Yeni potansiyel enerji kaynağı: Stres

Salih Keskin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 06 Mart 2020 Cuma
AA + -

Salih Keskin
www.inovasyonuzmani.com

Stresin kimi ciddi sağlık problemlerinin ortaya çıkmasını tetiklediği inanışı yaygın olsa da bu durumun aksini savunanlar da yok değil. Mesela Kaliforniya Üniversitesi bünyesinde görev alan Doçent Psikiyatr Kirsten Aschbacher, çalışmalarıyla stresin yaşlanma karşıtı etkileri olduğunu kanıtlamış.

Aynı üniversitede, stresin biyolojisini, beynin endişe verici ve travmatik durumlarda verdiği tepkiler üzerinden moleküler düzeyde inceleyen Yard. Doçent Daniela Kaufer da yine az yoğunluklu olarak tanımladığı ‘kabul edilmiş stres’in, dikkati ve zihinsel performansı artırdığını, hafızayı güçlendirdiğini kanıtladığını söylüyor.

Yine ABD’de 30 bin kişi ile yapılan ve 8 yıl süren araştırmalarda ortaya çıkan ortak sonuç gösteriyor ki, zararlı bulgular, stresin zararlı olduğunu düşünen insanlarda ortaya çıkıyor. Yani, beynini stresin zararlı olmadığına inandıran insanlar, vücudunun vereceği tepkiyi değiştirebiliyor.

Psikolog Kelly McGonigal’a göre de “Stres karşısında kalan vücudumuzun tepki olarak verdiği gerilimi, bu meydan okumayla başa çıkmak için harekete geçmenin bir yolu olarak görmek gerekir. Stres karşısında hızlı çarpan kalp sorun olarak görülmemeli. Tam aksine sizi harekete hazırlıyor demektir. Nefes almanın sıklaşması sorun değildir; çünkü beyne daha fazla oksijen gidiyor demektir.”

Devam ediyor McGonigal:

“İşte önemli olan stres hakkında ne düşündüğünüz aslında. Stresin zararlı olmadığını düşünüyorsanız o zaman kalp damarlarınız daralmıyor, tam tersi mutlu olduğunuz zamanki gibi geniş kalıyor. Bunun için stresten kurtulmak değil, stres altında kendini iyi hissetmeyi öğrenmek esas olmalı. Stres, tepkilerin daha sağlıklı hale gelmesi demektir.”

McGonigal, “Stres hormonu olarak da bilinen ‘oksitosin hormonu’nun kalp hücrelerini onardığı kanıtlanmış durumda” diyor ve konuya enteresan bir bakış açısı sunan şu sözüyle devam ediyor: “Stres tepkilerini yardımcı olarak görmeyi seçtiğimizde cesaretin biyolojisini de yaratmış oluyoruz.”

Stresin, bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerini incelediği kitabında Dr. Jacob Teitelbaum’un da tespit etmiş olduğu üzere stres, bilişsel işlevlerin yerine getirilmesinde önemli rol oynayabiliyor. Düşük seviyeli stres unsurları, nörotrofin adı verilen beyin hücresi üretimini tetikleyerek ve beynin içinde yer alan nöronlar arasındaki bağlantıları güçlendirerek üretkenliği ve yaratıcılığı artırıyor. Richard Shelton’ın denek hayvanları üzerinde yaptığı incelemeler ise stresin hafıza ve öğrenme süreci üzerinde de olumlu etkileri olduğunu gösteriyor.

Peki, bütün bu açıklamaların odak noktamıza aldığımız firmalarla ilgisi ne?

Yüksek rekabet ile piyasa dalgalan-malarının yarattığı gerilimin, genel kanaat olarak, firmalara daha çok zarar verdiğini söylerler.

Ama yine farklı görüşler de mevcut: Mesela, bir filozofa göre, bir şirketin sol eli daha üst versiyonlar çıkartarak başka değerler için ürünün yaşamını uzatırken sağ eli bir sonraki nesli oluşturuyor. Aslında bu, firmada bir gerginlik oluşturabilir, ancak bu gerginlik yeni bir potansiyel enerji anlamına geliyor. Çünkü gerginlik aynı zamanda üretici bir dinamo görevi görüyor. Çatışan fikirlerin yeni fikir patlamalarına yol açtığı bilinmeyen bir şey değildir. Hatta gelenekçiler ile yenilikçiler arasındaki gerginliğin neleri inkişaf ettirdiğini iktisat tarihi tek tek yazıyor.

Firmalar için riskin artması, aynı zamanda gerilimin de artması anlamına gelir ama gerilim, aynı zamanda teyakkuza geçmek de demektir. Yani iki kat, üç kat, hatta daha da fazla dikkatli olmak demek.

Keza ticari işletmeler için riskin boyutu ile sonuçların faydaları arasında zekice bir denge kurulması, firmanın ömrünü uzatan etkiyi ortaya çıkarır.

Yani dikkat etmek demek, daha iyi hesaplanmış risklere girmeyi tercih etmek demektir. Aksi durumda, her şeyi göze alarak riske girdiniz mi, öldünüz demektir.
Hatta yöneticiler, en çok değeri ortaya çıkarma ümidi olan meselelerle baş etmeleri için değerli kişileri kuruluşun farklı bölümlerine transfer ederler. Diğer bir deyişle çalışanları kendi bölümlerden farklı bölümlere göndererek disiplinler arası çarpışma sağlarlar. Çarpışmalardan ise ortaya bilinmeyen argümanlar çıkması ihtimali oldukça yüksektir.

Kaldı ki hiyerarşiler, süreç içinde kendi katı bürokratik yapılanmalarını oluşturarak değişim ile gelişimin önünü tıkama işlevi görürler. Bunu kırmanın yolu da dolayısıyla hiyerarşik katmanları kırmaktan geçer. Yani, çalışanları ‘departman kayması’na uğratmak; bir süreliğine kendi bulunduğu departmandan başka departmana taşımaktan.

Çünkü bir çalışan, gittiği departmana sadece birikimini götürmez, aynı zamanda oradaki iş körlüğünü de kırar, yani rutini bozar.

Sonuç olarak firmalar için stres, tersinden faydalı etkiler oluşturan bir özelliğe sahip. Yeter ki, gerilim ile kararlar arasındaki denge iyi kurulmuş olsun.