Otomotivdeki rekabet oligopolleştiriyor

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 10 Haziran 2019 Pazartesi
AA + -


21. yüzyılın öne çıkardığı ‘internet uzayı’ ve ‘dijital dönüşüm’e dayalı ‘yıkıcı inovasyon’, dünya ekonomisine kazandırdığı fırsatlar bir yana, bir tarafta tüm sektörlerde küresel rekabeti giderek sertleştiriyor; diğer tarafta tüketicilerin beklentilerini daha da iddialı bir noktaya getiriyor. Tüketicilerin ihtiyaç duydukları ürünü küresel ölçekte arayabildikleri, istedikleri fiyattan dünyanın her yerinden temin edebildikleri bir ortamda, esasen bu ölçüde kıyasıya bir rekabetin devamlılık arz edeceğini düşünebiliriz. Ancak, piyasa gerçeği tersine bir tabloya işaret ediyor.

YIKICI İNOVASYONA KARŞI GÜÇ BİRLİĞİ

‘Yıkıcı inovasyon’, dünya ölçeğinde tüm sektörleri, milyonlarca firmayı sürekli ‘yenilikçi’ olmaya, iddiasını sürdürebilmek için sürekli ‘teknoloji’ye dayalı yatırım yapmaya ve ara vermeksizin kendisini yeniden yapılandırmaya zorluyor. Bu durum, başta otomotiv olmak üzere dünya ekonomisine damga vuran kritik önemdeki sektörlerde, bilhassa son 10 yıldır büyük ölçekli, hatta dev boyuttaki şirketlerin bile birleşerek, ‘yıkıcı inovasyon’a dayalı rekabete karşı ayakta kalabilmek için güçlerini birleştirmeye gereksinim duymalarına sebep oluyor.

Şirketler, dev birleşmeler ile yeni yatırımlara yönelik ihtiyaçları, kaçınılmaz teknoloji yatırımlarını ve küresel pazarda daha güçlü pazarlama ve satış faaliyetlerini sürdürmeyi hedefliyor. Bu nedenle, Fransa Devleti’nin en büyük hissedar konumunda olduğu Renault ile İtalyan-ABD’li rakibi Fiat Chrysler’ın birleşme kararı ve sürecin hızla ilerlemesi, bu konuyu tam anlamıyla teyit ediyor. Bu birleşme ile dünyanın üçüncü büyük otomotiv imalatçısı oluşa-cak ve bu yeni oluşum yılda 9 milyona yakın araç üretebilecek. Dünyanın en büyük otomotiv şirketleri sıralamasında ise ilk ikide Volkswagen ve Toyota var.

TÜKETİCİYE NE KAZANDIRACAK?

Yeni kurulacak şirketin yönetim kurulu başkanlığı için Agnelli ailesinin yatırım şirketi Exor’un Başkanı John Elkann, CEO pozisyonu için de Renault Yönetim Kurulu Başkanı Jean-Dominique Senard’ın adı geçiyor. İşin ilginç yanı, Rothschild ailesinin İngiliz kolu ve Exor şirketi, The Economist Dergisi’nde ortak ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un da Rothschild ailesine hayli yakın olduğu biliniyor. Yeni oluşacak şirketin yıllık cirosunun 170 milyar Euro’ya, net kârının ise 8 milyar Euro’ya ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu derece kritik önemdeki sektörlerde, bu tür dev birleşmelerle artacak ‘olipolleşme etkisi’nin küresel ölçekte tüketicilerin ne ölçüde aleyhine olacağını ise zaman gösterecek.

MİLLİ ÜRETİM ‘İVME’LENİYOR

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın 21 Eylül 2018’de açıkladığı Yeni Ekonomi Programı (YEP), Türkiye ekonomisinin 2019-2020 dönemini ‘dengeleme-disiplin’ dönemi olarak geçireceğine, 2021 başından itibaren ise ‘değişim’in hız kazanacağına işaret ediyordu. Bu doğrultuda, fiyat istikrarı adına enflasyonu ‘disipline’ etmek için ‘arz-talep dengesi’ne yönelik tedbirler devreye alınırken; finansal istikrar, yani ‘cari işlemler dengesi’ni sağlayacak tedbirler de bir bir hayata geçiriliyor. Temel makro ekonomik dengeler kurulduktan sonra ise Türkiye ekonomisinde ‘değişim’i ‘İVME’lendirecek adımlara hız verilecek.

Reuters gibi köklü bir haber ajansının, ‘hammadde ve makina ithalatına bağımlılığı yüksek, dış ticaret açığı veren; bununla birlikte istihdama da ciddi katkı sunan ve ihracat potansiyeli yüksek’ sektörleri ‘İVME’lendirecek, bu sektörlerde yerli-milli yatırım ve kapasite artışı sağlayacak 30 milyar TL’lik bir finansman paketi için yaptığı haberde, ‘hata olduğunu’ iddia ettiği başlık ve içerik, açıkçası ‘anlaşılır’ bir hata olmaması yönü itibariyle yenilir yutulur gibi değil.

Bunun yanı sıra uluslararası medyanın ‘S-400’ ve ‘ABD’yle ilişkiler’ üzerinden ortamı sürekli geren ve ‘büyük kırılma’ yaşanacağı algısı oluşturan haber ve yorumları da ‘İVME’ paketinin reel sektör ve yatırımcılarda oluştura-bileceği heyecanı adeta ‘nötralize’ etmeye yönelik bir dozajla aralıksız devam ediyor. Türkiye, mali disiplin ve reel sektörün finansman imkanlarının güçlendirilmesi gibi konuları, aynı anda makro dengeleri güçlendirecek adımları atarken yürütebilecek imkan ve kabiliyetlere sahip bir ekonomi. ‘Önce sorunları hallet’ yaklaşımını demode görüyorum. ‘Sorunlar’, ‘reform ve yatırımlar’a yönelik hamlelerle her zaman daha iyi yönetilmiştir.