Büyük veri çağından yapay zeka çağına

Doç. Dr. Adnan Veysel Ertemel

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 11 Haziran 2021 Cuma
AA + -

Doç. Dr. Adnan ERTEMEL
adnan.ertemel@gmail.com

Pandeminin de etkisi ile artan dijitalleşme sürecinde büyük veri çağından yapay zeka çağına geçiş sürecinin içerisindeyiz.
 
BÜYÜK VERİNİN BÜYÜKLÜĞÜ
 
Büyük veriyi geleneksel (bulut tabanlı olmayan, merkezi) veri tabanı sistemlerinde saklanması mümkün olmayacak ölçüde büyüklükteki veri olarak tanımlamak mümkün. Büyük veriyi karakterize eden üç temel unsur, verinin hacminin büyüklüğü, verinin çeşitliliği (sadece metin tabanlı olmayıp sensör ve lokasyon verisi, video, resim, ses vb. veriyi de içermesi) ve hızının klasik veriden çok daha farklı olması olarak ifade edilebilir. Günümüzde 70 zetabaytın üzerinde olan küresel veri okyanusunun büyüklüğünün 2025’te 175 zetabaytı geçmesi bekleniyor. 1 zetabayt, 1 trilyon gigabayta (GB) denk geliyor.
 
Dünya çapında büyük veri alanına toplamda 120 milyar dolar bütçe harcandığı tahmin ediliyor. Bu rakamın yarısı yani 60 milyar dolar büyük veri araştırmalarına (büyük veri analitiği, tahminleme vb.) harcanıyor. Büyük veriye erişim ve işleme konusunda son yıllarda gittikçe daha erişilebilir olan ve ucuzlayan bulut tabanlı bütünleşik çözümler sayesinde ciddi bir ilerleme sağlandı.
 
Bu sürecin hızlanmasında kuşkusuz nesnelerin interneti ve sensör teknolojileri ile mümkün hale gelen akıllı ev, akıllı otomobil vb. kavramların ciddi katkısı oluyor.
 
IDC Global’in geçtiğimiz yıl yaptığı bir araştırmaya göre, kişi başına düşen veri etkileşim sayısı 2015 yılında 584 iken, 2020 yılında 1.426’ya çıktı. Bu sayının 2025’te 5 bine ulaşması öngörülüyor.
 
İçinde bulunduğumuz dönemde günlük yaşamda daha sıklıkla karşılaştığımız yeni yıkıcı devrim yapay zeka alanında yaşanıyor.
 
DİJİTALLEŞME KÜRESEL REFAHIN DAHA ADİL YAYILMASINI SAĞLADI MI?
 
2030’da yapay zekanın 800 milyon çalışanın daha işini devralacağı öngörülüyor. Yapay zekanın gelişmesiyle teknolojinin devletler ve refah seviyesi arasındaki makasın daha da açılmasından endişe ediliyor. Teknolojinin gelişmesiyle daha demokratik, daha kapsayıcı bir dünya vaat edilirken, bunun tam tersinin yaşandığı görülüyor. Teknoloji, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlar arasındaki makasın büyümesine neden oluyor. Pandeminin başlangıç döneminde 77 gün eğitim kaybına maruz kalırken, gelişmiş ülkelerde bu süre sadece 23 günle sınırlı kaldı.
 
İNSAN MI TEKNOLOJİYİ KULLANIYOR, YOKSA TEKNOLOJİ Mİ İNSANI?
 
Daha barışçıl bir dünya için teknolojinin insan emrinde olması gerekirken, içinde bulunduğumuz durum buna işaret etmiyor. Günümüzün dikkat ekonomisi şeklinde karakterize edilen dijital platformlarında tüketicilerin dikkat ve zamanını daha uzun zaman aralıklarında alıkoymak için bir başka deyişle dikkat korsanlığı için platformlar arasında amansız bir yarış söz konusu. Bu konuda yazılmış ve Türkçeye ‘Kancaya Takılınca’ adıyla çevrilen bir kitapta yazar, tüketicileri davranışsal psikolojiye dayalı ince ayar tekniklerle kancaya takmanın inceliklerini anlatırken, şu çarpıcı ve bir o kadar da düşündürücü ifadeyi kullanıyor: ‘İnsanların ürünlerinizi kullanması için klasik reklamlara bütçe ayırmanıza gerek yok. Onları kancaya takın, yeter. Kancaya takıldıktan sonra kendilerini kolay kolay alıkoyamazlar.’ Ancak Batı dünyası son 1-2 yıldır bu anlamda kendi oluşturdukları ekosistemleri ahlaki yönden ciddi anlamda sorgulamaya başladı.