Afrika da kamu-özel ortaklıklarla kalkınıyor

Prof. Dr. Ahmet Kavas

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 12 Kasım 2021 Cuma
AA + -

PROF. DR. AHMET KAVAS

* Günümüzde her yerde olduğu gibi Afrika’da da kamuya yönelik hizmetleri ve altyapıları finanse etmenin en geçerli yolu, kamu-özel ortaklıkları ile oluyor. Kalkınmada finansmanın en üst seviyeye çıkması için artık dünya genelinde milyar dolarlar değil, trilyon dolarlar konuşuluyor.
 
* Büyük bütçe açıklarıyla karşı karşıya kalan Afrika hükümetlerinin bir kısmı mali boşlukları doldurmak için kamu-özel ortaklıklarına yönelebiliyor. Güney Afrika Cumhuriyeti ve Nijerya, Afrika’nın en büyük ekonomileri olsalar da kamu-özel ortaklıklarında Fas, Ruanda ve Fildişi Sahili öne çıkıyor.
 
21. yüzyıl Afrika’sının en belirgin özellikleri arasında şüphesiz kamu-özel ortaklıklarında ciddi bir artışın gözlemlenmesi olacak. Yine de ülkelerin yeni ortaklıklar kurarken zaman zaman yaşanan örnekleri hafızada tutup ve gerekli tedbiri elden bırakmadan geçmişte yaşanan hatalardan ders almaları gerekiyor. Önemli olan, devletlerin bunları teşvik ederken mali desteklerden yoksun olmamaları, şüpheli olanları ayırt edip işbirliğine girmemeleri, hatta işletmelerin kendilerine şartlarını dayatmalarına da müsaade etmemeleri konusu hayatidir.
 
Her ne olursa olsun kamu-özel ortaklıklarının dünyanın her yerinde olduğu gibi Afrika ülkelerinin de yararlarına sonuçlar verdiği için artık teşvik edildikleri bir dönemi yaşıyoruz. Burada bir diğer önemli husus ise neredeyse her ortamda haklı veya haksız dile getirilen rüşvetten uzak ve devletlerin yararlarına ortaklıkların tercihi önemli.
 
LİBYA ÖNCÜ OLDU
 
Afrika ülkeleri, kamu-özel ortaklıkları olmadan kamunun hizmetine sunulacak altyapı projelerine isteseler de hayatiyet vermeyeceklerini öğrendi. 21. yüzyıl bu kıta için bir milat oldu. İlk denemelerden elde edilen verimli sonuçlar, belli devletlerden diğerlerine de örnek oldu. Bu anlamda yabancı yatırımcı firmaları en fazla çeken ülkelerden birinin, hatta öncüsünün Libya olduğu biliniyor. Sadece kendi sınırları içinde değil, kıtanın farklı ülkelerinde de ciddi altyapı faaliyetlerine daha 1980’li yıllarda girişti. Kendilerini tüm Libyalıların gözünde ispat eden uluslararası şirketlere diğer ülkelerde de ihaleler verildi. Türkiye’nin müteahhitlik alanındaki ilk yurt dışı tecrübeleri Libya’da başladı. Başarılı projeler bu ülkeyi ziyaret eden Afrikalı devlet adamlarının konakladıkları oteller, misafirhaneler, kongre merkezleri ve bilumum altyapı çalışmaları, her geçen gün göz doldurdu. Kıta insanları, iş için Avrupa ülkelerine gitme uğruna ölümü göze alarak nice zorlu yolculuklara çıkıyordu.
 
Oysa ki, Türk müteahhitlerin şantiyelerinde on binlerce kendi vatandaşımıza istihdam sağlandığı gibi özellikle yüz binleri bulan kıta insanı adeta sel gibi bu ülkeye aktı. Yıllarca Türkler Çadlılarla, Nijerlilerle, Malililerle omuz omuza Libya çöllerinde çalıştı. Herkes kazanmaya başlamıştı, artık sadece tüketici konumunda tutulan kitleler çalışıyor ve üretiyordu. Kazançları ile sadece ailelerinin ihtiyaçlarını gidermiyorlar, ülkelerine aktardıkları maddi kaynaklarla da belli bir imkân sağlıyorlardı.
 
ÇİN UYGULAMASI
 
Genel itibarıyla ana hammadde kaynaklarının deposu olarak değerlendirilen Afrika ülkeleri, kamu-özel ortaklıklarını kendi kıtalarında görünce heyecanlandı. Sömürgeci Avrupalılar, arkalarında sadece kendilerine hizmet eden altyapıları kurmakla yetinmişlerdi. Çekildiklerinde, hâlâ işlerine yarayanlarını devrede tutmaya ise özen gösterdiler. 1990’lı yıllarda kıtaya birden abanan özellikle Çin, altyapı yatırımlarına bir taraftan kredi sağlarken, diğer taraftan bunları gerçekleştirirken bir konuda mümkün mertebe hiç taviz vermedi. O da kıtanın en çok ihtiyaç duyduğu istihdamdı. Mühendislerinden ustalarına, işçilerinden hizmetçilerine kadar gerekli insan unsurunu kendi vatandaşlarını getirerek projeleri onlara tamamlattırıyordu. Hatta her bir ülkede sayıları on binleri bulan çalışanlarının her türlü günlük ihtiyaçlarını da Çin’den getiriyordu. Buna rağmen kazan-kazan siyasetini her ortamda üstüne basa basa ifade etmekten bir an bile geri durmadı.
 
ALTYAPI AÇIĞI
 
Afrika’nın birçok ülkesinde altyapı açığı dünyadaki gelişmelerin dışında tutularak iktisadi anlamda büyümenin önündeki en büyük engellerden biri olarak kaldı. Bunu sömürgeciler yapmamışlar; yeni sömürgecilik de öncesini aratmayacak özellikteydi. Bağımsızlık sonrasında da artan darbeler yüzünden kıtada adeta çivi çakılmaz durumdaydı. Çaresinin kamu-özel ortaklıkları olduğu, çoğu seçimlerle iktidara gelen devlet adamlarının kafasına yattı. Tüm sıkıntılar, finansman bulma zorlukları veya verilen ihaleler tamamlanamazsa, bitirilseler bile kullanıma sokulamazsa nasıl olacaktı? Yine de kısa zamanda tereddütlerin yerini teşvikler aldı ve kıtanın her tarafında kamu hizmetlerinin bihakkın yerine getirilmesi gerçeği kaçınılmaz hale geldi.
 
BİRLİKTE KALKINMA    
 
Artık tek başına kalkınan bir ülke yok. Avrupa Birliği mantığı, 2002 yılında Afrika Birliği ile giderek bütünleşen bir kıtanın yolunu açtı. 2010’lu yıllar için kıtanın altyapı ihtiyaçları için öngörülen kaynak 50 milyar dolar civarındaydı. Hissedilen eksiklik yüzünden iktisadi hayatın can damarı olan ulaşım yollarının yeterli olmaması taşıma maliyetlerini iki, hatta üç kat artırabiliyordu. Bunun en doğal neticesi de gerekli ticareti engelliyor olması ve de büyümeyi yavaşlatmasıydı. Senegal’de bugün faal olan otoyol yapılmadan önce başkent Dakar’dan 80 km. uzaktaki Thies kentine 1990’lı yılların başında bile yarım günde gidiliyordu. Şimdi ise yol açıksa en fazla bir saatte gidilebiliyor. Bu da hem zaman israfını hem de araçların yakıt giderlerini azaltıyor.
 
FİNANS KAYNAĞI
 
Afrika’nın dünyanın diğer coğrafyalarından en az 30 yıl geriden kalkınma hamleleri gerçekleştirmesi üzerine yazılı olmayan bir uygulamadan bahsedilir. Birçok Afrikalı devlete kıyasla daha çetin bir coğrafyaya sahip Güney Amerika ülkesi Şili, kamu-özel ortaklıkları için örnek ülkelerden sayılıyor ve bunu 1980’li yılların ortalarından 1990’lı yılların sonuna kadar başarılı şekilde uygulayıp kendi bölgesinde ilk sıraya yükseldiği belirtiliyor.
 
Günümüzde her yerde olduğu gibi Afrika’da da kamuya yönelik hizmetleri ve altyapıları finanse etmenin en geçerli yolu, kamu-özel ortaklıkları vesilesiyle oluyor. Kalkınmada finansmanın en üst seviyeye çıkması için artık dünya genelinde milyar dolarlar değil, trilyon dolarlar konuşuluyor. Haliyle de her yıl farklı ülkeler için 150 milyar dolarlık kamu hizmetlerinde kalkınma için kredi imkanları sunuluyor.
 
TEK ÇARE SANAYİLEŞME
 
Sanayileşme, Sahraaltı Afrika ekonomisinin canlanması için neredeyse tek çare olarak öngörülüyor. Her yıl 30 milyon Afrikalı’nın iş piyasasına girdiği düşünüldüğünde istihdam için en çok ihtiyaç duyulan alan sanayileşme olarak görülüyor. Gelişmiş ülkelerde sanayileşmeye bağlı 3, hatta 4 dolaylı iş kolu hemen kendine alan açarken, henüz gelişme aşamasındakilerde en fazla 2 veya 3 yeni iş kolu ortaya çıkabiliyor. Büyük bütçe açıklarıyla karşı karşıya kalan Afrika hükümetlerinin bir kısmı, mali boşlukları doldurmak için kamu-özel ortaklıklarına yönelebiliyor. Uluslararası Para Fonu’na göre Güney Afrika ve Nijerya, Afrika’nın en büyük ekonomileri olsalar da kamu-özel ortaklıklarında Fas, Ruanda, Fildişi Sahili ve diğerleri öne çıkabiliyor.
 
KOLAY DEĞİL!
 
Kamu-özel ortaklıkları bir ülkede kalkınma varsa uygulanabilir. Ama Sahraaltı Afrika gibi yüzde 85’in kayıt dışı istihdam edildiği ülkelerde bunu yürütmek kolay değil. Güçlü bir sanayileşme başladığında kamunun satın alma gücü artacak. Kıta ülkeleri zenginleştikçe sanayi ürünleri tüketilecek, bunlara gerekli malzemeler temin edilecek, kâr oranları arttıkça taahhütler de karşılanabilecek. Sahraaltı Afrika’da 60 yıldır uygulanan kamu kalkınması yardımı ile ilgili takip edilen siyaset, genelde başarısız bulunuyordu. Kıta ülkelerinin çoğunda sanayi yatırımları hammadde ve tarım ürünlerine bağlı olarak gelişiyor. Çin, epeyce bir dönem Afrika’ya sadece tüketim ürünleri pazarlıyordu. Her şeyden önce kamu-özel ortaklıklarında bir strateji gerekiyor. Elde edilen sermayeyi rastgele dağıtmak değil, verimlilik ile çıktı kaybını önlemek için devamlı istihdam sağlayacak sanayi yatırımları olmalı. Böylece de giderek çeşitlenen ve dolaylı alanlarda da istihdam artışını sağlayabilir.