Çokuluslu şirketler için gözde kıta Afrika

Prof. Dr. Ahmet Kavas

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 15 Ekim 2021 Cuma
AA + -

PROF. DR. AHMET KAVAS

Çokuluslu şirketlerin dünya genelinde sayısı, 1990’da 37 bin kadardı. 2020’de ise 100 bini geçti. Bu şirketler, dünyanın farklı bölgelerinde kendilerine bağımlı 900 bin kadar şirkette 85 milyondan fazla insanı çalıştırıyor. Çalışan sayısı gittikçe artarken özellikle Afrika ülkeleri tercihli hale geliyor.
 
Günümüzde yeryüzündeki tüm ticaretin yüzde 80’i artık çokuluslu şirketler tarafından yönetiliyor. 2000’de dünyanın 100 büyük dev şirketinden 51’i özel girişimcilere, 49’u ise devletlere aitti. 2017’de Afrika’ya da ciddi yönelişler başladı. Bugün kıtadaki tüm işletmelerin yüzde 60’tan fazlası çokuluslu şirketlere ait.
 
Avrupa sömürgeciliğiyle dünya ticaret geleneğine yeni bir kavram giriyordu: Çokuluslu şirketler… Ticari hayatta sınırları aşanların faaliyetlerinin geçtiğimiz 500 yılı incelendiğinde, aslan payını Avrupalı sömürgecilere vermemek mümkün değil. Zaten bir anlamda sömürgeciliğin yerini alabilecek en uygun kelimenin ‘çokuluslu şirket’ kisvesi ile devamı tesadüf olamaz. Endülüs’te 8. yüzyılın başından itibaren varlığını gösteren Müslüman yönetiminden kurtulmayı akıllarından hiç çıkarmadıkları için bitişine kadar aradan geçen 900 yıla rağmen Papalığın tahriklerini harfiyen uyguladılar. Her ne kadar yeni coğrafyaların keşfinde ilk istikametleri belirleyenler İspanyollar ve Portekizler idiyse de dünya ticaretinde en etkin ve geniş ağları kuranlar Fransızlar, İngilizler ve Hollandalılar oldu.
 
LONDRA’DA BAŞLADI
 
Kurulan en büyük ilk 50 sömürge şirket içinde Fransızlar 24, İngilizler 12, Hollandalılar ise 6 ile başı çekiyordu.

1555’te İngiltere’de kurulan Moskova Şirketi (Moscovy Company) ile başlayan bu faaliyetler, 18. yüzyılın ortalarına kadar geleneksel usulü ile artarak devam etti. Genelde Güney Afrika’da Ümit Burnu’nu aşmak üzere şekillenen Doğu Hindistan Şirketleri, her üç devletçe kurulan tüm şirketlerin mamul madde götürüp yerel hammadde getirmeleri sayesinde ilk nüvelerini oluşturdu. Özellikle 1602’de kurulan Hollanda Doğu Hindistan Şirketi, onlarca küçük şirketin birleşerek oluşturulması sebebiyle kendisinden sonrakiler için bir model teşkil etti. Hatta bu uygulamalar çok erken dönemde Amsterdam, Londra ve Paris borsalarının şekillenmelerine de vesile oldu. Zamanla Batı Afrika kıyılarındaki faaliyetleri de bunlara ilave edildi ve 10 kadar kurulan yeni şirketle giderek bu kıta ile alışverişe de önem verdiler. Hatta dünya tarihinin en büyük köle ticaretini buradan aldıkları hür insanları köleleştirerek özellikle Amerika’ya asırlarca taşımaları ile adeta en kârlı işlerini yaptılar. Avrupa’da üretilen bilhassa ateşli silahlar olmak üzere tüm mamul maddeler, deniz aşırı coğrafyalara götürülüp satılır ve karşılığında ticari değeri olan yerel ürünler alınıp getirilirdi. Ancak bu gelenekleşen beynelmilel ticaret ağları, onları kuranlar yok olsalar da tarihteki güçlerinden hiçbir şey kaybetmedikleri gibi zamanla teknolojik imkanların artmalarıyla birlikte devamlı çeşitlenerek hemen hemen hayatın her alanında kendilerini göstermeye devam ediyor.
 
GÜNÜMÜZ TEMSİLCİLERİ
 
Kısaca ‘çokuluslu’ denildiğinde anlaşılan, aslında çokuluslu firma ya da transnasyonel şirket, yani bir devletin sınırlarını aşarak başka ülkelerde kendisine bağlı şirketler kuran firma akla gelir. 21. yüzyıla girmeye ramak kala, yani bundan 30 yıl öncesinde 1990 yılında dünyada çokuluslu 37 bin şirket vardı. 2020’li yıllara geldiğimizde bunların sayılarının artık 100 bini aştığı ve dünyanın farklı coğrafyalarındaki 900 bin kadar bağımlı şirketlerinde 85 milyondan fazla insanın çalıştığı tespit edilmişti. Şimdilerde bu sayılar daha da artarken, özellikle Afrika ülkeleri ciddi anlamda tercihli hale geldi. Zira Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’na göre 1980 yılında çokuluslu şirketlerin sayısı sadece 7 bin kadardı. O zamanlar toplam 1 trilyon 600 milyarlık ticaret hacimleri varken, artık 8.5 trilyon dolarları zorluyorlar. Bu haliyle de yeryüzündeki tüm ticaretin yüzde 80’i artık çokuluslu şirketler tarafından yönetiliyor. 2000 yılında dünyanın 100 büyük dev şirketinden 51’i özel girişimcilere, 49’u ise devletlere aitti. Hepsi genelde başka bir ülkede doğrudan yatırım şeklinde faaliyet gösteriyor. Bu tür firmaların üçte ikisi Asya ülkelerini tercih ederken, Afrika bu alanda henüz en fazla yüzde 5 gibi düşük bir yatırımcı çekiyor. 2017’de Afrika’ya da ciddi yönelişler başladı. Bugün kıtadaki tüm işletmelerin yüzde 60’tan fazlası çokuluslu şirketlere ait.  
 
Çokuluslu firmaların içlerinde uzun zamandır maddi olarak birçok devletten güçlü firmaların olduğu, mesela daha 1990 yılında ABD’li Ford şirketi bütçesinin Norveç’in devlet bütçesine eşit olduğu ifade ediliyordu. Artık bu yüzyıla mahsus bir tabirle üçgen diplomasisinde hükümetler, işletmeler, işletmeler-hükümetler şeklinde bir ilişkiler ağından bahsediliyor.
 
AFRİKA AKTÖRLERİ
 
Balıkçılık, petrol, doğalgaz ve her çeşit maden işletmeciliği, kara, deniz ve hava yolları ile taşımacılık, bankalar ve finans kurumları, turizm ve otelcilik, eczacılık, enerji, liman hizmetleri, iletişim, gıda sanayi, danışmanlık ofisleri, altyapı çalışmaları dahil her türlü inşaat gibi birbirinden farklı alanlarda Afrika, dünyanın en büyük firmalarına ev sahipliği yapıyor.
 
Karşılıklı etkileşimlerin hızla geliştiği dünyamızda Afrikalı müteahhitler de uluslararası sahada yer alıyor. Mesela Nijeryalı Aliko Dangote, tek başına kendi adını taşıyan şirketler topluluğunun başkanı olarak yıllık 3 milyar dolarlık iş hacmini yakalamış durumda. Sadece Dangote Cement isimli çimento şirketi ile Sahraaltı Afrika’nın birçok ülkesinin bu sanayindeki tekeline sahip. 2015’te ürettiği 46 milyon ton çimento ile dünyada 6. sıraya yerleşerek Fransız Lafarge, Hollandalı Holcim ve Alman Heidelberg Cement ile kıyasıya rekabet içinde. Benin Cumhuriyeti’nin Petrolin şirketi de son yıllarda etkinliğini tüm kıta kadar Ortadoğu’da hissettiriyor. Yine Mısırlı Orascom çimento, iletişim ve görsel yayıncılıkta oldukça iddialı.
 
Hatta Fransa’nın Lyon kentindeki Euronews’in en büyük hissedarı oldu. Cezayir’den Cevital ise Ruanda ve Brezilya gibi oldukça uzak pazarlara açılabildi. Bunlara ilaveten petrol öncelikli olmak üzere yine Cezayir’de Sonatrach, petrol pazarlamacısı Güney Afrika’dan Salan ve Bidvest ile enerjide de Estom ve Sasol ile telekomünikasyonda MTN gibi dev firmalar büyüklükleri ile oldukça etkili.  
 
TERCİHLERİ GÜNEY AFRİKA
 
Yakın zamana kadar çokuluslu şirketlerin Güney Afrika Cumhuriyeti’ne aşırı derecede yüklendikleri bir gerçekti. 2015’te yurt dışında doğrudan yatırım sayısı 705 olup bunun 118’inin Güney Afrika’da olması tesadüf değildi. Gerçi bilhassa şehir merkezlerinde can güvenliği tehdidi Güney Afrika’nın kolay yatırımları karşısında belli bir tehdit olarak algılanıyor. Yine 85’inin Kenya’da, 71’inin Fas Krallığı’nda, 59’unun Mısır’da, 51’inin Nijerya’da ve 40’ının da Gana’da bulunmaları, bu ülkelerin diğerlerinden farkını gösteriyor. Her birinin temel hedefi, yapacağı yatırımdan kazanç elde etmek olduğundan buna her açıdan en uygun yeri tercih ediyorlar. Her şeyden önce ev sahibi devlette istikrar ve güvenlik en temel şart oluyor. Bunun için gerekli yol, su ve elektrik, iletişim gibi hayati alanlardaki yapılanmalarının önceden tamamlanması, yetişmiş insan unsurunun temininde sıkıntı çekilmemesi ve daha ucuz işçilik maliyeti gerekiyor. Hukuk düzeninin uluslararası ölçülerde bulunması meşhur firmaları buraya çekiyor. Pazar ekonomisine uzun yıllar önce geçilmesi, madencilik, her türlü sanayi alanında ilerleme kaydedilmesi ve güçlü finans düzeninin kurulması bu ülkeyi cazip hale getiriyor.
 
YENİ ROLLER
 
Afrika’da çokuluslu şirketlerin faaliyet alanları şimdilerde sömürgecilik dönemlerindeki gibi bu kıtaya mamul madde getirip limanlarda boşalan gemilere hammadde yüklenmesinden ibaret değil. Her türlü ihtiyacını büyük oranda yerelden temin edip orada üretip doğrudan o ülkedeki tüketiciye sunma, üretim fazlasını ise yakın komşu ülkelerden başlamak üzere müşterisi bulunan tüm coğrafyalara ihraç etmeye yönelik hale geldi.
 
ÇOKULUSLU ŞİRKET KARŞITLIĞI
 
Afrikalılar arasında hiç de küçümsenemeyecek bir kesim, çokuluslu şirketlerin sadece kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmemeleri sebebiyle her türlü dayatmalarına karşı çıkıyor. Yeraltı ve yerüstünde buldukları her türlü kaynağı son parçasına kadar alıp götürmelerine her gün şahit oluyorlar. Genelde içinden çıkılması zor konulardan biri, bu şirketlerin yerel kadrolarını Afrikalılar’dan seçerek daha makul yaklaşımları deneyenler var. Bu da hem kıta yerlisi şirketlere hem çokuluslulara yerel kadrolara güveni artırıyor. Artık birçok şubenin kıta sorumluları bunların arasından tayin ediliyor.
 
Çokuluslu şirketler ile yerel siyasi dönüşümler arasında ciddi bağlantılar kurulabiliyor ve birçok askeri darbenin perde arkasında bu tür nüfuzların varlığı genelde sorgulanıyor. Kıta ülkelerinde giderek artan şiddet olaylarının ardından nasıl bir etki yaptığı da merak edilen konular arasında. En çok tenkit edilen konulardan biri ise altın dahil olmak üzere bilhassa kıymetli madenlerin yurt dışında çıkarılması sırasında gerekli vergilerin verilmemesidir. Bilhassa Büyük Göller bölgesinde çok sık rastlanılan bir durum.