Dijital ahlak mı?

Dr. İlhami Fındıkçı

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 28 Mayıs 2021 Cuma
AA + -

Dr. İlhami Fındıkçı
ifindikci@degerdanismanlik.com.tr

Yaşadığımız gerçekler, hızla küçülen dünyamızda evrensel ahlakın kökünden sarsıldığını ve dijital bir ahlakın yayıldığını gösteriyor. Küreselleşme sürecinin, mana odaklı evrensel ahlakı desteklemesi beklenirken dijital dünya, madde odaklı ahlakı oluşturuyor.

Dünyanın neresinde olursa olsun insan olmanın gerektirdiği evrensel ahlak değerleri bellidir. Hak, adalet, erdem, merhamet, doğruluk, dürüstlük, şeffaflık, saygı, çalışkanlık… Ahlak başlığında yer alan bütün bu iyi ve güzel değerler, insanın fabrika ayarlarında her bireye özel bir biçimde ve yoğunlukta zaten olan bir potansiyeldir.

Yani ahlak, temelde bir şahsiyet özelliğidir. Eğitim ve öğrenme sürecinin, bireydeki bu potansiyeli geliştirmesi, ahlak ve vicdani değerleri pekiştirmesi, şekillendirmesi beklenir. Ancak dijital dünya, bütün eğitim süreçlerinin önüne geçiyor.

Bilginin hızla yayıldığı bir dünyada temel ahlaki değerlerin de aynı hızla yayılması, benimsenmesi ve davranışa dönüşmesi beklenirdi. Ama böyle olmuyor. Zira giderek maddi amaçlara hizmet eden, tüketim alışkanlıklarını yönlendirmeye ve hızlandırmaya odaklanan ahlaktan yoksun bilgi, ahlaki erdemleri dönüştürmeye, yapay ve dijital bir ahlak anlayışını körüklemeye başladı.

Küreselleşmeye paralel kendi potansiyelinden uzaklaşan insanın, doğal ahlaki duruşu, zayıflayıp giderek yapay bir hüviyete mi bürünüyor acaba? Böylece küresel dijital ahlakın temelleri, doğuştan getirilen saf insani değerlere mi yoksa egemen güçlerin gizli ve açık hedeflerine ve maddi değerlerine mi dayanacak?

KENDİNİ BİLMEK

Örneğin insandan ayırt etmede zorlandığımız yapay zeka ürünü robotlar, hangi ahlaki normlara göre programlanacak? Evrensel ahlaki değerler mi yoksa onları üreten yahut işleten kurumların hedefleri mi önde olacak? İyinin, doğrunun, ayıbın, günahın, dijital ahlaktaki karşılığı ne olacak? İnsanlar mı masa başında üretilen dijital ahlaka uymaya zorlanacak? Yoksa yapay zeka ürünü makineler mi insanın evrensel doğal ahlakıyla programlanacak?

Endişeliyiz… Çünkü daha yüksek sesle dile getirilmeye başlanan yapay maddi değerlere dayalı, taraflı küresel söylemler, evrensel doğrulara ve ortak bir yapay ahlak anlayışına dönüşüyor. Algı yönetimiyle tekrar edilen bu söylemler, kişisel ve toplumsal yaşamın bir parçası, ortak bir değer haline getiriliyor. İyilik, dürüstlük, başkalarını düşünme gibi ahlaki erdemlerin, nostaljik değerler hanesine hapsolmaya başlandığı bir zamandayız.

Kendi ahlaki potansiyelinden ayrılarak yapay bir ahlakın pençesine kapılan insan, hem kendi öz değerlerinden hem de öteki ile olan bağından uzaklaşıyor. Bundan dolayıdır ki, kendimizi algılama biçimi ve kendimizden beklentilerden aile içi yaşama, iş ortamına ve toplumsal hayata kadar yüzlerce davranış kalıbımız hızla değişiyor.

ÜST AHLAK

Oysa ki insan, kendini bilmek ve varlık âlemiyle yüzleşmek ister. Bu ise saf aklı tamamlayan ahlakla olur. Ahlakı ve vicdanı, insandaki yüksek melekeler arasında gören Gazali, düşünce ve davranışlarımızın bu melekeler sayesinde ortaya çıktığını söyler. Bugün yoğun malumatın etkisindeki birey, etik değerlerini yaşamada zorlanıyor. İçindeki sesten uzaklaşıyor.

Yaşam alanı adeta kuşatılan insanı, kendisi olmaktan koparan madde odaklı dijital ahlak anlayışı, Kant’ın ifadesiyle bireydeki ‘üst ahlak’ gücünü zayıflatıyor. Böylece egemen olmak isteyen devletler, dünyanın ve uzayın kaynaklarını ele geçirmek isteyen şirketler, kitlelerin gündemini belirlemek ve yönlendirmek isteyen medya, bizi insan yapan erdemlerimizden uzaklaştırıyor.

Potansiyelinden uzaklaşan birey, özde insani değerleri temel alan manaya dayalı ahlak yerine, egemen güçlerin maddi isteklerine hizmet eden zorlama bir ahlakı, yaşam biçimi olarak benimsemeye başlıyor farkında olmadan. Ve robotların bize benzemesi gerekirken bizler robotlaşıyoruz.

İçimizde bulmamız gereken güzelliği uzaklarda arıyoruz. Doğuştan getirdiğimiz ama yakın ve uzak çevrenin bilerek ya da bilmeyerek bizi uzaklaştırdığı öz değerleri keşfedip hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getirdikçe iyiye ve doğruya yaklaşmış, gerçek ahlakı yakalamış olacağız. Aksi halde başlayan ahlaki çözülme dünyanın kaderi olacaktır.