‘Yeni normal’de yeniden ‘rotalanma’

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 02 Ekim 2020 Cuma
AA + -

PROF. DR. KEREM ALKİN
keremalkin@superonline.com

2019-2021 dönemini kapsayan Yeni Ekonomi Programı’nda (YEP), 2018’in son çeyreğinden başlayarak, 2020’nin sonuna kadar sürecek bir ‘dengeleme ve disiplin’ dönemine işaret ediyordu. Türkiye’nin makro ekonomik verilerinde ‘kalıcı’ bir dengeleme döneminin yanı sıra dengeleme süreciyle eş zamanlı bir ‘mali disiplin’i, yani hem merkezi yönetim bütçe dengesinde hem de finansal istikranın bir göstergesi olarak, cari işlemler dengesinde de ‘sürdürülebilir’ bir disiplini hedefliyordu.
 
2018’deki ‘kur saldırısı’na rağmen Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın koordinasyonundaki ekonomi yönetimi, 2019 yılını ‘dengeleme-disiplin’ süreci açısından büyük bir başarıyla tamamladı. Kamu bütçe disiplini itinayla korunurken, cari işlemler dengesi Cumhuriyet tarihinde ender gördüğümüz bir fazlalık verirken, yıllıklandırılmış manşet enflasyon da yüzde 25’lerden 10’lara çekildi.

Eğer dünya virüs salgınına maruz kalmasaydı; 2020 sonunda başarıyla tamamlanacak olan ‘dengeleme-disiplin’ dönemi Türkiye ekonomisini AB bütçe açığı kriterinin yarısı bir orana, yüzde 0 ile 1 arası ‘sürdürülebilir’ bir cari açık/milli gelir oranına ve yüzde 8’in altını zorlayan bir yıllık enflasyona getirecekti. Ancak küresel virüs salgını tüm dünya ekonomisi ve küresel ticaret için ‘ağır’ kayıpları ve ‘yeni normal’ olarak adlandıracağımız bir dönemi de beraberinde getirdi. Bakan Albayrak, 2021-2023 dönemini kapsayan YEP’de, salgının reel sektöre, istihdama, büyümeye, ihracata olası olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesi için verilen desteklerin büyüklüğünün milli gelire oranının yüzde 10’a ulaştığını ifade etti.
 
Öncelikle, 2021-2023 dönemi için pandeminin ne ölçüde şiddetli devam edeceğine bağlı olarak Bakan Albayrak’ın paylaştığı ‘normal’ ve ‘kötümser’ senaryoda yer alan makro hedef ve beklentilerin son derece gerçekçi olduğunu ifade etmek gerekiyor.
 
Türkiye’yi ‘resesyon’a, ağır bir durgunluğa sokmadan, pandeminin Türkiye ekonomisi’ne olası olumsuz etkilerini bertaraf etmek için hayata geçirilmiş destek paketleri ve para-maliye-direkt kontrol politikaları setinin kademeli olarak revize edileceği, geri çekileceği; büyüme ve istihdamı desteklemek amacıyla bütçe disiplini, cari denge ve fiyat istikrarının 2022 sonuna kadar kademeli olarak iyileştirileceği bir süreç.
 
Pandemi, Türkiye’ye küresel tedarik zincirindeki rolünü arttırma noktasında kritik önemde fırsatlar sunan bir sürece sebep oldu. Türkiye, özellikle 2022’den itibaren dünya ekonomisinde gözlenen ‘yeni normal’ koşullarını ‘sürdürülebilir’ büyüme ve istihdama en etkili şekilde dönüştüren ekonomi olacak.
 
TCMB VE BEKLENTİ YÖNETİMİ
 
TCMB Para Politikası Kurulu’nun 24 Eylül’de aldığı 200 baz puanlık temel para politikası faiz artışı kararı, TCMB’nin neoliberal ortodoks yaklaşımı ödünsüz sürdürmesini savunan ekonomistler cephesinde ‘övgüyle’ karşılandı. Aynı ekonomistler, bu kararın alınmasında piyasada gözlenen fiyat belirleme alışkanlıklarındaki bozulmanın da TCMB üst yönetimi tarafından dikkate alındığına atıfta bulundular. Bu nedenle, döviz kurlarındaki oynaklığın geniş bir reel sektör kesiminde satılan mal ve hizmetlerin fiyatlarını ‘istedikleri gibi ‘ayarlamaları’, olası maliyet artışının en az yüzde 20’si ile yüzde 60’ından daha yüksek oranda ayarlamalarına yönelik ‘çarpıklık’ bir kez daha gözlerden uzağa düşmüş oldu.
 
Salgının Türkiye ekonomisi ve reel sektöre yönelik etkilerinin bertaraf edilmesine yönelik yürütülen çok kapsamlı para, maliye ve direkt kontrol politikası tedbirlerinin sahada sebep olduğu ‘başarılı’ etkinin Türkiye’nin 3. çeyrek GSYH büyümesini yüzde 4.5 ile 5.5 arasında pozitif orana taşıdığı bir konjonktürde, talepteki ısınmayı, piyasadaki hareketlenmeyi zararlarını sıfırlayacak ölçüde ‘fiyat ayarlaması’na dönüştüren reel sektör eğiliminin ‘manşet enflasyon’da sebep olduğu ‘sapma’yı konuşmak yerine kısa vade için ‘gerekçesine bakılmaksızın’ enflasyon beklentilerindeki bozulmayı ve döviz kurlarındaki oynaklığı önceliklendiren bir para politikası seti oluşturmaya ağırlık vermeyi tercih ettik.
 
Bu noktada, yukarıdaki satırlar asla TCMB’nin kararına bir eleştiri değildir; sadece bir durum tespitidir.