Medeniyetimizin temel esaslarından üçü

Hüseyin Öztürk

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 13 Kasım 2020 Cuma
AA + -

Hüseyin Öztürk

Bilinir ki; “Bizim medeniyetimiz insan merkezli bir medeniyettir”. İnsanı önceleyen medeniyetler, insana dair her şeyi de öncelerler.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” ilkesini şiar edinen medeniyetimizin temel dayanaklarından üçü; ‘insanın, çevrenin ve hayvanların’ korunması, kollanmasıdır.

Bu ilkelere göre devleti yönetenlerden yönetilenlere kadar hangi dilden-dinden-ırktan olursa olsun her insanın, çevrenin ve hayvanların yaşam alanları birbiriyle irtibatlıdır.

Ekonomik, sosyal ve kültürel hayatı ilmek ilmek ören ahilik kurumunun üzerinde durduğu hususlardan biri de ‘insan, çevre ve hayvan’ hakları üzerinedir.

Bu konuda İstanbul’da gözlemlerde bulunan ve gördüklerini yazan seyyahlardan Alphonse de Lamartine’nin, ‘Doğuya Seyahat’ kitabından bir bölüm aktaralım: “Müslüman Türkler, canlı-cansız yaratıkların hepsiyle iyi geçinirler. Ağaçlara, kuşlara, köpeklere kısaca Allah’ın yarattığı her şeye hürmet ederler.

Bizim memleketlerde başıboş bırakılan veya azarlanan bu zavallı hayvan cinslerinin hepsine şefkat ve merhametlerini teşmil ederler.

Bütün sokaklarda mahalle köpekleri için belirli aralıklarla su kovaları sıralanır. Bazı Türkler de ömürleri boyunca besledikleri kumrular için ölürken vakıflar tesis edip, onlara kendilerinden sonra da yem verilmesini sağlarlar.”

*        *        *

TABİAT ÜRÜNLERİNE HÜRMET

Evet, bugün de İstanbul’da selatin camilerinin pek çoğunda kuş evleri vardır. Halen Üsküdar Yeni Valide Camii’nde görmek mümkün. Sadece İstanbul değil, Şam’dan Kahire’ye, Diyarbakır’dan Balkanlar’a kadar hayvanları koruma ve beslenme tedbirleri alınmıştır. Hayvanlar için vakıflar, kurulmuş hastaneler açılmıştır.

Hatta bu hususta Ahmet Haşim’in ‘Gurebahane-i Laklakan Gariban Leylekler Evi’ adını verdiği ve böyle bir hastaneyi anlattığı kitabı vardır.

Sadece hayvanlar mı? Elbette değil! Çevre temizliği, bağ, bahçe ve yol kenarları gibi yeşil alanın bulunması gereken her yere büyük özen gösterilmiştir.

İşte o yıllara ait notlardan biri de şöyle:
“Müslüman Türklerin asırlardan beri gölgesinde dinlendikleri bu güzel tabiat ürünlerine karşı besledikleri hürmet sayesinde Türkiye’de altı, sekiz, hatta on kadem kutrunda (ayak büyüklüğünde) çınarlar vardır.

Bazen bunlar tazeliklerinde letafet ve şöhretini temin ettikleri evi havasız ve ışıksız bırakacak nispetler almaktadır.

Hâsılı, meyvesiz ağaçların sıcaktan tahrip olmalarına meydan vermemek üzere her gün sulanmaları için işçilere para vakfedecek kadar çılgın olan Türkler görülmektedir.”

*        *        *

İÇ DÜNYAYA SEYAHAT

Çevre bakımı demişken, şehir hayatının düzenli bir şekilde yürümesi için kaldırımları bozan her kim olursa olsun, onarmaya mecbur edildiği, halkın zararına neden olanların her verdiği zararı telafi etmekle yükümlüğü olduğu duyurulmuş ve tatbik edilmiştir.

Ayrıca ibadethaneler, evler, sokaklar, hanlar, çeşmeler, çarşılar, pazarlar, mesire yerleri, yollar, hayvan barınakları, giyim-kuşam imalathaneleri, dükkân ve manav çarşılarında insanın, çevrenin ve hayvanların yaşayabilmesi için önlemler alınmıştır.
Sosyal hayatın barış içerisinde sürebil-mesi, kim olursa olsun hepimizin önceliği olmalı. Müslümanlardan Rum, Yahudi ve Ermeni’ye kadar ne kadar insan varsa hepsine hayat sürme ve neslini idame ettirme hak ve imkânları temin edilmiştir.
Bütün kurallar ve yön verici esaslar, toplumun mesken tuttuğu yörede hayatın devamı esasına dayalı olduğu için her türlü önlem alınmış ve uygulanmıştır.

Velhâsıl:
Doğruları, iyileri, iyilikleri, sevenleri, sevilenleri, sevmeyi bilenleri, gönül alanları, gönle girenleri, kalbi ile dili arasında istikameti bir olanları bulabilmemiz ve önümüzü görebilmemiz için ‘önce insan’ deyip, kişinin dış dünyasından, makamından, mevkiinden, parasından, pulundan, şanından şöhretinden öte, iç dünyasına seyahat edebilirsek, bu üç ana unsur da hayat bulur.