Dünyanın küçülmüş hali İstanbul

Hüseyin Öztürk

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 24 Ocak 2020 Cuma
AA + -

Hüseyin Öztürk

İstanbul…

Sadece bu ismi zikretmek dahi insana büyük bir haz vermekte! Çünkü bu şehirde ölenler bile yaşayanlar olarak sayılmakta.

‘Söz gümüşse, sükût altındır’ denilir ya. Bu ifade hemen her mevzuda kullanılsa da İstanbul için zikretmek, İstanbul’u anlamak ve anlatmak için ‘sükûtu’ tercih edip, ‘altından’ yana olmak gerekir.

İstanbul ve İstanbul’da ticari hayat; her gün, her saat başkalaşır ve güzelleşir.

Bir İstanbul aşığı olan Necip Fazıl’ın;

‘Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...’ dediği gibi bu şehrin ağlayanları da bahtiyardır.

İstanbul’un fethinden bu yana tüm dünya ticaretinin şah damarı haline gelen ve yer kürenin gözbebeği bu şehir, aynı zamanda çok renkli kültürler sandukasıdır. ‘Dünyanın küçülmüş hali’ denilse yeridir.

İstanbul üzerine yazanlar, konuşanlar öyle tespitlerde bulunmuşlardır ki, sırf onlara saygının gereği yeni bir şey söylememek yerine sükûta varmak gerekir.

Mesela; P. Gyllıus’un şu ifadesi: “Dünyada bütün şehirler ölüme mahkûmdur fakat İstanbul, insanlar var oldukça yaşayacaktır.”

Bir de İstanbul’a İstanbul’un fatihi, Fatih Sultan Mehmed’in vasiyetini hatırlayarak bakmalı.

Fatih Sultan Mehmed’in eşsiz vasiyetnamesi şöyle: Ben ki, İstanbul Fâtihi abd-i âciz (âciz kul) Fatih Sultan Mehmed, bizâtihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiinde kâin (bulunan) ve mâlumu’l-hudut olan 136 bap (parça) dükkânımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde (doğrultusunda) vakfı sahih eylerim:

Bu gayri menkulâtımdan (taşınmaz mal) elde olunacak nemalarla (gelirlerle) İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim.

Bunlar ki, ellerindeki bir kap içinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde, günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Sokaklara tükürenlerin, tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki, yevmiye 20’şer akçe alsınlar.

Ayrıca 10 cerrah, 10 tabip ve 3 yara sarıcı tayin ve nasp eyledim (görevlendirdim). Bunlar ki, ayın belli günlerinde İstanbul’a çıkalar, bilâ istisnâ (istisnasız) her kapıyı vuralar ve o evde hasta olup olmadığını soralar, var ise şifası ya da mümkünse şifayap olalar (şifa vereler). Değilse, kendilerinden hiçbir karşılık beklemeksizin Dârülaceze’ye kaldırılarak orada salâh (ferah) bulduralar... 

Ayrıca külliyemde inşa eylediğim imarethanede (aşevi) şehit ve şühedanın harimleri (aileleri) ve Medine-i İstanbul fukarası yemek yiyeler.

Ancak, yemek yemeye veya almaya bizâtihi kendileri gelmeyenlerin yemekleri, akşamın loş bir karanlığında ve kimse görmeden kapalı kaplar içerisinde evlerine götürüle.

“İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” inancı bu olsa gerek.

*        *        *

Böyle muhteşem bir vasiyetten sonra tarihe not düşülmüş diğer sözlerle İstanbul yolculuğumuzu sürdürelim.

‘Dünyaya son kere bakacaksın deseler, bu bakışı İstanbul’un Çamlıca’sından yapmak isterdim’. Lamartine. ‘İstanbul, önünde şair ile arkeoloğun, diplomat ile tüccarın, prenses ile gemicinin, aynı hayranlık duygusuyla haykırdığı evrensel ve son derece büyük bir güzelliktir İstanbul. Bütün dünya, bu kentin dünyanın en güzel yeri olduğu düşüncesindedir’. Edmondo De Amicis ‘İstanbul olağanüstü durumunu Haliç, Marmara Denizi ve Boğaz’a borçludur’. Andrea Horn.Avrupa’nın ve Asya’nın ‘kaşıkçı elması’ durumundaki İstanbul için Gerard De Nerval’de şöyle diyor: ‘İstanbul eskiden beri Avrupa ve Asya’yı birleştiren büyülü (tılsımlı) ve adeta kutsal bir mühürdür. İstanbul muhakkak dünyanın en güzel yeridir.’

Sözü Napolyon’un ifadesiyle sonlandıralım: ‘Dünya bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.’