İklim diplomasisi ve küresel ticaret

Prof. Dr. Kerem Alkin

Paylaş LinkedIn E-posta
Yayınlanma tarihi: 12 Kasım 2021 Cuma
AA + -

PROF. DR. KEREM ALKİN
keremalkin@superonline.com

Birleşmiş Milletler (BM) 26. İklim Değişikliği Zirvesi (COP26), ikinci haftasında da önemli toplantılara ev sahipliği yaparak tamamlanacak. İki hafta süren toplantılardan çıkması beklenen somut sonuçlardan biri, ‘karbon’ konusunun küresel ölçekte nasıl uygulanacağı hususu olacak. AB’nin bayraktarlık ettiği ‘Yeşil Mutabakat’, dünyanın önde gelen ülkeleri arasında ‘sınırda karbon vergilendirmesi’ mi, yoksa ‘karbon fiyatlandırması’ mı, bu konudaki tartışmaları alevlendirecek gibi gözüküyor. Bununla birlikte ABD, Birleşik Krallık, Avustralya ve Japonya gibi önde gelen ülkeler AB’yi ‘karbon fiyatlandırması’ modeli konusunda ikna etmek adına hayli iştahlı gözüküyor.
 
Bu nedenle, ‘küresel vergi reformu’ndaki başarısı sonrasında OECD, küresel ölçekte bir ‘karbon fiyatlandırması mekanizması’nın hayata geçirilmesi hususunda yeni bir görev üstlenebilir.
 
İKLİM SERMAYESİ
 
COP26’dan çıkan bir diğer somut sonuç ise ülkelerin dünya kamuoyu önündeki algıları açısından, bundan sonra her önde gelen ülke için ‘iklim diplomasisi’nin hayli önemli olacağı gerçeği. Bir miktar daha detaylandırmak gerekirse, bir ülkenin mal ve hizmet üretimini başarıyla yürütmesi, bu üretimi ‘düşük karbon’ salınımı ile gerçekleştiriyor olması ve/veya yenilenebilir enerji alanında iddialı atılımlara imza atması yetmeyecek; aynı zamanda, iklimi ve yeryüzünü korumak adına, daha iyi bir gelecek adına ne adımlar attığını dünya kamuoyuna daha güçlü bir şekilde anlatması gerekecek. Çünkü, demokrasi, insan hakları, piyasa ekonomisi gibi alanlarda bir ülkenin başarısı, nasıl ki o ülkenin küresel alandaki algısını doğrudan etkileyen başlıklar olarak öne çıkıyor; bugün de bu önemli başlıklara ‘yeşil devrim ve çevre duyarlılığı’ başlığının da eklendiğine şahit oluyoruz. 30 yıl önce, ülkeler ve şirketler için ‘entelektüel sermaye’ kavramı çok yeni, kimileri açısından çok iddialı, hatta zaman zaman dalga geçilen bir konuydu. Oysa, ülkelerin entelektüel sermaye başarısı, bugün söz konusu ülkeleri inovasyon, yüksek teknoloji üretme kabiliyeti ve dijitalleşme noktasında farklı bir noktaya getirdi. Bu nedenle, önümüzdeki dönemin kritik konu başlığı da ‘iklim sermayesi’ olacak.
 
YENİ NESİL TİCARET SAVAŞLARI
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirttiği gibi bir ülkenin su zenginliğini, verimli topraklarını, havasını yüksek kalitede ve kapasitede koruma becerisi ve küresel iklim değişikliğini önlemeye yönelik her adımı, her projesi, her başarısı söz konusu ülkenin ‘iklim sermayesi’ne yönelik olağanüstü kıymetli bir birikim gerçekleştirmesini sağlayacak. Ve iklim sermayesine yönelik başarı da ülkenin küresel algısını güçlendirmesi suretiyle aynı zamanda küresel ticaretteki becerilerini de olumlu yönde etkileyecek. ‘Çevre’ye ve ‘iklim sermayesi’ne gereken özeni gösteren ülkelerin ürünleri, hizmetleri daha fazla talep ediliyor olacak. Türkiye’nin mal ve hizmet ihracatında ardı ardına kırdığı Cumhuriyet tarihi rekorlarını önce 250 milyar dolara; 10 yıl içerisinde ise 500 milyar dolara taşımasının en kritik sacayaklarından birini ‘iklim diplomasisi’ ve ‘iklim sermayesi’ başarısı oluşturacak. Türkiye, ‘yeni nesil ticaret savaşları’nı aşacak ise bunun en vazgeçilmez silahı ‘iklim diplomasisi’ olacak.
 
Bu noktada, geçtiğimiz cuma son ermiş olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Zirvesi (COP26), ‘iklim krizi’ ifadesinin ötesinde, ‘iklim diplomasisi’, ‘iklim sermayesi’ ve ‘iklim güvenliği’ gibi kavramları daha da önceliklendiren, hayli iddialı bir iklim farkındalığını dünya kamuoyunun gündemine taşıdı. Bununla birlikte, iki haftalık ‘iklim maratonu’nda çok sayıda ülkenin dile getirdiği taahhütler ve pek çok ülkenin altına imza attığı ortak projelerin hayata geçirilmesi konusunda hâlâ dünya vatandaşlarının genişçe bir bölümünün endişeleri söz konusu. Bu nedenle, ‘iklim güvenliği’ne yönelik tüm verilen sözlere rağmen COP26 Zirvesi umut kadar umutsuzluğu da tetikleyen bir tablo ile son eriyor.
 
‘İKLİM GÜVENLİĞİ’, ANCAK SICAKLIK ARTIŞI
 
1.5 derece ile sınırlı tutulabilir ise mümkün gözüküyor. Oysa, mevcut verilere dayalı projeksiyonlar, yeryüzünün bir ‘iklim krizi’ne doludizgin koşmaya devam ettiğini gösteriyor. 2100’de yeryüzü sıcaklık artışının 2.7 derece ulaşacağı yönündeki projeksiyonlar, birçok önde gelen araştırma kurumu tarafından da destekleniyor. Önümüzdeki 10 yıl, yeryüzünün ‘iklim güvenliği’ ile ‘iklim krizi’ kavramları arasında gidip geleceği zorlu bir etaba işaret ediyor.