KOBİ’ler ve ‘yaratıcı yıkım’

Doç. Dr. Nurullah Gür

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 23 Temmuz 2021 Cuma
AA + -

DOÇ. DR. NURULLAH GÜR
ngur@medipol.com.tr

Reel sektörlerinde ve piyasalarında dinamizmi her daim yüksek tutmayı başarabilen ülkeler, kalkınma merdiveninin basamaklarını daha hızlı tırmanırlar. Belli bir noktaya kadar gelip o basamaktan sonra bu dinamizm aşınmaya başlarsa veya kaybolursa, o zaman orta gelir tuzağı veya müzmin durgunluk gibi sorunlarla karşılaşırsınız. Gelişme yolunda çarkların sürekli dönebilmesi için yeni şirketlerin büyükleri ve piyasa liderlerini zorlamaları gerekir. Değişen koşullara adapte olamayan ve yeniliklere imza atamayan şirketler, dinamik ve sağlıklı işleyen bir ekonomide ya piyasa paylarını kaybederler ya da piyasadan tamamen silinirler. Oluşan boşluğu daha aktif ve yenilikçi olanlar doldurur. 20. yüzyılın önemli düşünürlerinden Joseph Schumpeter, bu süreci ‘yaratıcı yıkım’ olarak tanımlar.
 
EKONOMİNİN DİNAMİZMİ
 
Türkiye’de 1980’li yıllardan önce böylesi bir ‘yaratıcı yıkım’ sürecini besleyebilecek bir ortam yoktu. KİT’lerin ve büyük holdinglerin domine ettiği bir ekonomi vardı. Özal’lı yıllarla birlikte KOBİ’ler kendilerini göstermek için ilk fırsatı yakaladılar. 1990’lardaki kaos döneminin ardından 2000’lerin başında KOBİ’ler hızlı büyüyebilecekleri bir ortama kavuştular. KOBİ’ler bu serüvende çok şey deneyimlediler. Bir taraftan ihracat ile dünyaya açılırken, bir taraftan da büyük şirketleri zorlamaya başladılar. ‘Yaratıcı yıkım’ sürecinin Türkiye’de tam olarak işlediğini söylemek çok mümkün değil. Ancak hem yerel hem de küresel ölçekte zorlaşan piyasa koşullarına rağmen KOBİ’lerimizin son yıllarda gösterdikleri performans oldukça dikkat çekici. KOBİ’lerimiz Türkiye ekonomisinin dinamizmini ayakta tutuyorlar.
 
REFORMLAR HIZLANDIRILMALI
 
İstanbul Sanayi Odası tarafından açıklanan 500 listeleri, orta ölçekteki şirketlerimizin ihracat, Ar-Ge ve katma değer alanlarında büyük şirketlerle arasındaki makası kapatarak, gelecekte onlara rakip olma yolunda ilerlediklerine dair veriler sunuyor. İSO 500 şirketlerinin ihracatı 2020’de yüzde 12.8 gerilerken, ikinci 500 listesinde yer alan şirketler, esnek yapılarının kendilerine sunduğu avantajlar sayesinde ihracatı salgın yılında yüzde 1.2 artırmayı başardı. İSO 500’deki şirketlerin gerçekleştirdiği Ar-Ge harcamalarının üretimden satışlara oranı 2014’te yüzde 0.74 değerindeyken 2020’de yüzde 0.53’e gerilemiş. İSO ikinci 500’de yer alan şirketlerde ise bu oran 2014’teki yüzde 0.31’den 2020’de yüzde 0.46’ya ulaşmış. İS0 500’deki şirketlerin toplam üretimi içerisindeki orta-yüksek ve yüksek teknolojinin payı yüzde 31.2 iken, ikinci 500’de bu oran son bir yıl içinde 3 puan artarak yüzde 29.5’e çıkmış.
 
Ekonomik dinamizmin sürekliliği ve yüksek büyüme oranlarının kalıcı olabilmesi için küçük şirketlerin orta ölçekli şirketleri, orta ölçeklilerin ise büyükleri zorladığı bir ekonomik yapı lazım. Bu noktada KOBİ’lerin önünü açacak reformları hızlandırmalı ve onlara adil bir rekabet ortamı sunmalıyız.