İhtiyacımız olan şey girişimci ruh!

Hakan Güldağ

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 16 Nisan 2021 Cuma
AA + -

Hakan Güldağ
a.hakan.guldag@gmail.com

Şu zor günlerde nedense girişimcilik üzerinde daha fazla durmak lazım gibi geliyor bana. Öyle seziyorum doğrusu. Sıkıntılardan kurtulmanın anahtarı girişimcilikte...
Aslına bakarsanız, bana göre, zaten kelimenin kendisi bu anahtarı bize sunuyor. ‘Girişim’ neyi akla getiriyor? Bir soruna çözüm bulmak için bir şeyler yapmayı... ‘Girişimci’ kelimesi, kendine iş, uğraş yaratan bir kişiyi... ‘Girişmek’ dediğimizde bir işe hiç çekinmeden giren bir kişi geliyor aklıma...

Girişimci’ kelimesi olduğu gibi eskiden kullanıldığı şekliyle ‘müteşebbis’ kelimesinin de kökeni, bu kelimelerin tanımları konusunda önemli ipuçları veriyor.

Sözlüklere şöyle bir baktım. Faruk Türkoğlu’nun hazırladığı Ansiklopedik Ekonomi ve İş Hayatı Sözlüğü’ne göre, Arapça’dan gelen ‘teşebbüs’ kelimesi, aynı dilde yapışkan anlamına gelen ‘şebs’ kelimesinden türetilmiş. Yani teşebbüs, bir işe başlayıp sebat etmek, yapışmak, tutunup kalmak ve tuttuğunu bırakmamak anlamına geliyor. Anlamlı değil mi?

*        *        *

Devam edelim:

Fransızca’dan dilimize aldığımız inisiyatif kelimesinde ‘bir şeyi başkalarından önce yapma eylemi’, ön planda... ‘İnisiyatif almak’ başkalarının geri durduğu bir ortamda, sonu belirsiz de olsa bir şeyler yapmaya gönüllü bir kişinin karakter çizgisini ortaya koyuyor.

Fransızca ya da İngilizce ‘entrepreneur’ kelimesi, bir işi üstlenen ve bir işe girişen kişiyi tanımlıyor. Bu kelime, 17. yüzyılda tiyatrolarda bir oyunun prodüksiyonunu yapan veya yönetimini üstlenen kişiler için kullanıldıktan sonra Avrupa’da bugünkü ‘girişimci’ anlamını kazanmış. Kökeni ise Sanskritçe: ‘Anthah Prerana’... ‘Kendi kendini motive eden kişi’ anlamına geliyor.

*        *        *

Doğrusu, kelimenin kendisi çok şey anlatıyor dememin nedeni de bu... İçlerinde barındırdıkları anlamlardan bir girişimcinin profilini, girişimciyi girişimci yapan nitelikleri sıralamak mümkün.

Buna göre girişimci:

  • Bir işi herkesten önce ve ‘ilk’ olarak yapmayı ve çözüme ulaştırmayı amaçlayan kişidir.
  • Özgürlüğüne düşkündür. Bağımsızlığına değer verir. Ve yaptığı işin tüm sorumluluğunu yüklenir.
  • Sözlüğünde ‘bahane’ kelimesi yoktur. Ruh ve beden tembelliğini reddeder. Sonu gelmeyen mazeretler üretmez.
  • Başarıya odaklandığında, tuttuğunu bırakmaz, nihai hedefine adeta yapışır.
  • Özgüveni güçlü olduğu ve kendini tüm benliği ile işine adadığı için dışa dönük ve ataktır.
  • Girişimci riskleri herkesten daha iyi algılasa bile cesur davranmak gerektiğini bilir. Riskleri de hesaba katar ama cesareti onu diğerlerinden farklı kılar.
  • Kapanan kapıları izler. Dersler çıkarır. Ancak gözleri hep yeni açılan kapılardadır.
  • Çevresine duyarlıdır. Pazardaki sinyalleri algılamakta ve fırsatları sezmekte ustadır.

*        *        *

Tabii bu niteliklere eklemeler yapmak mümkün.

İbn-i Haldun’un yüzyıllar önce yaptığı tanım girişimcinin portresini sadece dört kelime ile çiziyor:

“Husumete kadir, hesap-kitapta mahir...” Tabii, büyük bilginin ‘husumet’ kelimesini bugünkü gibi hasımlık veya düşmanlık anlamında değil, cesaret ve rekabet kararlılığı anlamında kullandığını da hatırlatmamız lazım.

Geçen yüzyılın en büyük ekonomistlerinden Keynes’in girişimcilik için çizdiği şu çerçeve de, yukarıda sayılan nitelikleri farklı kelimelerle vurguluyor:

“Kapitalizmin temelinde kendiliğinden gelen bir cesaret duygusu, bir gözü karalık ve eser yaratma güdüsü vardır. Eğer işteki şevk ve heyecan sönerse ve spontane iyimserlik yok olursa, girişimci kararlarını matematik beklentilere göre verir. Bunun sonu ise şirketin hayatiyetini kaybetmesi ve ölmesidir.”

*        *        *

Bugün girişimcilik sadece iş sahibi, bir başka ifadeyle ‘patron’ olmak ile ilgili görülmüyor. Girişimciler gibi, girişimci profesyoneller de giderek artıyor.

20 yıl önce bile profesyonel yöneticilerin, patronun veya yönetim kurulunun belirlediği hedeflere ulaşması ve belirlenen stratejiyi uygulaması yeterli sayılıyordu. Günümüzde ise yöneticilerden girişimci niteliklerinin ağır basması isteniyor.

Keza, yeni pazarların keşfedilmesi ve yeni ürünlerin geliştirilmesi gibi görevleri de artık profesyonellerin yerine getirmesi bekleniyor. Bu nedenle profesyonellerin bir bölümü rutin işler ve geleneksel idarecilik alanlarındaki yetkilerinin bir bölümünü astlarına devrederek, sanki bir patron gibi işi geliştirme amacına odaklanıyor.

Ayrıca, bir ekonomi gazetecisi olarak, profesyonel yöneticilerin görevlerini bıraktıktan ya da kaybettikten sonra kendi işlerini kurduklarını gözlemliyorum. Özellikle de profesyonel yönetici iken girişimcilik yeteneklerini geliştirenler...

Sadece profesyonel yöneticiler de değil... Şirket içi çalışanların girişimci özellikler göstererek, ürün, hizmet ya da süreçlerde yenilik yaratması da hedefleniyor. ‘İç girişimcilik’ denilen bu çabalar, çalışanları düşünmeye, hayal etmeye, harekete geçmeye ve yaratıcılığa teşvik ediyor. İç girişimciliği büyütmek isteyen büyük kuruluşlar, adil bir ödüllendirme sistemini de devreye sokmaya çalışıyor.

*        *        *

İnkar edilecek yanı yok. Zor bir dönemden geçiyoruz. Bazen bütün bu belirsizliklerin, karmaşanın, sıkıntıların üstesinden gelmek adeta imkansız gibi görünüyor. Ya da bunun için pek çok imkana ihtiyaç var gibi görünüyor.

Oysa, bizim öncelikle girişimciliğe ihtiyacımız var. Hatta diyebilirim ki, sadece girişimciliğe ihtiyacımız var. Doğru bir rotada, heyecanla, tutkuyla çalışmaya ihtiyacımız var. O zaman yenemeyeceğimiz bir güçlük yok. Sağlıcakla kalın.

‘SOSYAL’ GİRİŞİMCİLİKLE KAPSAM GENİŞLEDİ

Son dönemde girişimciliğin kapsamı da genişledi. Yalnız ekonomide değil, bilimde, sanatta, teknolojide, sosyal hayatta ve siyasette yenilik peşinde koşanları, değişime, başarıya odaklananları da ‘girişimci’ olarak niteliyoruz artık.

Günümüzde ‘girişimci ruh’ denildiğinde artık yalnız iş insanları kastedilmiyor. Girişimcilik, bir bakış açısı, bir eylem biçimi ve hayat tarzı olarak ön plana çıkıyor. Muhtardan valiye kadar her kamu yöneticisinin girişimci yeteneklere ve niteliklere sahip olması zorunlu görünüyor. Sivil toplum kuruluşlarının devlet ve piyasa ile bir kalkınma sacayağı oluşturmalarının yolu yine girişimcilikten geçiyor. Ne sadece kendi çıkarlarını gözeten şirketler, ne de sadece kendi üyelerinin haklarını kollayan sivil toplum kuruluşları artık eskisi kadar makbul sayılıyor.