Dökümhaneler şimdi ‘biyo’ oluyor

Hakan Güldağ

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 26 Mart 2021 Cuma
AA + -

HAKAN GÜLDAĞ

Mesajlarıma bakarken ‘Biyogirişimcilik Zirvesi’ duyurusunu görünce şöyle bir durdum. Hani girişimciliğin her türlüsünü duyduk da, doğrusu biyogirişimciliği duymamıştım. Benim kabahatim... Programa göre, zirvenin ilk panelinin konusu ‘Endüstriyel Biyoteknolojide Girişimcilik’. Moderatörü tanıdık bir isim olunca, merakım biraz daha arttı. Biraz araştırdım, gelin öğrendiklerimi sizinle de paylaşayım bu Eko-Mercek’te. Bakın, biz ‘faizler yükseldi, kurlar fırladı’ diye uğraşıp dururken neler oluyor neler...
 
Bizim bildiğimiz biyoloji, canlıları inceleyen bilim dalı. Eh, biyoteknolojiyi de az çok biliyoruz. Gelgelelim endüstrisinden bahsedince ister istemez meraklanıyor insan. Ne oluyor? ‘İnsan filan mı üretecekler’ derken, o değil ama çok ilginç gelişmeler olduğunu anladım bu alanda. Canlı organizmalarla üretim yapmak için ‘biyodökümhaneler’ bile kurulmuş. Vallahi siz biliyorduysanız, kusuruma bakmayın. Cahilliğime verin. Ama benim için yeni haber. 2019 yılında Küresel Biyodökümhane Birliği bile kurulmuş da haberim yok.
 
*        *        *
 
Neyse uzatmayayım... Girişte bahsettiğim zirvenin ilk panelinin moderatörü Selin Aslanhan. Selin Hanım’ın bu konuda aydınlatıcı yazıları var. Ondan öğrendiğime göre, meğer sentetik biyolojideki gelişmeler ile birlikte biyodökümhaneler son birkaç yıldır dünyada teknoloji ekosistemine yerleşmiş. Son dönemde koronavirüs ile birlikte yeniden gündeme gelmiş. Şöyle anlatıyor Arslanhan: “Sentetik biyoloji, genetik veriyi kullanarak mühendislik uygulamalarıyla mikroorganizmaları, hücreleri yeniden programlamaya imkan veriyor.”
 
Mikroorganizmalar... Aslında 1675’ten beri biliyoruz onları... Çünkü o yıl ilk kez bir mikroskop kullanılarak görüldüler. Mikroskop olmadan, hissediyorduk varlıklarını ama göremiyorduk. Mikroplar gibi, bakteriler gibi...
 
Şimdi anlaşılan öyle bir aşamaya gelmişiz ki, sadece izlemekle araştırmakla yetinmiyoruz, ancak mikroskop aracılığı ile görülebilen bu organizmaları üretim için kullanıyoruz. Belli bir amaca yönelik olarak yeniden biçimlendiriliyoruz. Sonra da istediğimiz ürünü üreten adeta mini fabrikalara dönüşüyoruz. Yoğurt yaparken bakteri kullanmak gibi aslında. Ama boyut ve kapsam çok farklılaşmış. Teşbihte hata olmaz, bakteriler sanayi işçisine dönüşmüş bir nevi...
 
*        *        *
 
“Hayatımızdaki birçok malzemenin biyolojik fabrikalar tarafından üretilebileceğini söyleyebiliriz” diyor Selin Aslanhan ve şöyle devam ediyor: “Sentetik biyolojiyle programlanan hücrelere, bugün her sektörde kullanılan kimyasal maddeleri, plastiği, ileri malzemeleri ürettirmek mümkün. Aşı, ilaç, gıda tarafını hiç saymıyorum bile...”
 
Anlaşılan o ki, endüstriyel biyoteknoloji, dünyanın giderek büyüyen gündemi haline gelen iklim değişikliği, atık yönetimi, kaynakların etkin kullanımı, enerji tasarrufu gibi meselelere de çözüm sunuyor. Belki de onun için sentetik biyolojiye, yani ‘canlı sistemleri yeniden düzenleme’ işine yapılan yatırımlar hızla artıyor.
 
*        *        *
 
Baktım, Türkiye’de üniversitelerde sentetik biyolojiye odaklı çalışan araştırma grupları ve altyapılar var. Bazı üniversitelerimizde biyolaboratuvarlar da... Ama biyodökümhanelerimiz yok henüz. Oysa dünya bu işe çoktan girmiş ve bu işi yapanlar öyle dev şirketler filan da değil. Biyodökümhane işleten biyoteknoloji startupları var. Ve de çok hızlı büyüyorlar.
 
İzninizle konuyu bağlayayım. Türkiye’yi çok yakından ilgilendiren Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı biliyorsunuz. Daha önce de Eko-Mercek’te konu etmiştik. İşte ‘yeşil mutabakat’ biyogirişimcilik ile çok ilgili görünüyor. ‘Yeşil dönüşüm’ denilen şey, işin temeline bakarsanız, geleneksel sektörlerin yeni teknolojilere dönüşümü... Karbon emisyonlarını azaltma, Sanayi 5.0 hepsi bununla ilgili. Bundan böyle sürdürülebilir kalkınma ve ekonomik büyümenin lokomotifi dijitalleşmeyle birlikte bunlar olacak. Benim anladığım bu dönüşümü gerçekleştirebilmek için sentetik biyoloji çok önemli bir çözüm sunuyor.
 
*        *        *
 
Girişim kelimesi, bir soruna çözüm bulmak için bir şeyler yapmayı akla getiriyor. Öyleyse, girişimciye de bir işi herkesten önce ve ‘ilk’ olarak yapmayı ve çözüme ulaştırmayı amaçlayan kişidir diyebiliriz.
 
Problem varsa, çoğu kez çözüm de, dolayısıyla da kazanç var. Heyecan verici değil mi?
 
BİYOLABAROTUVARLARDAN BİYOFABRİKALARA...
 
Biyodökümhaneler nedir, ne işe yarar, ne iş yapıyor bunlar derseniz, şöyle aktarayım Selin Aslanhan’ın yazdıklarından anladıklarımı:
 
İşin üç aşaması ya da fazı var:
 
İlki biyolaboratuvarlar. Buralarda genom verisi, yani bir organizmanın genetik şifreleri araştırılıyor. Biyolabarotuvarlar olmadan en küçük temel yapıları, moleküler mekanizmaları, hücreleri ne keşfetmek ne araştırmak ne de bu mikroskobik yapıları anlayıp, anlamlandırmak mümkün.
 
İkinci aşamada, bu yazıya konu ettiğimiz biyodökümhaneler var. Geleneksel dökümhanelerde eritilen metaller kalıba dökülerek istenilen biçime sokulur ya, biyodökümhanelerde metal yerine canlı sistemi yeniden biçimlendirme işi söz konusu. Bu sefer mikroorganizmalar genetik mühendislik uygulamalarıyla yeniden şekillendirip istenilen ürünü üretebilir hale getiriliyor.
 
Üçüncü aşama ise tahmin edebileceğiniz gibi üretim aşaması... Eh, dökümhanesi oluyorsa, fabrikası da var demektir. Canlıların yeniden biçimlendirilerek sentetik ama biyolojik ürünlerin üretim aşaması da bir nevi ‘biyofabrika’ olarak nitelenebilir. Öyle de oluyor zaten. Biyofabrikalarda tasarlanan, biçimlendirilen ve test edilen canlı organizmalar büyük ölçekte üretime sokuluyor.
 
2020’DE BİYOTEKNOLOJİ YATIRIMLARI PATLADI
 
Biyoteknolojiye yatırımlar hızla artıyor. Canlı sistemleri yeniden düzenleme işine son 10 yılda yapılan yatırımlar 8 kat artmış. Ama asıl patlama 2020’de yaşandı. Bunda Covid-19’un da etkisi çok. Biyoteknoloji korona ile birlikte öne çıktı. Biyoteknolojiye yapılan yatırımlar, 2019 yılına göre yaklaşık yüzde 50’lik bir artışla 250 milyar doları buldu. Bu yatırımların en önemli bölümünü ‘işbirlikleri kanalıyla gerçekleştirilen yatırımlar’ oluşturuyor. Yatırımların yüzde 12’sini girişim sermayesi yatırımlarının oluşturması ise dikkat çekici. Biyoteknoloji alanındaki halka arz çalışmaları da geçen yıl hızla arttı. Son beş yılın ortalamasına kıyasla 2020 yılında biyoteknoloji halka arzları 3 katına çıktı.