Düşük enflasyon için cari açığa daha fazla odaklanmamız lazım

Hakan Güldağ

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 08 Ekim 2021 Cuma
AA + -

HAKAN GÜLDAĞ
a.hakan.guldag@gmail.com

Yüksek enflasyon, gündemin ilk sırasında. Yine… ‘Yine’ diyorum; çünkü Türkiye’de yüksek enflasyon bugünün sorunu değil. Çok uzun zamandır yüksek enflasyon dalgalarına maruz kalıyoruz. Düşürmek için de epey çaba harcadık. Zaman zaman ‘hah bu sefer oluyor galiba’ dediğimiz dönemler de oldu. Ancak kalıcı bir başarı sağlayamadık.

Bütün bu ‘faiz mi enflasyonun nedenidir’ yoksa ‘enflasyon mu faize yol açar’ tartışmalarına rağmen işin sırrını bulamadık. Zaten şu sıralar öyle bir noktadayız ki, Merkez Bankası faizi indirse de çıkarsa da, yüksek enflasyona çare olacak gibi görünmüyor.

‘Neden’ derseniz, birincisi gelinen noktada, enflasyon enflasyonu tetikliyor. Biliyorum itiraz edeceksiniz ama yine de söyleyeyim. Her şeye rağmen şu anda ‘ılımlı’ olarak niteleyebileceğimiz bir enflasyon yaşıyoruz. Bu ‘ılımlı’ enflasyonun yüzde 17 civarında kalması beklenebilir. Ancak bu düzeydeki ‘ılımlı’ enflasyon aynı zamanda hızla ipin ucunun elden kaçıp yükselebileceği bir seviye. İyi yönetilmezse, bir ücret-fiyat sarmalına doğru sürüklenme ihtimalimiz var.

İkincisi, Türkiye üretim yapısı nedeniyle bir anlamda enflasyon ‘ithal’ ediyor. Çünkü ithalat ekonomimizde büyük bir yer tutuyor. İhracatımız bile büyük oranda ithalata bağımlı. Her 100 dolarlık ihracatımızın en az yüzde 60’ı ithal ara mallarına dayalı. Ve bu ara mallarının fiyatları da aynen hammadde fiyatları gibi dünyada hızla arttı. Ve o artışlara karşı hükmümüz geçmiyor.

Fiyatları artan ve böylece bizim ithalat faturamızı da kabartan en önemli kalemlerden biri enerji. Geçen Eko-Mercek’te farklı enerji kaynaklarındaki artışlara detaylarıyla değinmiştik. Yüzde 250’lere varan olağanüstü artışlar var. Hiç şüphesiz, bu artışlar sadece arz-talep dengesizliğinden kaynaklanmıyor. Bir kısmında finansal piyasa aktörlerinin bu dengesizliklerden faydalanarak para kazanma arzuları da etkili oluyor. Enerji ürünleri başta, çeşitli emtiada spekülatif alım-satım yaparak fiyatların şişmesine neden oluyorlar.

Ama son birkaç haftadır, mesela petrol fiyatları, fonların spekülatif alım satım işlemlerinin ötesinde bir artış eğilimi gösteriyor. Çünkü gerçekten talep de artıyor. Çin başta, birçok ülkede enerjiye olağanüstü bir talep var. Bu, petrol piyasasını daha da spekülatif bir hale getiriyor. Zira, son dönemde çok yüksek sayıda yeni alım pozisyonunu açıldı. Birbirini besleyen bir süreçte petrol fiyatları daha da yukarı giderse şaşırmayacağız. Çünkü petrolde hem spekülatörlerin vadeli işlem piyasalarındaki alımları hem de fiziki talep artıyor. Ayrıca önümüz kış. Hava tahminlerinde olumsuz yöndeki her sapma ile enerji fiyatları daha da yükselebilir.
Merkez Bankası faiz kararını verirken çekirdek enflasyona yöneldi. Bir anlamda enflasyon denkleminde enerji ve gıda fiyatlarını işin dışında tuttu. Tabii, alışveriş ‘çekirdek enflasyon’ ile yapılmıyor. Enerji ve gıda fiyatları vatandaşın geçim maliyetini artırmaya devam edecek. Son açıklanan enflasyon verisinde kömür fiyatlarındaki artış yüzde 34 idi. Son doğalgaz zammında haneler muaf tutularak korundu. Zam sanayiye geldi. Ancak bunun sürdürülmesi çok zor. Ayrıca sanayideki maliyet artışları da eninde sonunda tüketici fiyatlarını etkileyecek.

Gerçekçi bir tahmin yaparsak, 6-9 ay boyunca enerji başta yüksek fiyatlar bizimle olmaya devam edecek. Elektrik, akaryakıt ve doğalgaz fiyatları artacak. Yeni zamlar gelecek.

Keza, gıda fiyatları da tüm çabalara rağmen yüksek kalmaya devam edecek gibi görünüyor. Ne zincir marketlere dönük denetleme ve cezalarla, ne de yeni satış mağazaları açmakla gıdada yükselen fiyat artışlarını önleyemeyiz. ‘Nasıl bu kadar emin konuşuyorsun’ diye sorarsanız, söyleyeyim. Daha önce neler denediğimizi bir hatırlayın. Kurduğumuz ‘tanzim satış’ çadırlarını hatırlayın mesela... Ne oldu?
Yanlış anlaşılmasın... Tabii ki, denetlemeler olacak. Üstelik sürekli olmalı. Sadece fiyatların patlama yaptığı dönemlerde aklımıza gelmemeli.

Ancak bugüne kadar yaşadığımız tecrübeler, gıda fiyatlarının artışında tek bir neden olmadığını gösteriyor. Sıkıntıların kaynağını sadece zincir marketlerde görürsek kendimizi kandırırız o kadar. Zincir marketler, gıda fiyatlarında yaşadığımız sıkıntıların son halkası...

Uygulanan tarım politikalarından, tarımsal üretimdeki yüksek maliyetler, taşıma maliyetleri, lojistik yapımızın getirdiği maliyetler, girdi, tarım ve gıda ürünleri ithalatı, finansman sorunu, döviz kurundaki artış, hem dışarıdan hem içeriden girdi fiyatlarındaki önlenemez yükseliş... Ve daha pek çok neden var!

Neyse... Bunları büyük ölçüde biliyoruz zaten.

Temel soru, enflasyonu nasıl yeneriz? Geçici olarak değil, kalıcı olarak nasıl yüksek enflasyondan kurtuluruz? Toplumsal mutabakatımızı bozan bu illeti nasıl tuş ederiz?
Hepsi aynı kapıya çıkan bu çok önemli sorunun net bir cevabı var. Ama bu cevabın odağında ne denetimlerin sıkılaştırılması, ne cezalar, ne tarım politikalarında yapılacak değişiklikler. Çünkü, tek başına bunlar yüksek enflasyon problemini çözemez.

Aslına bakarsanız bir anlamda artık Türkiye için kronikleşmiş görünen yüksek enflasyondan kurtulmanın ‘köklü’ bir tek yolu var. Bizim enflasyon sorunumuzu, cari açığımızı, cari fazlaya dönüştürmek çözer!

Hem ihtiyacımız olan büyümeyi sağladığımız hem de cari fazla verdiğimiz gün, biz yüksek enflasyon problemini de kalıcı biçimde çözeceğiz. Odaklanmamız gereken ihtiyacımız ise ithal ettiğimiz ara mallarını üretecek yeni fabrikalar ve tesisler. Kısacası, bizim ana sanayimizi büyütmeye ihtiyacımız var. Petro-kimyadan çiplere kadar.

Enflasyon ile mücadelenin kısa, mucizevi çözümleri yok. Bugüne kadar yaşadıklarımız bunun en önemli kanıtı.

Şimdi faize, marketlere ve benzeri semptomlara değil, tedaviye odaklanma zamanı. Ve biliyoruz ki, yeni bir büyüme heyecanı içerisinde, ortak hedefe odaklandığımızda pek çok sorunun üstesinden gelme kabiliyetimiz yüksek. Türkiye daha önce yaptı. Bugünkü üretim gücümüzün nedeni de daha önce bu topraklar üzerinde inşa ettiklerimiz. Yine yapabiliriz.

GIDA FİYATLARI SON 47 YILIN ZİRVESİNDE

Dünya Gıda Örgütü (FAO) Reel Gıda Fiyatı Endeksi, son 47 yılın en yüksek düzeyine işaret ediyor.

Yani gıda tarafından da dünyadan enflasyon ithal ediyoruz. Bitkisel yağ, tahıl, et fiyatları bir yılda yüzde 30’dan fazla arttı. Maliyetler daha da yüksek. Son 60 senenin tepe noktasında....

Daha uzun bir vadede bakınca da durum ‘vahim’... 2010 yılında 107 olan Gıda Fiyat Endeksi, 2021 Eylül itibariyle 147’ye ulaştı.

Aynı dönemde Türkiye’de Gıda Fiyat Endeksi ne oldu derseniz, orada durum daha da sıkıntılı görünüyor. 2010 yılında 189 olan Türkiye’nin Gıda Fiyat Endeksi, 2021 Eylül’de 708 düzeyine tırmanmış durumda. Uzmanlar, iklim değişikliği, işgücü eksikliği, gübre fiyatları ve taşıma maliyetlerindeki artışların daha uzun bir süre gıda fiyatlarının dengesiz bir seyir izlemesine neden olacağını öne sürüyor. Küresel tedarik zincirinin hasar görmesi de bu süreci maalesef olumsuz yönde etkiliyor.
Bir de pandemi bu süreçte herkese önemli dersler verdi. Hemen her ülke ve bölgede gıdaya ve tarıma büyük önem vermek gerektiğini kabul ediyor. İçinde bulunduğumuz 10 yılda tarım ve gıdanın stratejik bir mala dönüşmesi şaşırtıcı olmayacak. Aynen enerji gibi...

Hem tarımı daha fazla koruma duvarları arkasına alma eğilimi, hem de tarımın pandemi sürecinde de hasar görmüş olması, geçici olduğu söylenen gıda fiyatlarındaki artışı kalıcı hale getirebilir.

Uzmanlara göre, belki enerjide şu sıralarda yaşanmakta olan şok dalgası 2022 yaz aylarına doğru sönümlenecek. Beklentiler, pandemi sonrası enerjide yaşanan şokun 2023’e sarkmayacağı yönünde. Ancak hemen bütün uzmanlar gıda için alarm zillerini çalıyor.