petrol fiyatlarının seyrine ve dolar-TL kurundaki istikrara bağlı olarak, enflasyonun yılı TCMB’nin öngörüsü olan yüzde 15’in altında bitirme olasılığı göz ardı edilmemeli. Bununla birlikte, ekonomistlerin bir bölümü, yılı yüzde 16-17 bandında bitirebileceğini de öngörmekte. Yılın 2. yarısında Türkiye ekonomisindeki toparlanmanın daha da hız kazanması halinde, enflasyonun yılı yüzde 16-17 bandında bitirmesi şaşırtıcı olmamalı.

Bu nedenle, çekirdek enflasyon oranlarındaki iyileşme devam ederken, enflasyondaki direncin piyasadaki hareketlenmeyle de bağlantılı olarak haziran sonuna kadar sürebilir. Bu arada, Ticaret Bakanlığı’nın kamu alımlarında sağlıktan inşaata, tarımdan sanayiye ve elektroniğe kadar çeşitli alanlarda kullanılan 761 eşya için ‘istisnai durumlar’ dışında ithalat izin belgesi düzenlenmemesi yönündeki kararı da çok önemli bir adım. Yerli ve milli makine, elektronik ürün, teçhizat üretimini destekleyecek bu adımın Türkiye ekonomisinin ithalata bağımlılığı azaltacak etkisini birlikte gözlemleyeceğiz.

‘ALIŞILMAMIŞ BAŞARILAR’ ÜLKESİ TÜRKİYE

1 Nisan sabahından itibaren, başta ekonomi, pek çok alanda 2. ve 3. nesil reformlara tümüyle odaklanacağımız yeni bir döneme başlıyoruz. Türkiye’nin ilkesi, düsturu, bugünün modern tabiriyle ‘motto’su, ‘her zorluğa meydan okuma becerisi’ ile ‘alışılmamış başarı kabiliyeti’ ile tanımlanabilir. ‘Alışılmış’ başarı, bir başarının gerçekleşmesi adına gerekli olarak parametrelerin, koşulların bir araya gelmesi halinde oluşacak sonucun tahmin edilebileceği, öngörülebileceği bir süreci tamamlar. Türkiye’nin sadece bin yıllık tarihine göz atsak, en önemli meziyetimizin, kabiliyetimizin ‘alışmamış’ başarılara imza atmak olduğunu rahatlıkla gözlemleyebiliriz. Bunun anlamı, görünür parametreler ve koşullar altında, Türkiye’nin o konuda, o alanda ‘başarıdan’ çok, bir ‘başarısızlıkla’ karşılaşma olasılığının yüksek olduğuna işaret etmektedir.

İşte tam bu noktada, biz Türklerin ‘görünmeyen’ meziyetleri, azmi, kabiliyeti devreye girer ve görünen parametrelerle gerçekleşmesi mümkün gözükmeyen, ‘alışılmamış’ bir başarımız daha tarihe mal olur. Bunu Malazgirt Zaferi’nde de İstanbul’un Fethi’nde de Çanakkale Zaferi’nde de Kurtuluş Savaşı’nda da Kıbrıs Harekatı’nda da 15 Temmuz FETÖ hain darbe girişiminin darmadağın edildiği o emsalsiz gecede de Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarında da görebilirsiziniz. Ve elbette görmeye, azimle hayata geçirmeye, ‘alışılmamış başarılar’a imza atmaya devam edeceğiz. Savunma sanayi teknolojilerinde, akıllı cihazlarda, yapay zeka teknolojilerinde, her şeyin internetinde, dijital dönüşümde de ‘alışmamış başarılar’ı sürdüreceğiz.

Türkiye ekonomisinin küresel rekabetteki iddiasını, kabiliyetini perçinleyecek vergi reformlarına, finansal reformlara, üretim, istihdam ve büyümede yeni model ve politikalara imkan sağlayacak yeni bir dönemin içindeyiz. Türkiye ekonomisinin ihtiyaç duyduğu ‘dengeleme-disiplin’ döneminin sağladığı kritik önemdeki sonuçlardan alınan destekle, ‘maliyet yönetimi’ne odaklı 2. ve 3. nesil reformların hayat bulacağı yeni bir dönem. Seçilen tüm belediye başkanlarımıza, illerin rekabetçiliği adına, hayata geçirecekleri projelerde başarılar dileyerek, 2030 Türkiye’sinin inşasına odaklanalım.