Efsane olmak kolay değil

Osman Arıoğlu

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 07 Şubat 2020 Cuma
AA + -

Osman Arıoğlu

Geçtiğimiz günlerde iki üzücü olay yaşadık. Biri, ülkemizi üzüntüye boğan Elazığ depremi. Diğeri tüm dünya spor camiasını şoke eden NBA’nın efsane basketbolcusu Kobe Bryant’ın helikopter kazasında kızı ile beraber vefatı. Bu vesileyle Elazığ depreminde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileriz. Kobe Bryant’ın kaybından derin üzüntümüzü belirtir ve sevenlerine sabırlar dileriz.

Ben bu vesileyle bir iki gözlemim ile efsane olmanın, dünyada böyle bir karşılık bulmanın hiç de olay olmadığını, bu efsanelerin hayatlarından ve yaptıklarından çok dersler çıkarmak gerektiğini ifade etmek isterim. Önce Kobe Bryant denilince dünyanın gelmiş geçmiş en başarılı ilk üç basketbolcusundan birinden bahsediyoruz. NBA draftında ilk sırada seçilen bir basketbolcu değildi Kobe. Ancak 20 yıllık NBA oyunculuğu döneminde neredeyse kırılmadık rekor bırakmadı. Biz bu rekorlardan da bahsedecek değiliz. Ancak onun efsane olmasındaki en önemli gözlemimiz takımı için sakat sakat da maçlara çıkıp, bir sezonu kırık parmakla tamamlamak gibi az rastlanır bir fedakarlığı şöyle bir hatırlattıktan sonra, yaptıkları ile bir insanın nasıl dünyaya örnek teşkil edecek bir efsaneye dönüştüğünün anahtarının disiplinli çalışma ve hedef odaklılık gerektirdiğini ifade etmek isteriz. Şüphesiz, bu üç unsur da yeterli değil elbette. Yetenek ve Allah vergisi zeka da olmazsa olmaz gereklilikler, kalıcı başarı ve efsane olmak için. Efsanelerde öne çıkan en belirgin unsur, ne iş yapıyorlarsa yapsınlar bunda diğer insanlardan farklı tepki geliştirmeleri, kararlılıkları ve sonuna kadar vazgeçmemeleri de en önemli belirleyici faktörleri teşkil ediyor.

Bir başka örnekten de bahsetmeden geçemeyeceğim. Tenis denilince neredeyse ilgili tüm herkesin hayranı olduğu aktif tenis oyuncusu Roger Federer akla geliyor. İki haftadır devam eden Avustralya açık tenis turnuvasında, sakat oynadığı bir maçta 7 maç puanı çevirip maçı kazandıktan sonra, “Bu maçta rakibim benden daha iyiydi. Son puana kadar elimden geldiğince direnmeye çalıştım” mealinde bir açıklama ile rakibine saygısını ifade etme mütevazılığını göstermesiydi. Federer’in neredeyse kazansın- kaybetsin her maç sonrasında en belirgin özelliği olan kişiliği, onun başarıları yanında dünyanın saygı duyduğu bir efsaneye dönüşme-sinin ana belirleyicilerinin başında bu özelliği geliyordur şüphesiz. Federer’in kazandığı 20 grandslam ve 6 sezon sonu şampiyonluğu gibi rekorları yanında, onun en belirgin özelliklerinin başında kiminle oynarsa oynasın, işini ciddiye alarak sonuna kadar oyunu bırakmayan ve 20 yıllık profesyonel tenis hayatında sakatlıklarına rağmen çıktığı hiçbir maçı yarım bırakmaması geliyor. Son turnuvada bunu bir kez daha gösterdi. Çeyrek final maçını sakat sakat kazandığı gibi neredeyse kaybedeceği baştan belli olan Djokovic’le oynadığı yarı final maçına da çıkmamazlık etmedi ve elinden geldiğince maçta kalarak seyirciye saygısını bir kez daha açıkça gösterdi.

Bunlardan bizim sporcularımızın ve her ne iş yapıyorsa yapsın insanlarımızın çıkarması gereken mesaj, her ne iş yapıyorsa yapsın hedefin iyisini yapmaya çalışmak, güçlük ve zorluklara karşı yılmamak, sonuna kadar vazgeçmemek ve kolaycılığa kaçmamayı alışkanlık haline getirmektir.