Finansal gider kısıtlaması uygulaması için doğru zaman mı?

Osman Arıoğlu

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 04 Haziran 2021 Cuma
AA + -

OSMAN ARIOĞLU

Arjantin’i bir kenara bırakırsak, benzer ülkeler içerisinde dünyada en yüksek faiz oranları halihazırda ülkemizdedir. Ülkemizdeki tasarruf açığının da ne derece önemli olduğu herkesin bildiği bir gerçektir. Bilinmesi gereken bir gerçek daha var ki, o da bazı uygulamaların şartlara göre farklı sonuçlara neden olabileceğidir. Bir uygulama, ancak şartları benzer ülkelerde benzer sonucu doğurabilir.
 
Ülkemiz koşullarına baktığımızda hâlihazırda enflasyonun ciddi anlamda yüksek olduğu, döviz kurlarının reel efektif kur seviyesinin neredeyse yüzde 65’lerin altında bir yerde seyrettiği bir dönemden geçiyoruz. İşin içine bir de pandemi koşulları girince durum biraz daha zorlu hale geliyor. Hal böyle olunca da yapılandırma uygulamalarının biri sonuçlanmadan diğerinin uygulanmaya konulması zaruret haline geliyor.
 
YENİ YAPILANDIRMA
 
TBMM’ye sevk edilen bir kanun teklifi ile içerisinde matrah artırımının da bulunduğu yeni bir yasal düzenleme yapıldı. Uzun zamandır kamuoyundaki beklentilerin karşılanması anlamında değerlendirebiliriz bu yeni kanunu. Zira, böyle bir düzenlemenin artık ihtiyaç haline geldiği, hem iş dünyası hem de pandemi etkisiyle tahsilat açısından ciddi sıkıntı yaşayan kamu tarafı açısından aşikardır. Şu an için böyle bir uygulamanın zamanlaması da bize göre gayet yerinde oldu. Zira artık yavaş yavaş pandemi koşullarında aşılamanın yaygınlaşmasına paralel olarak bir normalleşme sürecine giriyoruz.
 
Normalleşme sürecinde geçmişin temizlenmesi ve yeni ekonomik koşullarda ödeme imkanları çerçevesinde vergi tahsilatının hızlandırılması değerlendirilebilecek bir alternatiftir. Önümüzdeki günlerde yeniden yapılandırma ve matrah artırımında içerisinde bulduğu anılan düzenleme hakkında bu köşede açıklamalarda bulunmaya çalışacağız.
 
Başlıkta da belirttiğimiz gibi ülkemizde birinci meselenin ekonomik istikrar ve güven ortamının yeniden sağlanması olduğu gerçeğinin herkes tarafından tekrar tekrar hatırlanması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Hal böyle olunca da, finansman gider kısıtlaması, Türkiye’nin bugünkü koşullarında tekrar tartışılması zaruret olan bir uygulamadır. Eski yıllarda var olan ve istikrar ortamı ve kayıtdışılıkla mücadelede olumsuz etkileri dikkate alınarak kaldırılmış bir uygulama olduğunu da hatırlatmak isteriz. Bu uygulamanın, 2012 yılında yapılan bir düzenlemeyle tekrar vergi kanunlarına girmesi, ancak geçen sürede gerekli kararname veya Cumhurbaşkanı Kararı çıkarılmadığı için uygulaması yapılmıyordu. 2021 yılı şubat ayında yayınlanan bir Cumhurbaşkanı Kararı ile uygulamaya konulmasının zamanlama itibari ile doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu yazımız ile konuya ilişkin yayınlanan genel tebliğ ile il kanun ve karar sınırlarını da zorlayacak şekilde kapsamın geniş tutulmasını bir kenara bırakarak, konuyu yeniden değerlendirilmek üzere bir kez daha ilgililerin dikkatine sunmak istiyoruz.
 
Ülkemizdeki en önemli mesele, güven ortamının yeniden tesisi, yatırım ve istihdamın artırılmasıdır. Bunun için elbette enflasyonun ve dolayısı ile de kredi faizlerinin aşağı gelmesi olmazsa olmazdır. Hepimizin bildiği tasarruf açığı gerçeği de çok ayan beyan ortada duruyor. İçerisinden geçmekte olduğumuz dönemde; enflasyonun ve sonrasında da TCMB gösterge faizinin ve buna bağlı olarak da kredi faizlerinin aşağı gelmesi biraz zaman alacak gibi görünüyor. Kaldı ki, enflasyonun ve kurlardaki aşırı yükselişin dizginlenmesi bakımından bırakınız bir süre gösterge faizi sabit tutmayı, belki de artırılması bile gerekli olabilecektir (Bu yazı hazırlandığında henüz mayıs ayı enflasyon rakamları açıklanmamıştı).
 
SONUÇ VE ÖNERİ
 
İçerideki şartların henüz enflasyonun düşüş seyrine girmediğini gösteren şu günlerde, finansman gider kısıtlaması uygulamasının tekrar değerlendirilmesinde büyük yarar vardır. Gelişmiş ülkelerde olan her uygulamanın bizim ülkemiz için de doğru sonucu vermeyeceğini görmek için müneccim olmaya gerek yoktur. Bu uygulamanın kafa karışıklığının ötesinde beklendiği gibi bir finansal avantajı da olmayacağı gibi kayıt içerisinde vergisini düzenli ödeyen ve esasen yatırım ve istihdama ciddi katkı sağlayan kesimler üzerinde kayıtdışılıkla rekabet dezavantajı yaratacağını hatırlatmak isteriz. Düzenlemenin tekrar değerlendirilerek, ülkemiz koşullarının uygun hale geldiği döneme kadar ertelenmesi yararlı olacaktır.