Enflasyon dinamikleri

Doç. Dr. Nurullah Gür

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 21 Ağustos 2020 Cuma
AA + -

Doç. Dr. Nurullah Gür
ngur@medipol.com.tr

Enflasyon 2000’lerin başına kadar Türkiye ekonomisinin başına bela olmuştu. 2000/2001 krizinden sonra atılmaya başlanan adımlar enflasyonu düşürme noktasında oldukça başarılı oldu. 2017’ye kadar enflasyonun makul seviyelere inmesinin altında yatan dört tane temel faktör var: 

-Kamu maliyesine yönelik reformlarla birlikte azalan gereksiz bütçe harcamaları. 

-TL’nin aşırı değerli olmasından kaynaklı olarak ithal tüketim ürünleri ve ara mallarının fiyat artışlarındaki düşüş. 

-Çin’in DTÖ’ye üye olması sonrasında ucuz Çin ürünlerinin piyasalara daha kolay giriş yapması sayesinde küresel çapta imalat sanayi ürünlerinde yaşanan fiyat düşüşleri.

-2010’a kadar enflasyon hedeflemesinde yaşanan kısmi başarı sayesinde vatandaşın enflasyon beklentisinin gerilemesi. 

Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, enflasyonu yüzde 6-8 bandının altına bir türlü çekemedik. Yüzde 5’in üzerinde reel faiz verdiğimiz dönemlerde bile enflasyon hedefini tutturmayı beceremedik. 3-4 puanlık bir fiyat katılığı hep enflasyonu hedeften saptırdı. Birçok gelişmekte olan ülkeden daha yüksek enflasyonumuz oldu. 

PARA POLİTİKALARI

2017 ile birlikte enflasyon yeniden çift hanelerde gezinmeye başladı. Peki neden? Maliye politikalarındaki son dönemlerde yaşanan gevşemenin enflasyon üzerinde kayda değer bir baskı oluşturduğunu düşünmüyorum. Para politikasını aşırı sıkılaştırsaydık enflasyon bundan daha düşük olabilirdi; ancak yine de enflasyon hedefini tutturamazdık. Bir de bunun ekonomik aktivite üzerinde yan etkileri olurdu. 

YAPISAL DİNAMİKLER

Türkiye’de daha çok yapısal dinamikler enflasyonu azdırıyor. Tarımda üretim, aracılık hizmetleri ve lojistikte sorunlar var. Bununla birlikte enerji, hammadde ve yüksek teknolojiye sahip bileşenlerde imalat sanayinin dışarıya bağımlı olması, kur şoklarını enflasyon için oldukça tehlikeli bir hale sokuyor. Bir diğer yapısal neden ise hizmetler sektörü ile ilgili. Lokanta, konaklama, eğlence, ulaşım ve haberleşme gibi alanlarda Türkiye’de talep son 10 yılda aşırı bir hızda arttı. Sosyal medyanın da etkisiyle fiyatlar ne olursa olsun canlı bir seyir izlemeye devam eden talep var. 

HİZMETLER SEKTÖRÜ

Hizmetler sektöründe ücretler yapışkan ve üretkenlik düşüktür. Hizmetlerde birçok alt sektör dış ticarete konu olmadığı için rekabet azdır. Türkiye gibi hizmetler sektörünün ekonomik gelişmeye kıyasla hızlı yükseldiği bir ülkede piyasanın bu özellikleri sorun oluşturur. Artan talebe bir de hizmetler sektörünün bu karakteristik özellikleri eklenince sonuç olarak sağlıklı fiyatlamanın yapılamadığı bir durum ile karşı karşıya kalıyoruz. 

Enflasyon dinamiklerini bütün boyutlarıyla bu köşeye sığdırmam mümkün değil. Burada anlatmaya çalıştığım şey özetle şu: Para ve maliye politikasını ne kadar sıkılaştırsak sıkılaştıralım fark etmez; enflasyonda geleceğimiz nokta en düşük yüzde 7-8 olur. Bu oran bile diğer ülkelerle kıyasladığımızda oldukça yüksek. Enflasyonu yüzde 5’e çekebilmek için yapısal sorunlara çözüm üretmemiz gerekiyor.