Ticaret savaşlarında Türkiye’ye fırsatlar

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 23 Ağustos 2019 Cuma
AA + -

Alman Ekonomi Araştırma Enstitü IFO’nun son araştırması, 1 Eylül’den itibaren devreye girecek Trump yönetiminin Çin’in ABD’ye 300 milyar dolarlık ihracatına yüzde 10 ek vergisinin, AB’ye 1.5 milyar Euro, diğer ülkelere ise 3.8 milyar Euro ek ihracat geliri sağlayacağını öngörmekte. Çin’in ise bu ek vergilerle ABD’ye yaptığı ihracatta 24.8 milyar Euro’luk kayıp yaşayacağı beklenmekte. Kağıt üzerinde, bu ek vergilerle, ABD’nin 1.8 milyar Euro ilave gümrük vergisi geliri elde edeceği öngörülse de ABD’nin Çin’den iyi bir fiyata ithal ettiği bu ürünlere, ‘Ticaret ve Kur Savaşları’ nedeniyle ek vergi uygulaması, bir başka cepheden ABD için enflasyon riskini de beraberinde getirecek.

Aynı risk, ‘Brexit’ nedeniyle, AB’den ‘anlaşmasız’ ayrılık noktasına gelmesi halinde, Britanya için de söz konusu. Bu nedenle, ABD ile arasındaki ticareti 100 milyar dolara yükseltmek adına inisiyatif ortaya koyan ve ‘Brexit’ devreye girmeden Britanya ile olası bir ‘serbest ticaret anlaşması’ zemini için uzlaşı arayışında olan Türkiye, gerek ABD’ye, gerekse de Britanya’ya, atacakları adımlar nedeniyle ortaya çıkacak ‘enflasyonist etki’nin çözümünün Türk ihraç ürünlerinden geçtiğini hatırlatmalı. Türkiye’nin rekabet edilebilir fiyatla ve yüksek kalitede dünyaya ihraç ettiği ürünlerde, imalat sanayinin yanı sıra, tarımsal ürün ve gıda ihracatında da küresel standartları yakalaması, Türkiye’nin ihracatına ilk etapta 5 ile 10 milyar dolar ek gelir kazandırır.

Çin ise ‘kur manipülatörü’ olarak ilan edilmesinden duyduğu rahatsızlığı çok net ortaya koyarken, Trump yönetiminin 1 Eylül’den geçerli ek vergilerine misilleme olarak, ABD ürünlerine yüzde 10 ek vergi uygulaması halinde, Çin’in kaybı 21.6 milyar Euro’ya inebilir. Buna karşılık, IFO’nun raporu ABD’nin 1.8 milyar ek gelirinin ise buhar olarak, 1.5 milyar zarara dönüşeceği belirtmekte. Tüm bu tablo, Türkiye’nin giderek ‘sertleşen’ ticaret savaşlarından ihracat hacmi için her türlü imkanı kullanabileceği bir ekosistem oluştuğuna işaret ediyor. Bu nedenle, Türkiye’nin, Güney Kore örneğinden çıkaracağı derslerle, serbest ticaret anlaşması yapılan ülkenin ihracatına yarayan değil, ‘kazan-kazan’a dayalı STA’lara da yoğunlaşması gerekmekte.

Türkiye’nin önümüzdeki dönemde, ‘ekonomik istihbarat’a dayalı araştırma birimleri oluşturarak, dünyanın önde gelen güç merkezleri arasındaki ticaret ve teknoloji savaşlarından Türkiye’ye yönelik fırsatları, ihracatı katlayacak fırsatları değerlendirecek raporları hızlandırması gerekecek. ‘Stratejik Akıl’a dayalı metodolojiyle, mal ihracatının yanı sıra, hizmet ihracatıyla da Avrasya’yı etkili pazar haline getirirsek, 2030’da 500 milyar doları aşan mal ve hizmet ihracatına imza atabiliriz.

KÜRESEL EKONOMİK İKLİM BOZULUYOR

Hazır (in addition to), merkezi Münih’te bulunan Alman Ekonomi Araştırma Enstitüsü IFO’nun araştırmalarından söz ederken, enstitünün 116 ülkeden bin 173 uzmanın katılımıyla gerçekleştirdiği yılın üçüncü çeyreğine ilişkin Dünya Ekonomi Anketi’nin (WES) sonuçlarına da değinmemizde yarar var. Her çeyrek söz konusu anketi düzenleyen enstitünün tespiti, 2019’un ikinci çeyreğinde eksi 2.4 puan olan endeksin, üçüncü çeyrekte 7.7 puan daha düşerek, eksi 10.1 puana gerilediği.

IFO, endeksteki bu gerilemeyi ‘dünya ekonomik iklimi bozuldu’ olarak tanımlamış. Ekonomik durum ve beklentiler endeksleri önemli ölçüde düşüş gösterirken, ticari ihtilaflarının artması da dünya ekonomisine önemli derecede zarar vermekte. IFO Başkanı Clemens Fuest, dünya ekonomisine dair iklimin bütün bölgelerde bozulduğunu hatırlatarak, uzmanların gelişmiş ülkelere, Asya’nın gelişmekte olan ve yükselen ekonomilerine yönelik durum değerlendirmelerini ve hem de beklentilerini aşağıya doğru revize ettiklerini vurguluyor.

Enstitünün anketine katılan uzmanların küresel ticarette çok daha zayıf bir büyüme beklediklerini bildiren Fuest, ankete katılan uzmanların küresel ticarete yönelik beklentilerini, geçen yılki ticaret çatışmalarının başlamasından bu yana en düşük seviyeye indirdiklerine işaret etmiş. Uzmanlar, aynı zamanda daha zayıf özel tüketim, daha düşük yatırım, kısa ve uzun vadeli faiz oranlarında düşüş beklemekteler.