Titanik’in güvertesinde tartışmaktan vazgeçin

Hakan Güldağ

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 04 Kasım 2021 Perşembe
AA + -

HAKAN GÜLDAĞ
a.hakan.guldag@gmail.com

Şu sıralar geleceğimizi yakından ilgilendiren bir zirve yapılıyor. Glasgow’daki iklim zirvesinden bahsediyorum: COP26.
Zirveyi ele almadan önce durumu bir özetleyelim:

  • Temel sorun küresel ısınmayı durdurmak. 1700’lerin ikinci yarısından sonra şekillenen sanayi devrimine göre 1 dereceden fazla ısındı dünya. Daha net olarak söyleyelim: Dünyanın yüzey sıcaklığı, 1850-1900 arasındaki dönemin 1.1 derece üstüne çıkmış bile. 2 dereceye doğru koşar adım gidiyor.
  • Yapılan hesaplamalar sanayi devrimi sırasında, atmosfere yıllık karbondioksit (CO2) salınımının 15 milyon ton düzeyinde olduğunu gösteriyor. 1880’e gelindiğinde bu düzey yaklaşık 3 kat artarak 42 milyon tona ulaştı. 1950’ye gelindiğinde ise miktar artık 6.1 milyar tondu. 1980’de atmosfere salınan yıllık CO2 emisyonu 19.3 milyar tona, 2019’da ise 36.4 milyar tona tırmandı. Birikimli olarak bakıldığında, 1751’den bu yana ekonomik faaliyetlerimiz nedeniyle ortaya çıkan CO2’nin yarısından fazlasının son 30 yılda atmosfere salındığı görülüyor.
  • 2015 yılındaki Paris İklim Anlaşması, insan eliyle meydana geldiği görüşünde birleşilen bu sıcaklık artışını sınırlamayı hedefliyordu. Paris’te, 2050 yılına kadar 1.5 derecenin altında tutmak ve karbon salınımını da sıfırlamak için anlaşmaya varılmıştı. Ancak bugün gelinen noktada görüldü ki, bunu başarmak çok zor.

ORMAN KAYIPLARI AZALIYOR AMA...

  • Dünyanın ciğerleri olarak kabul edilen ormanlarda yaşanan kayıplar da CO2 ile mücadeleyi zorlaştırdı. 1700-1850 döneminde 19 milyon hektar olarak hesaplanan yıllık ortalama orman kaybı, 1860-1920 döneminde yıllık 30 milyona, 1930-1980 döneminde 115 milyona, 1980-1990 döneminde ise 151 milyon hektara çıktı. Sonrasında çevre bilincinin de gelişmesiyle birlikte kayıplarda bir azalma yaşanıyor. Yine de 2009-2019 döneminde gezegenin CO2 gazını temizleyen ciğerlerinden yılda ortalama 47 milyon hektar düzeyinde kayıp var.
  • Ağustos 2021’de bilim insanları iklim kriziyle ilgili bugüne kadarki en sert ‘resmi’ uyarıyı yaptı. Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli ‘kırmızı’ kodla açıkladığı raporda, ‘küresel ısınmanın korkunç sonuçlarının daha belirgin hale geldiğini’ ilan etti.

KÖTÜMSER TAHMİNLER ARTIYOR

  • Paris İklim Anlaşması’nda mealen “Fabrika bacaları, trafik ve daha pek çok insan faaliyeti nedeniyle ortaya çıkan karbon emisyonlarını durdurmamız lazım. Dünyanın yüzeyi 1.5 dereceyi aşarsa geri döndürülemez bir çevre felaketine sürükleneceğiz” deniliyordu. Anlaşılan radikal önlemler alınsa bile sıcaklıklardaki artışı 1.5 derecede tutmak artık mümkün değil. Tahminler bu yüzyılın sonunda ısınmanın 3 dereceyi bulacağına işaret ediyor.
  • Daha ‘kötümser’ tahminler de var. Hem de bu uyarılar, muhafazakarlığı ve soğukkanlılığı ile tanınan kimi kurumlardan geliyor. Son dönemde yayınlanan bir Chatham House raporu, CO2 üretiminin bugünkü düzeyinde artmaya devam etmesi halinde 2050’ye kadar ortalama sıcaklık artışının 7 dereceye ulaşabileceğini söylüyor. Tabii bu, dünyanın çok büyük bir kısmının yaşanamaz hale gelmesi demek oluyor.

ENERJİDE KÖMÜRÜN AĞIRLIĞI SÜRÜYOR

  • Paris İklim Anlaşması’ndan bu yana dünyada kullanılan enerjinin yapısı değişmedi. Küresel enerji kullanımında, petrol, kömür, doğalgaz gibi fosil yakıtların yüzde 80 olan payı azalmadı. Son verilere göre, dünya elektrik enerjisinin yaklaşık yüzde 35’ini kömürden, yüzde 25’ini doğalgazdan, yüzde 16’sını hidro-elektrik santrallerinden, yüzde 13’ünü rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından, yüzde 9’unu nükleerden, yüzde 3’ünü ise petrolden karşılıyor.
  • Elektrik üretiminde kömür büyük bir paya sahip ve pek hızla azalacak gibi görünmüyor. Kimi ülkelerde toplumsal baskılarla kömür santralleri kapanma eğilimindeyken, Çin ve Hindistan pek gaz kesmiyor. Evet, Çin dış ülkelerde kömür santrali yapılması için finansman sağlamayacağını ilan etti, ancak kendi elektrik üretiminin yüzde 56’sı kömürden. Kömür fiyatlarının son bir yılda yüzde 250 artması sonrasında ise kömür madenciliğini tekrar teşvik etme kararı aldı. Çin’de sayıları bine varan kömür madenlerine yakında 240 tane daha eklenecek. Hindistan’da 280 kömür madeni bulunuyor. 51 yeni kömür madeni de açılıyor.    

Bir bilgi daha vererek bu bölümü kapatalım:
Hâlâ salgın öncesi ekonomik hareketliliğe tam dönülmemiş olmasına rağmen 2021 yılı karbon emisyon oranındaki artış hızı, tarihin en yüksek ikinci seviyesi olacak!

KAYNAK VAR OLMASINA VAR DA...

Öte yandan, Batılı ülkelerin de taahhütlerine sadık olduklarını söylemek pek mümkün değil. Paris İklim Anlaşması’na imza atan gelişmiş ülkeler de verdikleri sözleri tutmadı. En büyük kirletenlere bakınca, geç sanayileşen ülkelerden çok karbon emisyonlarında yine ABD ve Avrupa ülkeleri başı çekiyor. Bugüne kadar birikimli olarak kim en çok karbondioksiti atmosfere saldı diye bakınca, ABD ve Avrupa’nın toplam CO2 hacmindeki payı hâlâ yüzde 55’in üstünde.

Ayrıca, iklim krizini durdurmak için gereken yıllık 4 trilyon dolarlık yatırım konusunda da gelişmiş ülkeler şimdiye kadar ellerini ceplerine pek atmadı. Dahası gelişmekte olan ülkelerin iklim krizi ile mücadeleye daha etkin katılabilmeleri için söz verilen
100 milyar dolarlık fon kurma işi de hayata geçmedi.

Batılı hükümetler acil ihtiyaca rağmen iklim krizini önlemek için gereken kaynağı nereden bulacaklarını tartışmanın ötesine geçemedi. Oysa Avrupa ve ABD’nin toplam CO2 hacmindeki payının yüzde 55 olmasına ilginç bir benzerlikle dünyadaki toplam varlıkların yüzde 55’i de ABD ve Avrupa’da yoğunlaşmış bulunuyor. Credit Suisse’in kısa süre önce açıklanan 2021 Global Varlık Raporu, dünyadaki dolar milyarderlerinin de yüzde 67’sinin ABD ve Avrupa’da olduğunu belirtiyor.

HERKES TOPU BİRBİRİNE ATIYOR

İklim krizi şüpheye yer bırakmayacak kadar açık. Etkilerini de artan biçimde görüyoruz. Bir yanda aşırı yağışlar, bir yanda kuraklık. Bir yanda su baskınları ve seller, bir yanda orman yangınları. Sertleşen hava olayları, hiç görülmedik yerlerde görülmeye başlanan hortumlar, sıklaşan dolu fırtınaları ve daha onlarca işaret...
Felaket tellallığı yapmayı hiç arzu etmem ama görünen köy de kılavuz istemiyor. Su ve gıda krizleri büyük toplumsal istikrarsızlıklara yol açabilir. Kitlesel göçlere ve hatta kaynak savaşlarına neden olabilir. Yıkıcı sonuçlar yaratabilir.

Gelgelelim, ekonomik ve sosyal hayatı giderek daha fazla tehdit eden iklim krizi gerçeğine rağmen anlaşılan Glasgow’daki zirveden ‘konuşmaktan yapmaya geçmemizi sağlayacak’ güçlü adımlar gelmeyecek.

Oysa ihtiyaç, yakar top oyununda olduğu gibi herkesin topu birbirine atarak kendini sıyırmaya çalışması değil. Ne zengin ülkeler bugüne kadar kirlettikleri dünyanın temizlenmesinden kaçabilir ne de gelişmekte olan ülkeler, ‘bana ne, kim kirlettiyse o temizlesin’ aymazlığında olabilir.

Titanik’in güvertesinde laf üretmek yerine, önlem almaya, konuşmaktan yapmaya geçmenin zamanıdır.

KARBON EMİSYONLARININ YARISI 4 ÜLKEDEN

Ekonomik faaliyetlerin sonucu olarak ortaya çıkan karbon salınımının yarısı dört ülkeden geliyor. Bunlar, ABD, Çin, Rusya ve Hindistan.

ABD, Trump döneminde, Obama döneminde imzaladığı Paris Anlaşması’ndan ayrıldı. Biden seçilince 2050 yılı hedefini yeniden kabul etti. Çin ve Rusya ise sıfır karbon salınımı hedefine ulaşma konusunda 2060 yılını belirledi. Hindistan’ın durumu belli değil. Hindistan yönetimi sorunun büyük ölçüde gelişmiş ülkelerden kaynaklandığını vurguluyor. Karbon salınımı hedefinin herkes için aynı olmaması gerektiğini savunuyor.