Özgür dünyanın inşasında Türkiye’nin vazgeçilmez rolü

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 11 Haziran 2021 Cuma
AA + -

PROF. DR. KEREM ALKİN
keremalkin@superonline.com

NATO Zirvesi’nde bir kez daha teyit olduğu üzere, Türkiye küresel ekonomi-politik sistemin en kritik önemdeki aktörlerden biri. Küresel ve bölgesel liderlerin, ekonomi çevrelerinin, akademisyenlerin ve üst düzey medya temsilcilerinin mutabık olduğu husus, Türkiye’nin, dünyanın her köşesinde, sahada ortaya koyduğu ‘kucaklayıcı’, ‘kapsayıcı’ ve ‘çözüm odaklı’ becerileriyle ‘insani diplomasi’deki imkan ve kabiliyetleriyle, bölgesel ve küresel sorunlara kısa, orta ve uzun vadede kalıcı çözümler oluşturabileceği.
 
Bilhassa, ‘2. Soğuk Savaş’ dönemi yorumlarının ağırlık kazandığı bir dönemde, Orta ve Doğu Avrupa, Balkan, Baltık, Kafkasya ve Doğu Akdeniz ülkeleri açısından Türkiye’nin varlığı, ‘özgür dünya’nın korunması adına bir ‘vazgeçilmezlik’ arz ediyor.
 
TERÖRLE TOPYEKUN MÜCADELE
 
Peki, ‘özgür dünyanın inşası’ için vazgeçilmez olan başlıklar neler olabilir? En öncelikli başlık, ‘terörle topyekun mücadele’. Terörle mücadele adına tüm uluslararası platformlarda en güçlü çağrıyı, en güçlü farkındalığı oluşturan tek ülke. Bu nedenle, eğer Türkiye, ‘özgür dünyanın inşasında en vazgeçilmez ülke’lerden biri olarak tanımlanıyor ise bunun en kritik önemdeki sac ayaklarından biri ‘terörle topyekun mücadele’dir. İkinci sac ayağı, Türkiye’nin ‘girişimci’ ve ‘insani’ dış politika becerisidir.
 
‘Özgür dünya’nın inşası, bölgesel ve küresel meselelere yaklaşımda samimi ve inandırıcı olmayı gerektiriyor. Türkiye, bu konuda adeta ‘benzersiz’ bir ülke. Türkiye’nin ‘yumuşak gücü’ konumundaki TİKA, Kızılay, AFAD, Yunus Emre Enstitüsü ve Maarif Vakfı aracılığıyla ortaya konan başarılar, kapsayıcı ve kucaklayıcı projeler, sahadaki itibarına kritik önemde katkı sağlıyor. Bu nedenle, dünyanın her yerinde insani yardım yapabilme, hastane, okul ve aşevi kurabilme becerisi bir efsane olarak konuşuluyor. Bu temel gerçek, son NATO Zirvesi’nde pek çok konu başlığında bir kez daha kendisini gösterdi.
 
KAPSAYICI KALKINMA
 
‘Özgür dünyanın inşası’ aynı zamanda ‘kapsayıcı kalkınma’yı da gerektirir. Türkiye, Covid-19 salgınının tüm tahribatına rağmen pozitif büyümeyi ve ihracatında yeni rekorlar kırmayı başarmış ve küresel ölçekte pozitif ayrışmış 5 ülke arasında yer almaya devam eden bir ülke. Afrika, Orta Doğu, Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar için ‘kapsayıcı kalkınma’ adına, 1. ve 2. kuşak komşu ülkelerle geniş kapsamlı projeler yürüten bir ülke. Önümüzdeki dönemde, Türkiye’nin ‘özgür dünya’nın inşasındaki vazgeçilmez rolünün daha da perçinlendiğini birlikte gözlemleyeceğiz.
 
KÜRESEL TİCARETE YENİ ‘KÜRESEL KRİTER’LER
 
G7 ve G20 Grubu ülkelerinin, pandemi sonrası dünya ekonomisinin yeni rekabet koşullarına yönelik müzakereleri giderek hızlandırdıkları gibi temel başlıklarda mutabakata vardıklarını da gözlemliyoruz. Pandemi sonrası dünya ekonomisinde mal ve hizmet üretimi ve ihracatı adına, küresel üretim ve ihracatın ‘sürdürülebilir’ kılınması adına, şu temel prensipler öne çıkıyor:
 
1. İklim değişikliği ve çevreye duyarlı üretim ve ihracat
 
2. Küresel kurumsal yönetişim ilkelerine dayalı bir üretim ve ihracat
 
3. Evrensel ölçekte işçi ve insan haklarına duyarlı bir üretim ve ihracat
 
4. Toplumsal hayatın ve iş hayatının her aşamasında kadın-erkek eşitliğine duyarlı üretim ve ihracat.
 
Türkiye’nin küresel ticarette yüksek kalitedeki mal ve hizmetlerden kg. başına daha fazla katma değer elde etmek için 4 alanda da iddialı olması gerekecek. Dünya Ticaret Örgütü’nün ‘Küresel Ticaret Maliyet Endeksi’, 2000-2018 arası aralarında Türkiye’nin de yer aldığı 43 ülkenin küresel ticaret maliyetlerinin tarım, imalat sanayi, hizmetler ana sektörleri ve altında yer alan 31 sektörde yüzde 15 azaldığını gösteriyor. İmalat sanayi en ciddi maliyet düşüşünü yaşarken, tarım ikinci sırada. En yüksek maliyetle ticaret yapan sektör ise hizmetler. Kadın girişimciler, KOBİ’ler ve vasıfsız işçi çalıştıran firmalar için küresel ticaret maliyetleri yüksek. Küresel ticaret maliyetlerinin en az yüzde 14’ünü ülkelerin birbirlerine uyguladıkları ticaret bariyerleri ve tarife dışı engeller oluşturuyor. Bu oran, düşük gelire sahip ülkeler için yüzde 30’lara çıkıyor. Görünen o ki, önümüzdeki dönem küresel ticaretin yeniden yapılandırılması adına zorlu geçecek.