200 milyar dolarlık ihracat uzak değil

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 08 Ocak 2021 Cuma
AA + -

Prof. Dr. Kerem Alkin
keremalkin@superonline.com

2020’de küresel virüs salgınının dünya ekonomisi ve küresel ticaret üzerinde sebep olduğu tahribatı, maliyeti geriye dönüp tekrar hatırlayacağımız günlerde, Türkiye ekonomisi için övüneceğimiz 3 temel başlığımız olacak. Birincisi, Türkiye’nin ticaret diplomasisinin saha neferleri olan ihracatçılarımızın küresel pandemiye rağmen pek çok rekora imza atmış olmaları. İkincisi, ABD’nin kamu bütçe açığının milli gelire oranının yüzde 20’ye ulaşmasının, pek çok G20 ülkesinin bütçe açığının yüzde 6 ile 15 aralığında gezindiği bir ortamda, Türkiye’nin bütçe açığının yüzde 4 civarında bir seviyeyi geçmemesi adına yakalanan mali disiplin başarısı.

GÜVENİLİR LİMAN TEDARİKÇİ ÜLKE

Üçüncüsü ise 2020 yılını dünyanın önde gelen 40 ülkesi arasında pozitif büyümeyle tamamlayan 3 veya 4 ülkeden biri olma başarısı. Türkiye’nin iktisatçıları olarak bu 3 temel başarıdan hiç söz etmemek, Türkiye ekonomisine yapabileceğimiz en büyük haksızlık olur. Bu 3 temel başarıyı sağlayan ekonomi politikası seti için verilen mücadeleyi, TCMB’ye bir kuruş dahi karşılıksız para bastırılmadan bu başarıların nasıl elde edildiğini hiç mi konuşmayacağız? Küresel pandeminin ortasında büyük bir üretim, yatırım ve ihracat mücadelesi ortaya koyan reel sektörü hiç konuşmayıp; salt ‘enflasyon sarmalı’nı mı konuşacağız?

Açıklanan veriler, 2020 yılının son ayında ihracatımızın, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 16 artışla 17.84 milyar dolara ulaştığına; bu sayede Cumhuriyet tarihinin aylık ihracat hacmi rekorunun kırıldığına işaret ediyor. Rekor bununla da sınırlı değil. Ekim ve aralık aylarındaki rekorlar ve kasım ayındaki performans sayesinde 2020’nin son çeyreğinde, aynı zamanda tüm zamanların en yüksek çeyrek dönem ihracat hacmi de 51.2 milyar dolar ile yakalandı. Bunun anlamı, artık Türkiye’nin yıllık ihracat hacminin 200 milyar dolar çıtasını yakalamaya çok yaklaştığına işaret ediyor. Çünkü, küresel pandemi Türkiye’nin ‘güvenilir liman tedarikçi ülke’ olma başarısını ‘silinmeksizin’ tescil etti.

DAHA AGRESİF PAZARLAMA

Türkiye’nin geleneksel ihracat pazarı Avrupa’ya olan ihracat hacmimizi geliştirirken, Endonezya, Malezya, Filipinler gibi ASEAN ülkeleriyle aramızdaki ticari ve yatırım işbirliğini artıracak adımları hızlandırmamız; yükselen kıta Afrika’daki siyasi ve kültürel diplomasi başarımızı ticari diplomasi başarısıyla da taçlandırmamız ve Latin Amerika ile aramızdaki ticaret hacmini katlamamız gerekiyor. Küresel pandemi, Türk ihraç ürünleri için daha agresif bir pazarlama ve tedarik hamlesi adına ‘Türkiye lojistik merkezleri’ne yönelik projeleri hızlandırmamızı gerektiriyor. Ticaret Bakanlığımızın liderliğinde, TİM ve ihracatçı birliklerimizin bu yöndeki kapsamlı çalışmaları, 2021 ihracat hacmi hedefi olan 184 milyar doları rahatlıkla geçerek, 190 milyar doları yakalamamızı, 2022’de ise 200 milyar dolar çıtasına dokunmamızı sağlayacaktır. Cumhuriyetimizin 100. yılında artık yeni hedef, 300 milyar dolar olacak.

TÜRKİYE’NİN ‘MÜTTEFİKLİĞİNİN’ PAHA BİÇİLMEZ DEĞERİ

2021 gerek ABD gerekse Brexit sonrası AB açısından, ‘müttefikler arası’ ilişkileri yeniden güçlendirecek adımların ve karşılıklı güveni yeniden tesis etmenin koşullarının ne olması gerektiğine ciddi manada zihin yorulacağı bir yıl olacak.
Bu amaçla, ‘güçlü’ bir işbirliğinin ortak ‘yarar’ ve ‘çıkar’ denkleminde neden önemli olduğunun hayli kuvvetli argümanlarla izah edilmesi gerekecek. Burada temel sorun, gerek ABD’nin gerekse de AB projesinin temel kurucuları Almanya ve Fransa’nın tüm meselelere salt kendi ‘kodlar’ı ve ‘kırmızı çizgiler’i üzerinden yaklaşmaları.
Oysa, aynı ittifakı, aynı birliği oluşturan diğer ülkelerin ‘kodlar’ı ve ‘kırmızı çizgiler’i en az kendilerinki kadar önemli. Polonya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan’ın çekinceleri ve kızgınlıklarına kafa yormadan, ne AB, ne de NATO içerisinde anlamlı ve kıymetli bir ilerleme kaydetme şansı yok gözüküyor. Buna karşılık, ‘müttefik’ denilen ülkelere ‘dayatma’ metodu ile kabul ettirilmeye çalışılanların tümü, ‘İttifak’ın geleceğini bir kat daha riske sokuyor. Hele ki, Türkiye ile ilişkiler. Gerek ABD gerekse de AB, Türkiye ile ilişkilerinde bugüne kadar ‘çifte standart’ davranışlar içerisinde olmasalardı; Türkiye’nin ‘kodları’na ve ‘kırmızı çizgileri’ne hak ettikleri değeri verselerdi, ‘İttifak’ın geleceği adına bambaşka bir noktada olunabilirdi.