Bir milletin hikaye yazma kapasitesi

Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 23 Nisan 2021 Cuma
AA + -

Prof. Dr. Ahmet Emre Bilgili

Dilde zenginlik gerçekten çok değerli bir hususiyettir. Öykü yazma ile hikaye yazma edebiyatta birleşebilir ama sosyolojide farklıdır. Bir milletin kültürel genetiğinde ‘hikaye yazma’ kapasitesi yüksekse hiç düşünmeden bu milletin en stratejik yönünün bu kapasite olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum ise çok büyük ölçüde insan kaynağının kıymetine dayanır. Dolayısıyla hikaye yazma kapasitesi yüksek olan toplumlarda en stratejik unsurun iyi yetişmiş insan kaynağı ve bunun koordinasyonu olduğunu ifade edebiliriz. Bu bağlamda ülkemizin kültürel genetiğinde hikaye yazma kapasitesinin çok yüksek olduğunu tarihi ve kültürel geleneğimizden hareketle rahatlıkla görebiliriz. Hikaye yazma en yalın ifade ile çok zor şartlar altında beklenmeyen ve olağanüstü başarılara imza atmaktır.

KARNEMİZ ÇOK ZENGİN

Milletimizin tarihinde bunun sayısız örnekleri mevcuttur. Bir cihan devleti olan Osmanlı’nın kuruluş kapasitesini Kayı boyunun Karakeçili aşiretinin göçebe reisinde görebilirsiniz. Doğu Roma İmparatorluğu’nun efsane başkenti İstanbul’u kuşatan ve bu kuşatmada kendi komutanlarının bile ‘kuşatmayı kaldıralım artık’ sözlerine karşılık sağlam bir irade göstererek mücadelesini taçlandıran Fatih Sultan Mehmet Han’da görebilirsiniz.

Tuna boylarında sıkışan askerleri ile verdiği mücadele ile düşmanlarının bile övgüsünü kazanan Gazi Osman Paşa’da da görebilirsiniz. Nihayet en umutsuz bir ortamda verdikleri mücadelede bütün düşman kuvvetlerine karşı gösterilen ve Çanakkale’yi geçilmez kılan kahramanlarda görebilirsiniz. 15 Temmuz direnişini de buna ekleyebilirsiniz. Bu alanda hem bireysel hem de toplumsal başarılarımıza ilişkin karnemiz çok zengindir. Bu örneklerin sayısını çokça artırabiliriz. Fakat maksadımız; bu milletin hikaye yazma kapasitesini ve bu alanda sağlam bir geleneğe sahip olduğunu ifade etmektir.

Bu yüzden ‘kültürel genetik’ olarak gördüğümüz bu hususiyetin bugün ve yarın için millet adına ne anlama geldiği üzerinde kafa yormamız gerekir. Üzerinde yaşadığımız ve kaderimiz olarak gördüğümüz coğrafyanın tarihi/kültürel geçmişi, bu topraklara gelişimiz, güçlü olduğumuz dönemlerde adaleti tesis edişimiz, gücümüzü koruyamadığımız dönemlerde ise yaşanılan toplumsal/siyasal karışıklıklar ve buradaki asli misyonumuz üzerinde düşünmemiz gerekir. Günümüzde, güçlenmiş bir Türkiye’nin bu coğrafyada neleri başarabileceği ve nasıl bir ihtiyaca tekabül ettiği üzerine iyi düşünüp bir misyon güncellemesi yapmamızda büyük fayda var.

DEVLET STRATEJİ GELİŞTİRMELİ

Bilindiği üzere hikaye yazma olgusu; güç, irade, akıl, bilgi, ideal, inanmışlık, maneviyat, aidiyet, gelenek, adanmışlık, ekip ruhu ve liderlik gibi hususiyetler üzerinden gerçekleşir. Birey ve millet olarak bu hususiyetlerle ne kadar güçlü bağımız varsa hikaye yazma kapasitemiz de bu ölçüde yüksek demektir. Bu nedenle devleti yönetenler bu potansiyel özelliğimizi iyi bilerek bunun üzerinden bir strateji geliştirmek durumunda. Bu nedenle de insan kaynağımızın iyi yetişebilmesi, idealize edilebilmesi için uygun ortamı hazırlama vazifesini eksiksiz yapabilmelidirler. Zira, bu kapasiteye sahip bu millet idealize edilerek iyi eğitilirlerse, siyasetten ticarete, teknolojiden sağlık bilimlerine kadar gelişmenin her alanında üstün başarı gösterebilirler. Bir Selçuk Bayraktar’ın neleri başardığı ve kendi türünden çok geniş bir kesimin önünü nasıl açtığı düşünülürse meramımız daha kolay anlaşılır.

Bu da millet olarak bizi her anlamda seçkin bir konuma getirir. Bulunduğu coğrafya başta olmak üzere yeryüzünün her tarafına adalet dağıtan bir fonksiyon icra eder duruma sokar. En canlı örnek; yaşadığımız küresel salgında aşı üretme konusunda ilklerden olabilseydik bunu öncelikle yoksul ülkelere dağıtarak küresel bir iyilik içerisinde olur, bu durumu gönül coğrafyamızı genişleten bir hareket olarak taçlandırabilirdik. Sonuçta, bu milletin üzerinde farklı bir misyonu yerine getirme zorunluluğu vardır. Bu nedenle bütün dikkatimizle insan kaynağını her açıdan geliştirmeye, idealize etmeye ve cins işler çıkarmaya yönlendirmeliyiz.

Potansiyelimize, kültürel kodlarımıza, geçmiş başarılarımıza güveniyor, geleceğimizi bu doğrultuda şekillendirebileceğimize inanıyoruz. Dünyanın da yeni bir Adalet Kulesi’ne ihtiyacı var.