Moraller yükselirken...

Hakan Güldağ

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 06 Temmuz 2020 Pazartesi
AA + -

Hakan Güldağ
a.hakan.guldag@gmail.com

İş dünyasında bir canlanma ve hareketlenme var. Evet, birçok sektörde hâlâ işler normale dönmüş değil. Normalden kastım, Covid-19 öncesindeki duruma dönmüş değiliz. Vatandaşın tüketim sepeti de henüz korona öncesine dönmedi. Ancak gidişatın o yönde olduğu iyice belirginleşti. Bunu ve bazı temel sektörlerde canlanmayı gören iş dünyasıyla vatandaşta da moraller yükseliyor.
 
Morallerin yükselmesi sadece bir gözlem değil. Veriler de bu yükselmeyi şüpheye yer bırakmayacak şekilde destekliyor.

Mayısta güven endeksleri ile başlayan toparlanma sinyalleri, haziranda iyice belirginleşti. Elektrik tüketimi ve kapasite kullanım oranlarıyla da desteklendi.
 
Reel sektör güveni nisanda gördüğü dip noktası 62.8’den mayısta 73.2’den, haziranda 89.9’a yükseldi. Tüketici güveni 62.8’de ve bu düzey koronanın çarptığı nisandan değil, 2019 nisanından bu yana en yüksek düzey.
 
Tek tek saymaya ihtiyaç yok. Tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bileşik endeks olarak Ekonomik Güven Endeksi’nin yüzde 19.1’lik artışla yüzde 73.5 değerine yükselmesi gidişatı özetliyor zaten...

Öte yandan, elektrik tüketimine de baksak, kapasite kullanımına da benzer toparlanma işaretlerini görüyoruz.
 
Bana göre önemli görülebilecek bir başka olumlu veri ise yatırım malları kaleminin nisan ayındaki kaçınılmaz sert düşüş sonrası 51.4’ten iki ayda 67’ye sıçraması oldu.
 
*        *        *
 
Yaklaşık 35 senedir ekonomi gazeteciliği yapıyorum. Belki garipseyeceksiniz ama işler olumlu gitmeye başlayınca, bir yandan seviniyorum, bir yandan da tedirginliğim artıyor. ‘Neden’ derseniz, hemen söyleyeyim.
 
Birinci olarak bilmem katılır mısınız ama bana göre, olumsuzluğu ve belirsizliği yönetmedeki kabiliyetlerimiz yüksek. Ancak iş olumluluğa gelince değişiyor. Olumlu gidişatı yönetmekte zaaflarımız var. Bir ekonomik paket uygulanırken ortaya çıkan ilk olumlu göstergeleri, tam bir iyileşme olarak kabul ediveriyoruz. Hani, mart başında iyi giden havalara aldanıp çiçek açan ağaçlar var ya... Nedense onlar aklıma geliyor. Yanlış anlamayın, ekonomimizin toparlanmaya başladığı bir gerçek. Burada bir aldatıcılık yok. Ancak, uyarılara rağmen unutmak istediğimiz bir başka gerçek ise koronavirüs salgınının etkisi hâlâ sürüyor. Son günlerde vaka sayılarında görülen artış bir istisna değil, temel eğilim olabilir. İkinci dalga gelecek mi, bilmiyoruz. Ekonomileri tekrar kapatmak, hiçbir ülkenin o kadar gücü olmaması nedeniyle pek mümkün görünmese de, önümüzdeki dönemin zikzaklarla dolu olması bir sürpriz sayılmamalı. Onun için aman tedbiri elden bırakmayalım. Yeni bir ayazda umutlarımız donup kalmasın...
 
*        *        *
 
İkinci dikkat çekmek istediğim nokta şu: Evet, Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri en olumsuz şekilde analiz edenler bile bizim ekonomimizin bir kriz veya durgunluktan sonra kısa sürede kendini toparlama yeteneği olduğunu bilir. Basketbol terimiyle söyleyecek olursak ekonomimizin ‘ribaunt’ yeteneği yüksektir. Ancak, bana göre, gelişmeleri her zaman gerekli ciddiyet ile ele almıyoruz. Sorunları soğukkanlı ve olgun bir şekilde ele almak yerine çoğu kez işin cılkını çıkarırcasına tartışıp sulandırmamız, akılcı çözümlere ulaşmamızı zorlaştırıyor. İnsanımız olaylara ya aşırı iyimser ya da aşırı karamsar nitelikte abartılı tepkiler veriyor.
 
*        *        *
 
Dost düşman herkesin bildiği bir başka özelliğimiz üçüncü olarak belirtmek istediğim noktayı oluşturuyor. O da şu: Bazı zaaflarımıza ve hatalarımıza rağmen bu çetin toprakların insanları olarak bizim tüm zorluklara göğüs gerip ayakta kalma ve hayatını sürdürme azmimiz çok güçlü. Tarih bunun yüzlerce kanıtı ile dolu... Ancak bu azmi, sonuna kadar takip edeceğimiz plan, program ve projelerle buluşturmada yeterince başarılı değiliz. Günü idare ediyoruz. Proje üretme notumuz zayıf. Orta ve uzun vadeli hedef belirleyip, bunlara ulaşma konusunda da ayakta ve hayatta kalmak için gösterdiğimiz azmi gösterdiğimizde önümüzde bambaşka bir ufuk açılacak.
 
UZUN SOLUKLU MÜCADELE
 
Korona ile başa çıkıyoruz. Ama kolay olmadığını ve olmayacağını da öğrenmemiz gerekiyor. Bu hem ekonomik hem de psikolojik olarak hazır olmamız gereken uzun soluklu bir mücadele... Ve bu mücadele istesek de istemesek de bir değişimi de beraberinde getiriyor.
 
Hiç şüphesiz, bu değişimin bazı unsurları kalıcı, bazıları ise geçici olacak. Tam olarak ne kadar süreceğini bilmediğimiz bir ‘geçiş dönemi’ yaşıyoruz. İş planlarımızı buna göre gözden geçirmemiz gerekiyor. Pandemi ile ziyarete de, ticarete de yeni eğilimler hakim oluyor ve olacak. Yeni tedarik yolları ve yeni pazarlar düşünmemiz gerekecek. Çünkü pandemi öncesine kadar nereden mal ve girdi tedarik ediyor ve ürünlerimizi, hizmetlerimizi kimlere satıyor idiysek, en azından bu geçiş dönemi için bunu aynı şekilde yapmamızda güçlükler olacak.
 
Ayrıca henüz başlamadıysak, dönemin ortaya çıkardığı yeni ihtiyaçlara uygun olarak yeniden şekillenecek piyasalara, yeni ürün ve hizmetler tasarlamaya başlamamız gerekiyor. Madem iş insanlarımız zorlukları ve belirsizlikleri yönetmede mahir, bu avantajı hızlıca ön almak için kullanalım. Şu anda her ne yapıyorsak, o ürünü veya hizmeti Türkiye için, dünya için vazgeçilmez hale getireceğiz. İster hazır giyim, ister bilişim, isterse kuruyemiş sektöründe olalım. Ürünlerimizi herkesin ihtiyaç duyacağı, adeta almaya zorunlu hissedeceği ürünlere dönüştüreceğiz.
 
Böyle karşılarsak, yeni dönem Türkiye için büyük bir fırsat olacak.