Devlet-i aliye saat kuleleri

Hüseyin Öztürk

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 02 Temmuz 2021 Cuma
AA + -

HÜSEYİN ÖZTÜRK

Saat kuleleri, devrinin mimari geleneği ve zevkini en sade şekliyle yansıtan eserlerdir. Şehirlerin tarihinin, edebiyatının, şiirinin ve seyyahların gezi notlarının şahitleridirler.
 
Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinde, zamanı ve mekânı işaret eden ve sosyal hayata ev sahipliği yapan saat kuleleri, Osmanlı’dan Cumhuriyete taşınma geleneğini sürdürmüştür.
 
Saat kulelerinin dışında elbet bir de güneş saatleri vardır. Yine Anadolu ve Balkanlar’da, güneş saatlerine daha çok camilerde rastlanır.
 
Sözü biraz gerilere götürerek, saat kulelerinin tarihçesine uğramalı. Sanat tarihçisi merhum Prof. Dr. Hakkı Acun, saat kuleleri konusunda önemli çalışma yapan bir tarihçimizdir. Ona müracaat edelim:
 
“İlk çağlarda zaman, güneş ve kum, sonra su ve mekanik aletlerle ölçülmüştür. Mekanik saatin keşfi ve geliştirilmesiyle ortaya çıkan saat kuleleri, Batı’dan (Avrupa’dan) Balkanlara, oradan Anadolu’ya daha sonra II. Abdülhamid Han’ın iradesiyle tüm Osmanlı coğrafyasına yayılmıştır.
 
Şehir ve kasabaları süsleyen birer anıt ve birer sembol olan saat kuleleri, kentin en yüksek tepesine, bir yapının üzerine veya her yerden görülebilen meydanlara dikilirdi. Bu yapılar, zamanın mimari özelliklerini en iyi şekilde yansıtan eserlerdi.”
 
*        *        *
 
Anadolu’daki ve Balkanlar’daki, hatta geniş Osmanlı coğrafyasındaki saat kulelerinden halen varlıklarını sürdürenler ile kaybolmuş veya kullanılmayan saat kulelerine geçmeden yine zamanı geri sararak, saatin keşfi üzerine bir yolculuk yapmalı:

Yine Hakkı Acun’dan nakledelim:
 
“Tespit edilen bir başlangıca göre, zamanı gösteren alet olarak tanımlanan saat; güneş, kum, yağ ve su ile işleyen ve en ilkel şekliyle M. Ö. 3000-2000’lerde Mezopotamya, Mısır, Hindistan ve Çin’de kullanılmıştır.
 
Bunlardan en yaygını güneş saatleridir. Güneş saatlerinin; Akdeniz havzası, Mısır ve Mezopotamya gibi güneş ışığının bol göründüğü orta kuşakta çıkıp geliştiği düşünülmektedir. Güneş saatleri, özel olarak hazırlanmış bir mil gölgesinin, güneşin görülen hareketine uygun şekilde, yine özel olarak hazırlanmış mermer, taş veya madeni bir zemin (kadran) üzerindeki hareketlerine göre, vaktin tayinine yarayan cihazlar olarak tarif edilmektedir.
 
Romalıların da güneş saati yaptıklarını bilmekteyiz. Ne var ki, bunların hiçbiri, İslam güneş saatleri kadar teferruatlı ve hassas değildir. İslamiyet’le birlikte oruç ve beş vakit namazın emredilmesi, üstelik bu ibadetlerin vakitle bağlı olması, bilhassa öğle, ikindi ve şafak vakitlerinin başlaması ve bitmesi anlarını tespit etmeye sevk etmiştir.
 
Bu sebeple güneş saatleri İslam ülkelerinde daha teferruatlı ve hassas imal edilmiştir. Güneş saatleri, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de gelişimini sürdürerek varlığını 21. yüzyıl başına kadar devam ettirmiştir.”
 
*        *        *
 
Evet, bugün ülkemizin bazı şehirlerinde halen güneş saatleri varlığını sürdürür. Bunlardan biri, Safranbolu Köprülü Mehmet Paşa Camii’ndedir.
 
Saat kulelerinin ilk yapımına, 16. yüzyılın sonlarında Osmanlı coğrafyasında başlandığı söylenir. 17. ve 19. yüzyılda Batı’dan Doğu’ya doğru giderek arttı ve bu yayılmanın mimarı, II. Abdülhamid Han’dır.
 
Balkanlar’da, Anadolu’da ve sınırlarımız dışında bulunan ülkelerdeki saat kuleleriyle ilgili rakamları vererek sözü hitama erdirelim.

Ülkemizdeki saat kulelerinin sayısı 64. Yok olanlar 25, yeni yapılanlar 16’dır.
 
Balkanlar’da; Bosna Hersek 24, Kosova 13, Makedonya 16, Arnavutluk 8, Sırbistan 3, Karadağ 2, Yunanistan 27, Bulgaristan 41, Macaristan 1 ve Romanya’da 1’dir.
 
Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da; Cezayir 3, Libya 1, Lübnan 2, Mısır 1, İsrail 4, Filistin 2, Suriye 4, Irak 3. Arap Yarımadası’nda Mekke 1’dir.
 
Bir de hediye olarak gönderilen saatler var. Meksika, Hindistan, Venedik!