Ve, ABD’nin patronajlığı tartışmaya açıldı

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 06 Eylül 2019 Cuma
AA + -

ABD, 1865’de köleliği sonlandıran ‘Amerikan İç Savaşı’ sonrasında ‘kapitalist sistem’in ve ‘Atlantik İttifakı’nın liderliğine yönelik çalışmalarına hız verdi. Elbette, Pasifik’teki pozisyonu ve çıkarlarını da gözeterek. Bir tarafta, 1858’den başlayıp 1865’e kadar Atlantik’in iki yakası arasındaki ilk su altı haberleşme kablosunu döşeme denemelerini başarıyla tamamlayarak, bugün 10 trilyon dolardan fazla ticari ve finansal günlük işlemin geçtiği bir küresel ağ oluşturdu. Diğer tarafta 1914’de Panama Kanalı’nı hayata geçirerek, küresel deniz ticaret koridorlarına hakimiyet konusunda pozisyonunu perçinledi. 1930’larda ‘sterlin’ ve ‘frank’ blokunun yanı sıra ‘dolar’ bloku da kurulmuştu. ABD, ‘Bretton Woods’un temellerini 1930’larda atmıştı.

CENTİLMENLİK ANLAŞMASI

1941’de, ‘Atlantik Sözleşmesi’ ile kapitalist sistemin ve Atlantik İttifakı’nın liderliğini Birleşik Krallık’tan resmen devralan ABD, 1944 ile 1950 arası Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler, GATT Anlaşması ve NATO ile küresel ekonomi, finans, diplomasi ve güvenlik sisteminin tamamıyla kendi uhdesinde olacağı ‘modern’ bir ‘imparatorluk’ oluşturdu. Kapitalist sistem ve Atlantik İttifakı’ndaki ülkelerin dahil olacağı Bretton Woods Anlaşması’yla 1947’den itibaren ABD Doları’nı tüm dünya için ‘küresel para’ya dönüştürdü. Ancak ABD’nin kurduğu sistemin en temel kuralı, ABD’nin ‘Dolar’ı diğer ülkelere karşı ‘silah’ veya ‘tehdit unsuru’ olarak asla kullanmayacağına dair ‘centilmenlik anlaşması’ydı.

DOLAR YERİNE DİJİTAL PARA

Ve, ABD bu kuralı Başkan Trump’la deldi; hatta yerle yeksan etti. Bu nedenle ABD’nin küresel imparatorluğunun dayandığı temel sac ayaklarından biri yıkılmak üzere. AB, dolar üzerinden yürüyen küresel ödeme sistemine alternatif olarak, Euro bazlı yeni bir sistemi 2019’da hayata geçirdi. Dünya merkez bankalarının bir araya geldiği Jackson Hole’da, İngiltere Merkez Bankası Başkanı Carney’in ağzından, ilk kez bir başkanın ağzından, bu toplantıyı son 20 yıldır takip eden dünya ekonomi çevreleri, ‘Dolar’ın artık çok ‘dominant’ olduğunu ve yerini yeni bir ‘dijital para’ya bırakması gerektiğini’ duydu.

Merkel’in son iki yıldır mesajları, Macron’un G7 Zirvesi için yaptığı açıklamalar ve dolara yönelik tartışmalar, ABD’nin giderek sertleşen, empatiden ve hoşgörüden yoksun ‘patronajlığı’nın artık ciddi manada tartışmaya açıldığını gösteriyor. Tekrar vurguluyorum; küresel piyasalar için sert ve alışılmamış bir sonbahar geçireceğiz. Türkiye’nin bu küresel kavgadan azami istifade etmesini sağlayacak zemini sağlamlaştıralım.

G7 VE ATLANTİK’TEKİ ÇATLAK
Küresel sistem hayli ağır sancılar içerisinde bir yeniden yapılanma döneminden geçiyor. Bu tablo, Atlantik İttifakı’nın başat ülkeleri olarak ABD, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa arasındaki görüş ayrılıklarını da derinleştiriyor. Öyle ki, Fransa’nın çağrısıyla gerçekleşen 45. G7 Zirvesi’nde, görüş ayrılıkları konusunda dünya kamuoyuna umutsuzluk vermemek adına mütevazı ve sınırlı bir sonuç bildirgesiyle yetinildi. Ticaret savaşlarının sebep olduğu tahribatı telafi etmek ve küresel ticari anlaşmazlıkların daha çabuk çözülebilmesi adına Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) işleyişinin değişmesi gerektiği bildirgede yer alan öncelikli maddelerden biri.

Bunun yanı sıra uluslararası sermayenin ‘vergi kaçırma’ becerisini adeta sonlandırmak adına Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) nezdinde 2020’de uluslararası vergi hususunda çözüm bulunması yönündeki kararlılık da metinde yer aldı. İran konusuna gelince; liderler, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği ve bölgede barışla istikrarın sağlanması konusunda aynı görüşte olduklarını paylaşmışlar. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgali için ise Fransa ve Almanya’nın somut çözüm bulmak adına gelecek haftalarda Normandiya formatında bir zirve düzenlemesinde mutabakata varılmış.

Bildirgede, G7 ülkelerinin Libya’da kalıcı ateşkesi desteklediği de vurgulanmış. Savaştan etkilenen tüm tarafları ve yerel aktörleri ortak eden ve iyi hazırlanmış uluslararası bir konferansın düzenlenmesine yönelik bir çağrı metinde yer alırken, Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği’nin yaptığı çalışmalara destek verildiği de vurgulanmış. Hong Kong’da tırmanan gerginliğe bağlı olarak ise 1984’de imzalanan Çin-İngiltere Ortak Deklarasyonu’nun önemine değinilerek, şiddetten kaçınılması çağrısı yapılmış. Gördüğünüz gibi küresel terör, küresel iklim değişikliği, küresel ticaret ve kur savaşlarının verdiği ciddi zarara yönelik ifadeler ortada yok. Uzmanlar, Çin, Hindistan, Rusya ve Brezilya gibi ülkelerin masada olmadığı G7’nin ağırlığını hızla kaybettiği yeni bir dünyada, Atlantik İttifakı’nda derinleşen çatlağın G7’nin etkinliği de hızla erittiğini belirtiyorlar.