‘Bölgesellik’ ve ‘Covid’ navlunu uçurdu

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 11 Aralık 2020 Cuma
AA + -

Prof. Dr. Kerem Alkin
keremalkin@superonline.com

Geçtiğimiz mart sonundan beri ‘Covid-19’ küresel virüs salgınının dünya ekonomisi ve küresel ticarete etkisini konuşuyor ve tartışıyoruz. Bununla birlikte, küresel anlamda dünya ekonomisindeki daralmanın öne çıkması, önümüzdeki dönemin ‘öncelikli’ konularını gölgelemeli. Küresel ticarette bölgeselleşme ve yakın coğrafyadan tedarik. Pandemi atlatıldıktan sonra bu iki başlıkta çok hızlı gelişme ve değişimlerin yaşandığını gözlemleyeceğiz. Bilhassa, geçtiğimiz haftalarda imzalanan Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nı (RCEP) anlamamız açısından.

LOJİSTİK MERKEZİ AÇILMALI

10 Güney Doğu Asya ülkesi ile Çin, Güney Kore, Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda arasında ekonomi tarihinin en geniş kapsamlı ekonomik ve ticari işbirliği anlaşmasının imzalanmasının temel nedeni, Asya’da ‘bölgeselleşme’nin etkisinin artmış olması. 2000’li yılların başlarında Asya’nın gerçekleştirdiği dış ticaret içerisinde, Asya ülkelerinin kendi aralarında gerçekleştirdiği dış ticaretin payı sadece yüzde 16’ydı. Bu rakam, 2010’da ikiye katlanarak yüzde 32’ye yükseldi. 2020’de ise aynı oran artık yüzde 60. Avrupa’nın toplam dış ticaretinde intra-ticaret, yani Avrupa’nın kendi içerisinde gerçekleştirdiği ticaretin payı yüzde 70.

Bu gelişmeler, Asya ve Avrupa’da küresel ticarette bölgeselleşmenin ne kadar yoğunluk kazandığına işaret ederken, konu Kuzey Amerika olduğunda aynı oran yüzde 30’a, Latin Amerika’da yüzde 18’e ve Afrika’da yüzde 25’e iniyor. Bu nedenle, ABD ve Afrika’nın küresel ticarette dışa bağımlılığı, pandeminin sebep olduğu risklerle birlikte yakın coğrafyadan tedariki daha da öncelikli kıldı. Bu durum, Türkiye’nin Kuzey Amerika’ya, Latin Amerika’ya ve Afrika’ya ihracatını artıracak önemli bir değişimi de hızlandıracak. Bu nedenle, bu üç coğrafyada en az 2-3 Türkiye lojistik merkezi açmak çok önemli.

KITALAR ARASI DENGESİZLEŞEN TİCARET

Pandeminin sebep olduğu en kritik sorunlardan biri ise kıtalar arası dengesizleşen dış ticaret. Pandemi öncesinde, kıtalar arasında ihracat-ithalat hacmi açısından kabul edilebilir bir fark söz konusu iken, bu nedenle ülkeler birbirlerine makul bir adet farkıyla konteynır taşımacılığıyla mal gönderirken; bugün, pandemi nedeniyle karşılıklı konteyner gönderimlerinde büyük bir adet dengesizliği yaşanıyor. Hijyen ve güvenilir ticaret kurallarının da sertleşmesiyle konteynırın boşaltılması ve geri gönderilmesi 10 güne çıkmış durumda. Avrupa ise karayolu ve demiryoluna ağırlık vermiş durumda.

Bu nedenle, küresel ticaretin büyük bir bölümünü tutan denizcilikte konteynır taşımacılığında sürelerin uzaması, daha da önemlisi boş konteynır bulunamaması, navlun maliyetlerini 2 bin 500 dolardan, 6 bin 800 dolara çıkardı. Bununla birlikte, Baltık kuru yük, yani dökme navlun maliyetlerinde bu artış gözlenmiyor. Görünen o ki, ilkbahar gibi fiyatlar büyük ölçüde normalleşir. Ancak, bizleri navlun fiyatlarında pahalı birkaç ay bekliyor.

BİDEN, ‘YUMUŞAK GÜÇ’ VE ‘MÜTTEFİKLİK’

Bir hafta sonra, ABD’nin seçim sistemi gereği, eyaletlerdeki seçmenleri temsilen seçilmiş ‘delegeler’, gerçekleştirecekleri oylama ile ABD’nin bir sonraki Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın yanı sıra eyaletleri bazında önemli pozisyon için de karar verecekler. Bu oylamadan, tarihi bir sürpriz olmazsa, Joe Biden ve Kamala Harris seçilecek. Biden’ın başkan seçildiğinin netlik kazanmasından sonra yaptığı pek çok açıklama, Başkan Trump’ın ‘dünya jandarmalığı’ndan ABD’yi uzaklaştırma mesajlarının aksine, ‘patron geri döndü’ yönünde mesajlar olduğu gözleniyor.
Biden ısrarla ‘sert güç’ unsurlarıyla dünya meselelerine müdahale edecek bir ABD yerine, son noktaya kadar ‘yumuşak güç’ unsurlarıyla mücadele edecek bir ABD imajı çiziyor; mesajlarını buna göre veriyor. Başkan Obama döneminde, Cumhuriyetçi Bush’a göre, ABD 10 kat daha fazla drone bazlı hava saldırısı gerçekleştirdi. Bu nedenle, Başkan’ın Demokrat veya Cumhuriyetçi olması, ABD’nin ‘askeri müdahale’ eğilimi konusunda ‘yanlış’ bir beklenti oluşturmasın. Biden, ‘çok taraflılık’ ilkesine olan inancıyla daha ‘barışçıl’ çözümler için çaba sarf edecek, hiç kuşkusuz.