Afrika’da kömürün de talihi kara

Prof. Dr. Ahmet Kavas

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 04 Haziran 2021 Cuma
AA + -

PROF. DR. AHMET KAVAS

Paris’te imzalanan COP21 anlaşması, katılımcı devletlerce kabul edilince, Afrikalı devlet adamlarının kömürle ilgili tüm hayalleri birer kabusa döndü. Zira artık bu madenin dünya genelinde özellikle enerji üretimi dahil kullanılması imkânsız hale geliyordu.
 
Avrupalılar, yakın bir geçmişe kadar her türlü çıkarma ve taşıma masraflarına rağmen hesapsızca kullandıkları kömürden şimdi Afrikalıları uzak tutmak için ciddi uğraş veriyorlar. Afrika’da bu işten geçinen binlerce insanın kara talihi için çıkış aranıyor.
 
Hayatımızın ayrılmaz parçası haline gelen elektrik, tüm dünya toplumlarının artık istifade etmeden yapamadığı bir enerji kaynağı. Çok değil, bilhassa 19. yüzyılda zirve yapan sömürgecilik dönemi ve takip eden bağımsızlık süreçlerinde Afrika’da ise bu bir ihtiyaca dönüştürülmedi ve hep ne işe yaradığını hissedenlerin oranı yok denecek kadar düşük kaldı. Şimdilerde ise kömür, doğalgaz, petrol, hidrolik, rüzgâr, güneş, jeotermal ve daha başka yollarla bu kıtada da bol miktarda elde edilmeye başlandı. Yine de 2020’li yıllarda bir Afrikalı’nın enerji tüketimi 600 kilovat (KW) seviyesinde kalırken, bir Çinli’de bu rakam 4000 KW’ı buluyor. Özellikle enerji temini konusunda kaynaklardan biri var ki, onun hikayesi hepsinden ayrılıyor. Zamanında kendisiyle ilgilenen herkes için çok kıymetliyken Afrikalılara sadece bin bir zahmet ve işkence altında onun hamallığı yaptırılıyordu. O da kömürün çıkarttırılıp uzak coğrafyalara taşınmasından ibaretti.
 
PAZARIN ANA AKTÖRLERİ
 
Afrika, dünya genelindeki kömür kullanımında neredeyse yok denecek bir seviyedeydi. Zaten bilinen maden yataklarındaki rezervi bir trilyon tonu geçen miktar dikkate alındığında, 33 milyar ton ile toplamın yüzde 4’ünü zor buluyor. Fakat her geçen sene, bilhassa Afrika’nın güney bölgesindeki ülkelerde yeni yataklar devreye sokularak bu miktarın artması mümkün.
 
1970’li yıllarda Afrika’nın güney bölgesindeki ülkelerde kömür madenleri birer birer devreye alınmaya başlandı. Öyle ki, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ardından 2010 yılında ikinci olan Zimbabve’nin yerini 2015’te Mozambik alınca üçüncü konuma düştü. Mozambik ise uluslararası kömür pazarının hedefine girdi ve kok kömüründe dünya pazarlarında ciddi alım yapan müşterileri çekebiliyor. Bostvana, Afrika’da kömür sanayi ile tanışan en yeni ülkelerden biri. Hedefi, komşusu Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ardından kıtada ikinci büyük üretici ülke olmaktı. Hatta bu hamlesi ‘kömür devinin uyanışı’ olarak görülüyor.
 
Dünyada kömüre ilginin hızla düştüğü bir dönemde Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Kenya ve Madagaskar, bu anlamda üzerlerindeki zincirleri kırmaya çalışıyor. Kömürleri sadece bakır madenleri, demiryolu ve deniz taşımacılığındaki ihtiyaçlar için kullanılan Demokratik Kongo Cumhuriyeti, belli bir üretim seviyesine ulaştı. 2017 yılına kadar bu madende ismi pek geçmeyen Kenya, artık bundan sanayisinde ve şehirleri aydınlatmada istifade etmek istiyor. Her ne kadar madenlerini işletmede belli bir ilerleme kaydetmese de Etiyopya’da zengin kömür yataklarının varlığı herkesçe biliniyor. Fransız sömürgeciliği döneminde adeta dış dünyaya kapatılan ülkelerden dünyanın en büyük ada devleti Madagaskar, kömür madeninden istifade etmeye ancak 2012 yılı sonrasında başlayabildi ve 2017’de bu sektörün sayılı yatırımcıları buraya ilgi duymaya başladı. Batı Afrika’da istisnai olarak Nijerya ve Nijer de bu madenleri işleten ülkeler arasındaki yerlerini aldı.
 
Senegal ve Kamerun ise termik santrallerini, ihraç ettikleri kömürlerle çalıştırıyor.
 
PROJELER İPTAL
 
2004 yılında Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde vatandaşlarımıza yönelik konferanslarım sırasında yaklaşık
10 gün bulunmuş, o sırada kömür madenlerinin kısa süre önce kapatılması sürecinin yaşandığına şahit olmuştum. Yıllardır işletilen ocakların artık ekonomik olmaktan çıktıkları, ton başına 300 markı geçen maliyet yerine başka kıtalardan, belki de Güney Afrika gibi ülkelerden, tonu 90 markı bulmayan kömürün Hamburg limanına teslim edildiği konuşuluyordu. Afrikalılar henüz nimetlerinden faydalanamadıkları bu değerin Avrupa’nın en güçlü sanayi devleti için can simidi olduğundan haberdar bile değillerdi.
 
Şimdilerde ise nimetinden faydalanmayı ümit ederken, 21 Aralık 2015 tarihinde Paris’te görüşülen COP anlaşması katılımcı devletlerce kabul edilip imzalanınca Afrikalı devlet adamlarının kömürle ilgili tüm hayalleri birer kabusa döndü. Zira artık bu madenin dünya genelinde özellikle enerji üretimi amacı da dahil kullanılması imkânsız hale geliyordu. Bu anlaşmanın hemen öncesinde başlayan neredeyse büyük projelerin tamamı ya durduruldu ya da iptal edildi. Finans temin eden önemli kuruluşlar bu alana adeta bir daha dönmemek üzere veda ettiler. Mesela Kenya’nın Lamu Adası, dünya kültür mirası yerler arasında yer alıyor. Burada 2013 yılında Afrika Kalkınma Bankası’nın da desteği ile bizzat devletin girişimi yanında Ummanlı, Çinli ve ABD’li dörtlü konsorsiyum kömürle çalışacak bir termik santral yapma projesine girişti. ABD bu hamlesinden 2019 yılı kasım ayında çekilince, yapım süreci büyük bir yara aldı. Enerji üretimi sırasında en fazla kirlilik sağlaması sebebiyle bundan çekildiğini belirtti. Hatta Afrika Kalkınma Bankası’ndan bir yetkili de Afrika’da artık kömürün kullanım alanının kalmadığını, bunun geçmişe ait bir sanayi olduğunu ifade etti. Yine de bu tür konuşmaların ihtiyatla karşılanması gerektiği ve kıtanın bilhassa güneyini çevreleyen ülkelerin tamamına yakınının gerçekleriyle örtüşmediği ve bir karşılığının bulunmadığı da biliniyor.
 
2015 yılı sonunda Paris’te imzalanan COP21 anlaşmalarının ardından Afrika ülkelerinin de kendilerini tüm dünyayı ilgilendiren kömüre dayalı enerji üretme işini yavaşlatma, hatta durdurma teşebbüslerinden tecrit etmeleri imkânsız görünüyordu. Zaten
2018-2019 yıllarında dünya genelinde yürütülen 15 GW gücündeki farklı projelerin askıya alınması ya da durdurulması da herkesi bu yönde kararlar almaya zorladı. Hatta kömür yakıtlı iki özel projesiyle toplam 940 MW’lik enerji üretmeyi hedefleyen Güney Afrika Cumhuriyeti de bundan nasibini aldı. Zira finansör konumundaki bankaların önemli bir kısmı desteklerini sona erdirdiler. Ne var ki, bunun tam uygulanmasının kendilerine vereceği zararlar yüzünden içlerinden bazılarının gizlice bu tür kömür santrallerine Kenya’nın Lamu Adası’nda olduğu gibi kısmi de olsa desteklerini sürdürüyorlar.
 
ENERJİDE KAYNAK DAĞILIMI
 
Uluslararası Enerji Ajansı’nın verilerine göre 2018 yılında Afrika’da enerji üretiminde doğalgaz yüzde 39 ile birinci sırada yer alırken, onu yüzde 31’lik oranla kömür takip ediyor. Bunların ardından yüzde 15 ile hidrolik, yüzde 9 ile petrol ve yüzde 5 ile yenilenebilir enerji kaynakları geliyor. Bu alanda şampiyonluk Güney Afrika Cumhuriyeti’nde olup tüm elektrik üretiminin yüzde 86’sını kömürden sağlıyor. Milli Elektrik Şirketi ESKOM ise Kusile ve Medupi’de yaşanan ekonomik sıkıntılara rağmen 9.6 gigavatlık (GW) iki kömür santralinin inşasını devam ettirmekte kararlı. Bu arada Fas, Zimbabve, Madagaskar ve Senegal gibi ülkelerde de termik enerji üretiminde benzeri amaçla kurulan santraller faaliyetlerini sürdürüyor.
 
ÇİN DESTEKLİ YATIRIMLAR
 
Kıtada geliştirilme aşamasındaki 29.5 GW güce sahip enerji ihtiyacını karşılayacak tüm yatırımların 22.5 GW’ı bulan projelere tek başına Çin tarafından destek sağlanıyor. Günümüzde her türlü ihtiyacına katkı amacıyla Mısır’da kurulmakta olan 6 bin MW’lık ünite ve benzeri Nijerya, Mozambik, Fildişi Sahili ve Etiyopya’da inşası devam eden doğalgaz, petrol ve özellikle güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir imkanlarla çok sayıda enerji üretimi projesi devam ediyor.
 
BİNLERCE MADENCİNİN GELECEĞİ
 
Uzmanlara göre Afrika’nın mevcut şartları hemen hemen dünya ortalamasının çok üzerinde müspet sonuçlar verse de yakın ve orta gelecekte yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçmesi için kimse çok ümitvar olmak görünmüyor. Diğer taraftan, kıtanın 2018 yılı itibarıyla 700 teravat (TWh) olan enerji tüketimi 2040 yılında üç kat artacak ve 2.300 TWh’a çıkacağı da bir gerçek. Kömür madenlerine sadece çevrecilik hassasiyeti ve fosil yakıt olması sebebiyle taşınması, hatta işlenmesi sürecinde pahalı bir enerji kaynağı gözüyle bakılması bazı hususları dikkatten kaçırıyor. Sadece Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki madenlerde çalışan 100 bine yakın maden işçisi dışında pek çok sektördeki insan da taşımacılık ve santrallerdeki her türlü hizmette istihdam edilerek günlük kazançlarını bundan temin ediyor. Başka enerji kaynaklarını devreye koymadan bu madenlerden elde edilen elektrik üretimini durdurmanın doğuracağı ekonomik sıkıntılar bir tarafa sosyal gerginliklere yol açacağı da biliniyor.