Yeni normalde KOBİ’lerin önündeki fırsatlar

Hakan Güldağ

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 23 Temmuz 2021 Cuma
AA + -

HAKAN GÜLDAĞ
a.hakan.guldag@gmail.com

Geçen Eko-Mercek’te önümüzdeki dönemde KOBİ’lerin karşı karşıya kalabilecekleri risklere değindik. Gelin, bu kez de söz verdiğimiz gibi olası fırsatları ele alım:
 
e-ticaret: UNCTAD verilerine göre, küresel e-ticaret satışları 2020’de 26.7 trilyon dolara yükseldi ve tüm perakende satışların yüzde 19’unu oluşturdu. Türkiye’de de benzer bir gelişme yaşandı. e-ticaretin hacmi pandemi yılı 2020’de 250 milyar liraya yaklaştı. Perakende satışların yüzde 16’sını oluşturdu. Bu agresif pay artışı, koronavirüsün başlangıcından bu yana dünya çapında çevrimiçi alışverişe yönelik büyük değişimi yansıtıyor. e-ticaretin yaygınlaşması, birçok üretim kolunda fiziki yatırım giderlerini aşağı çekecek, küresel pazarlara erişimin önündeki engelleri önemli ölçüde ortadan kaldırabilecek. Yeni iş süreçleriyle uyumlu altyapıya sahip olan işletmeler rekabet avantajı elde edebilecek. Nitekim, ediyorlar da...
 
Dijital dönüşüm: Pandemi krizi, KOBİ’lere dijital iş stratejilerini oluşturma veya hızlandırmada ciddi fırsatlar sundu. Pandemi, daha fazla tüketiciyi çevrimiçi ortama itti ve bunların çok büyük bir bölümü bu ortamda kalıcı olarak yerleşti. KOBİ’ler dijitale geçerek mevcut müşterilerle ilişkilerini güçlendirebilecek ve yeni ortaklıklar keşfedip bunlardan yararlanırken karşılıklı destek yoluyla daha fazla güven oluşturabilecek. Ayrıca gelişen otomasyon, dijitalleşme ve teknolojik yatırımlar verimlilikte, kalitede ve satışlarda artış, işgücü ile birlikte operasyonel maliyetlerde önemli tasarruf sağlayacak.
 
Yeşil dönüşüm: Pandemiyle birlikte endüstri ve hizmetlerde yeşil dönüşüm çabaları da hızlandı. Başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik taahhütler açıklandı. Yatırımlarda bu alana öncelik verilmesi yönünde politikalar dizayn edildi. Eskiden büyüme için sanayi bacalarının ne kadar duman çıkardığına bakılırdı. Şimdi yeni sanayi devriminin ortaya çıkardığı yeni teknolojiler, karbon emisyonları ile büyüme arasındaki ilişkiyi koparıyor. Sürdürülebilirlik ile ekonomi birleşti. Dolayısıyla yeşil dönüşüm ve yeşil ekonomi, KOBİ’ler için büyük, kalıcı ve istikrarlı bir pazar olarak önemli fırsatlar sunacak.  
 
Tüketici davranışında değişim: Salgınla beraber değişen tüketici davranışlarını analiz ederek iş modellerini gözden geçiren işletmeler, pazar payını artırabilecek.
 
Esnek çalışma: Yaygınlaşan esnek çalışma modelleri, uygun düzenlemelerle işgücü maliyetlerini aşağı çekebilecek.
 
Dijital pazarlama kanallarının etkinliği: Dijital platformların artan etkinliğinden daha fazla yararlanmak, işletmelerin bu kanallardan ana tedarikçilere ve nihai tüketiciye erişimlerini önemli ölçüde kolaylaştıracak ve düşük bütçelerle önemli dönüşler alabilmelerini sağlayacak.
 
Tedarikte yerelleşme ve bölgeselleşme eğilimi: Küresel tedarik zincirleri pandemi sırasında büyük ölçüde kesintiye uğradı. Özellikle Çin dışında alternatif tedarikçi arayışı arttı. Teknoloji yaratmada zayıf olsa da pek çok sektörde üretim kabiliyeti yüksek olan Türkiye’ye siparişler arttı. Bir nevi Türkiye, dünyanın tedarikte ‘B’ planı oldu. Tercihlerdeki farklılaşma virüs sonrası dönemde hem yerel hem de bölgesel tedarik zincirlerinin güçlenmesine neden olacak dinamikler yaratıyor.
 
Keza dünyanın bozulan ‘eski’ ekonomik ve jeopolitik mimarisi yeniden inşa edilirken yeni işbirliği imkanları da ortaya çıkıyor. Daha güvenli yerel ve bölgesel tedarik arayışına girilmesi KOBİ’ler için yeni potansiyel üretim alanlarında fırsat anlamına geliyor.
 
*        *        *
 
Ekonomilerin ve teknolojinin hızlı değiştiği dönemler, gelişmiş olanlardan çok gelişmekte olanlar için bir ilerleme fırsatı oluşturur. Faz değişikliklerinin yaşandığı böylesi dönemler, küçük şirketler için de bir çıkış, bir yükselme yoludur.
 
Tabii, değişen ortama ve yeni oyun kurallarına uyum sağlayanlar için...
 
Türkiye’de KOBİ’lerimiz genel olarak bu uyum becerisine ve esnekliğe sahip. Dünya görüşü ve hayat tarzı açısından en muhafazakar girişimcilerimiz bile ekonomideki yeni trend ve modalara uyum sağlamada başarılı. Bu da ekonomimize dinamizm kazandırıyor ve gelecek için umut veriyor.
 
Kırılgan ruh halimiz nedeniyle arada sırada tökezleseler de, KOBİ’lerimiz sıkıntılı bir dönemden sonra kendilerini çok çabuk toparlayabiliyor. İnsanımız gibi, girişimcilerimiz de yapı olarak en zor koşullarda bile ayakta kalmayı sağlayan bir ‘var kalma azmine’ sahip.
 
Zaman zaman eleştirsek de, teknoloji merakımız, yeni normalde lehimize işleyecek. Teknoloji üretimi ile araştırma ve geliştirme konusunda maalesef hâlâ pek istekli görünmüyoruz. Ancak KOBİ’lerimiz dahil, girişimcilerimiz yeni bir tesis kurduklarında en ileri teknolojiyi seçiyor.
 
Listeyi uzatmak mümkün. Altını çizmek istediğim şey, ‘yeni normal’de girişimcilerimizin güçlü yönleri zayıf yönlerinden fazla. Bu olumlu yönlerin verdiği dinamizm, yeni dönemde daha fazla işimize yarayacak.
 
Sözün özü, hem konjonktür hem de trendler bakımından KOBİ’lerin önündeki fırsat penceresi açık görünüyor. Kapanan kapılar yerine açık olan ve açılacak olanlara odaklanmakta fayda var.
 
SOSYAL VE EKONOMİK GÖSTERGELER LEHTE
 
Görünen o ki, ekonomiye yön veren temel eğilim ve göstergeler, ‘yeni normal’ diye adlandırdığımız dönemde de KOBİ’lerimizin lehine bir zemin oluşturuyor.
 
Bir kez demografimiz büyümeyi desteklemeye devam edecek. Ülkelerin ekonomileri, yaşlanan nüfusun işgücünün dışına çıkması ve tüketim eğiliminin azalması sonucunda yatay seyre giriyor. Bugünkü nüfus eğilimlerine göre Türkiye, yavaş yavaş yaşlanmaya başlasa da, ‘genç nüfus’ avantajı, 2050’ye kadar ekonomik büyümeyi destekleyecek bir işlev görecek. En temel göstergede fırsat penceremiz daha uzun yıllar açık kalacak.
 
Sosyal göstergeler de olgunlaşıyor. Yeterli görmesek de, 25 yaş üstü nüfusta ortalama eğitim görme süresi artıyor. Eğitim, yeni dönemin gereklerine uygun hale getirildiğinde ekonomi için çok önemli bir itici güç oluşturacak.
 
Yeni kuşaklar daha sağlıklı yetişecek. Bir kadınının hayatı boyunca doğurduğu ortalama çocuk sayısını ifade eden doğurganlık oranı neredeyse 2’ye indi. Çekirdek ailede ortalama çocuk sayısının 2 dolayında kalması, yeni kuşağın daha iyi eğitim görmesine imkan verecek. Bu da Güney Kore ve diğer bazı Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşandığı gibi ekonomik büyümeyi hızlandıracak. Böylece kadınların çalışması kolaylaşırken, üretkenlikleri de artacak.

Üniversitede okuyan kızlarımızın toplam öğrenci sayısına oranı son 30 yılda hızla yükselerek yüzde 20’lerden yüzde 50’ye yaklaştı. Eğitim görmüş kadın sayısındaki artışın bir benzeri kısa sürede kadın girişimci ve yönetici sayısında ortaya çıkacak. Nüfusun yarısının istihdama daha etkin katılımı ekonomiye yeni bir dinamizm kazandıracak.
 
Sektörlerdeki yenilenme, ekonomi açısından başlı başına bir dinamizm kaynağı. Tekstil, konfeksiyon, yiyecek, içecek gibi geleneksel sektörler de dahil değişen koşullara uyum için yeniden yapılanmaları, katma değer ve verimlilik düzeyini yükseltecek.