Kaygı, rızkın düşmanıdır

Hüseyin Öztürk

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 02 Nisan 2021 Cuma
AA + -

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Kaygı, insani bir haslettir. Kaygılanmayan, kaygı duymayan insan yoktur elbet. Yalnız kaygının ölçüsü kaçınca; insanın huzuru, güveni, istikrarı ve haliyle çalışma arzusu ve isteği de altüst olur. İşte kaygı, rızkın düşmanı olarak mesaisine başlamış demektir.

Kaygı, tedbirin kırbacıdır. Kırbacı dengeli kullanmak gerekir ki; işimizi, aşımızı, ruhumuzu, bedenimizi, ailemizi, çalışanlarımızı, çevremizi, bizden beklentisi olan insanları endişeye sevk etmeyelim.
 
Kaygının ölçüsü kaçınca insanın aklına yüzlerce soru gelir ve cevapsız sorular birbirini kovalamaktan doğru cevaplar verilemez. Hal böyle olunca da işlerimizin ve çalışanlarımızın hayat akışıyla birlikte duyguları, düşünceleri zaafa uğrar.
 
Dozajında kaygı, yani kaybetmekten korkmayan ve umudunu korkuya teslim etmeyen insanlarımız için kaygının faydalarından biri de şudur: Kişinin kendisini fark etmesini ve keşfetmesini sağlar.
 
Bütün dünya ile birlikte Covid-19 salgını altındayız. Bir yıldır da bu mikropla yaşıyoruz. Dünya ülkeleri içerisinde salgına karşı en iyi mücadele eden devletlerden de biriyiz. Millet ve devlet olarak salgından en az hasarla kurtulmaya çalışıyoruz.
 
Hükümetimiz ve iş âlemimiz, salgına karşı büyük bir ittifak oluşturarak; elbirliği, gönül birliği, güç birliği içerisinde olabildiğince en tedbirli şekilde mücadelemiz sürüyor.
 
Krizler, kavram olarak karanlık görülse de esasında her kriz oluşu içerisinde pek çok fırsat barındırır ve besler. Önemli olan krizler karşısında paniklemeden, kaygıya düşmeden ne gibi fırsatlar üretebileceğimiz hususunda harekete geçebilmektir.
 
*        *        *
 
AKIL VE GÖNÜL İTTİFAKI
 
Bizim inanç merkezli değer yargılarımızın temelini şu hakikat oluşturur.
 
“Rızkın onda dokuzu cesarettir” denilir. Cesaret kavramı, içerisinde çok şey barındırır. Cesur insanlar, kendilerine olan güvenleriyle birlikte umutları yüksek olan kimselerdir ve kaygıyı dozunda tutarlar.
 
Bizim medeniyetimiz kaygı ve karamsarlık medeniyeti değildir. Akıl ve gönül medeniyetinin sahipleri, ekmeklerini kaygılarına heba etmezler. Heba edilen bir emek ve ekmek varsa, bilinmeli ki, akıl ve gönül ittifakının dışına çıkılmış demektir.
 
Ömürlerini akıl ve gönül ittifakıyla geçirmiş ticaret ehli insanlarımız buyururlar ki:
 
“İşini sevmeyenin aşını sevmesi beklenemez, o aşın bereketi olmaz.” Ardından ilave ederler: “Gönülsüz aş ya karın ağrıtır ya baş.”

Akıl ve gönül birleştiğinde ortaya çok aklıselim bir insan karakteri çıkar. İnsan olarak özümüz; cesaret, ümit, keşfetmek, merhamet, sevgi ve paylaşmadan, dayanışmadan beslenir.
 
Bu hasletler, gönül merkezli eyleme geçtiğinde hiçbir engel, insanı yürümek istediği yoldan geri döndüremez. Kaygılarımız, endişelerimiz, korkularımız, öfkelerimiz erir gider.
 
Cesaret fıtri bir haldir. Hemen her insanda yeterli miktarda bulunur. Mesele bu cesareti ortaya koyabilmek ve farkında olabilmektir.

İnsan; beslenmekle, beslemekle, çalışmakla, çalıştırmakla, kazandırmakla, kazanmakla paylaşmakla, paylaştırmakla, yönetmekle, yönetilmekle, bilmekle, bilgilendirmek yükümlü olup, her türlü donanımla yaratılmış ve bu özelliğinin anahtarı olarak da cesur yaratılmıştır.
 
Kendi cesaretine kayıtsız kalan kişilerin akıbeti, elbette kaygı ve kaygının beslediği her türlü karanlık duygu içerisinde çaresiz kalmaktır. İşte eskiler bu hale düşenlere şunu söylemişlerdir: “Kaygı, endişe, şüphe, ömür törpüsüdür.” Ömrünüzü törpületmeyin!
 
*        *        *
 
KADER KARDEŞLİĞİ
 
Eğer yerkürede umutsuzluğa, karamsarlığa ve kaygıya düşmeyecek tek toplum varsa, o da bizim milletimiz ve devletimizdir. Yine başka milletlerde olmayan bir başka özelliğimiz de ‘kader kardeşliğimize’ sahip çıkmamızdır.    
 
Nice yüz yıllardır, nice başımıza gelen hadiselerden bu kardeşlik sayesinde kurtulmuşuzdur. Bu kardeşlik sayesinde yeniden küllerimizden doğmuşuzdur. Elbet bu salgından da kurtulacak ve rızkımızı kaygıya heba etmeyeceğiz.